YOKLUĞUN İÇİNDEN DOĞAN İHLASLI BİR HAYAT
Rahim Küçüktopal, 1940 yılında Konya’nın Araplar mahallesinde dünyaya gözlerini açtı. Esasen Sedirlerli olan, ayağı topal olmasına rağmen ihlasıyla ve durmak bilmeyen azmiyle çalışan bir babanın evladıydı. Türkiye’nin nüfusunun henüz 17 milyon olduğu, yolların toz toprak içinde kaldığı ve ekmeğin bile zor bulunduğu o büyük yokluk yıllarında büyüdü. İlkokulu bitirir bitirmez, 1952 yılında elinde sadece bir el bıçkısı, bir keser ve bir önlükle marangoz çırağı olarak mesleğe ilk adımını attı. Çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa giden yolda iş ahlakını ve büyüklere saygıyı en büyük şiarı edindi. Zamanla inşaat sektörüne adım atarak Arifhan Yurdu, Gençlik İlkokulu, Veysel Karani, Bedir ve Şifa Kur'an Kursları gibi pek Quarter hayır eserinin yapımında bizzat alın teri döktü.
ALMANYA YILLARI VE AĞIR SANAYİ VİZYONU
Üç çocuğuyla birlikte yaşadığı geçim sıkıntısı ve yokluk nedeniyle, dönemin birçok Türk işçisi gibi 1968 yılında Almanya’nın yolunu tuttu. 1975 yılına kadar süren bu Avrupa serüveninde marangozluk ve inşaat ustası olarak çalışırken, Almanların milim hesabı yapan disiplinli işçiliğinden ve teknik bilgisinden çok önemli dersler çıkardı. Küçüktopal o yılları, “Almanya’yı Almanya yapan Türkler idi ama adamlarda teknik bilgi vardı. Bizim de ülkemiz için çalışmamız gerekiyor. Aç yatacağız ama ülkemizi kalkındıracağız” sözleriyle özetliyordu.
Almanya dönüşünde babasıyla kamyonculuk da dahil olmak üzere dürüstçe yapılacak her işi omuzlayan Küçüktopal, 1988 yılında preshane açarak sanayide kalıcı bir dönemin kapısını araladı. Bu süreç kendisinin, Necmettin Erbakan Hoca'nın başlattığı ağır sanayi hamlesine yakından şahitlik etmesini ve memleketin kurtuluşunun üretimde olduğunu savunmasını sağladı.
Oğlu Osman Küçüktopal, babasının bu vizyoner kimliğini ve kendilerine açtığı ufku şu cümlelerle dile getiriyor: "Babam Rahim Küçüktopal, 1968 ile 1975 yılları arasında Almanya'da çalışmış bir Türk işçisiydi. O yıllarda Avrupa’yı görmüş; oradaki üretim kalitesini ve vizyonu Türkiye'ye taşımış bir insandı. Üretim üzerine olan vizyonu ve nasihatleri çok güçlüydü. Kendisi, Türkiye'deki ağır sanayi hamlesine şahitlik yapmış bir Erbakan Hoca talebesiydi diyebiliriz. Alaylı olmasına rağmen, o beş yıllık Avrupa hayatı zihninde birçok şeyin oluşmasını sağlamış ve onu yetiştirmişti. Erbakan Hoca'yı çok iyi anladığını, memleketin kurtuluşunun da Hoca'nın ağır sanayi hamlesinde olduğunu hep söylerdi; bizi de bu vizyon doğrultusunda yetiştirdi. Bu vizyondan ne kadar istifade ettiğimizi, kendimizi ne kadar yetiştirdiğimizi bundan sonra daha iyi göreceğiz. Çünkü artık onun yokluğuyla ve nasihatleriyle baş başayız. İnşallah onun gölgesinde iyi yetiştiğimizi düşünüyoruz, bunu zaman gösterecek. Babam vizyon sahibiydi ve bizleri serbest bırakarak ileriye taşıyan bir büyüğümüz, köşe taşımızdı."
GENÇLİĞE VE ÜMMETE ADANMIŞ 40 YIL
Sanayici kimliğinin ötesinde Rahim Küçüktopal, yaklaşık 40 yıl boyunca Millî Görüş'e ve vakıf çalışmalarına karşılık beklemeden fiilen hizmet etti. Kendi iş yerine sadece 15 günde veya ayda bir uğrar, işlerin işleyişini denetledikten sonra kalan tüm zamanını Millî Gençlik Vakfına, Kur'an kurslarına, yurtlara ve talebe yetiştirmeye adardı. Veysel Karani ve Yaylapınar yatılı kız Kur'an kurslarının hem kuruculuğunu hem de yönetimini üstlenerek; binaların temelinden iç donanımına, öğrencilerin mutfağından eğitimine kadar her ayrıntıyla tek tek ilgilendi.
Gençleri geleceğin mimarı olarak gören "Rahim Amca"nın vizyonunu ve adanmış ömrünü oğlu Osman Küçüktopal şu sözlerle anlatıyor: "Babam, sanayicilik yönünün yanı sıra, yaklaşık 40 yıl boyunca Millî Görüş'e fiilen, fisebilillah (Allah rızası için) hizmet etmiş bir insandı. İş yerine 15 günde veya ayda bir uğrar, bizi denetler, yarım günlük bir mesai harcar ve bizimle bağını koparmadan geri kalan tüm zamanını vakıf çalışmalarına, Millî Gençlik Vakfı’na, Kur'an kurslarına ve siyasi çalışmalara adardı. Siyasi hizmetlerin haricinde, seçim dönemlerinde bile 6-7 ay yoğun çalıştıktan sonra yine kendini talebe yetiştirmeye vakfederdi. Babam tam bir görev adamıydı ve talebelerle ilişkileri çok iyiydi. Onları parklara götürmeyi çok severdi, görevden hiçbir zaman kaçmazdı."
Babasının ümmet coğrafyasına bakışını ve Türkiye’nin üstlendiği misyona dair inancını ise şu ifadelerle alıntılıyor Osman Küçüktopal: "Türkiye'nin tekrar Osmanlı ve Selçuklu gibi büyük bir güç olacağına, Erbakan Hoca'nın dediği gibi İslam Birliği'ni ve İslam Ekonomi Birliği'ni kuracağına inanırdı. Bunun için çok çalışılması gerektiğini savunur; 'Türkiye kurtulursa dünya kurtulur, Türkiye siyasetindeki başarılar tüm yeryüzündeki Müslümanların kurtuluşudur' derdi. Özetle, 'Türkiye kurtulursa ümmet kurtulur, İslam yeryüzüne hâkim olur' düşüncesine sahipti."
"İŞÇİSİNE VE İNSANA DEĞER VERİRDİ"
Gerek işletmesinde çalışan işçilerine verdiği büyük değer, gerekse ömrü boyunca taviz vermediği doğruluk ilkesi Rahim Küçüktopal'ı toplumun her kesiminde saygın bir isim haline getirdi. İşçisinin hakkını her zaman gözeten, maaşlarını eksiksiz ve yüksek meblağlarda ödeyen Küçüktopal, yalanı ve tembelliği ise asla kabul etmezdi.
Osman Küçüktopal, babasının insan sarraflığını, çalışanlarıyla kurduğu özel hukuku ve tavizsiz ahlak ilkelerini şu şekilde paylaşıyor: "Babam özetle insana insan olduğu için değer verirdi. Makamlar ve mevkiler onun için ikinci, üçüncü plandaydı; dürüstlük her zaman ön plandaydı. Çalışanın kaytarmasını hiç sevmezdi. Kendisi gençliğinde de olgunluk yaşlarında da çok yüksek performansla çalışırdı. İşini güzel yapan insanları çok severdi; o sevgi ve muhabbet onun için ücretle mukayese edilemezdi. Bir insan hak ediyorsa 'Buna daha fazla verin, bu hak ediyor' diyerek emeği ön plana çıkarırdı. Çalışanın performansı ve yaptığı işin kalitesi babamı en çok mutlu eden şeydi. Onunla çalışmak hem kolay hem zordu; çünkü kaliteye ve performansa çok önem verirdi. İşini iyi yapan insanı ise kendinden ayırmaz, ne yerse onu yedirir, ihtiyaçlarını fazlasıyla giderirdi. İşine sadık, kaytarmayan ve kaliteli iş çıkaran insanlar onun favori insanlarıydı. Ayrıca yalan söylenmemesi onun için en önemli kuraldı. Hayatı boyunca yalanını görmediği insanlara daha çok bağlanır, 'Bu çocuk hiç yalan söylemez, ne dediyse doğrudur, aman oğlum buna sahip çıkın' derdi. Ölçüleri ve koordinatları net bir insandı; yanındakini her zaman kollar ve sahip çıkardı."
Vefatının ardından Türkiye'nin dört bir yanından gelen telefonlar ve taziye mesajları, yetiştirdiği nesillerin ona duyduğu büyük vefayı gözler önüne serdi. Osman Küçüktopal, bu vefa tablosunu şu sözlerle özetliyor: "1990'lı ve 2000'li yıllar arasında Arifan Yurdu'nda, MGV'nin diğer yerlerinde ve evlerinde yetişen, şu anda devletin değişik kademelerinde görev yapan birçok insan var. Onlarla yazılı bir şecere veya kâğıt üzerinde bir irtibat tutmazdı; ancak onlar babamı arayıp kendilerini hatırlattıklarında, babam da esprili bir dille 'Maşallah, değişmişsin' diyerek onları sevgiyle karşılardı. Savcı, başhekim, hukukçu olmuş, memleketin çok kıymetli yerlerinde görev yapan birçok talebesi cenazesine katıldı veya taziyede bulundu. Babam, gençleri geleceğin mimarı ve memleketin kurtuluşu olarak görürdü. Sohbetlerinde hep 'Gençliği kurtardık mı her şeyi kurtarırız' derdi. Yetiştirdiği insanların vefası, bu vizyonunun ne kadar doğru olduğunu net bir şekilde gösterdi."
EN BÜYÜK MİRAS: TAVİZSİZ BİR MÜCADELE RUHU
Hayatı boyunca "keşke" kelimesine yer vermeyen, hatalarından ders çıkararak hep ileriye bakan Rahim Küçüktopal’ın evlatlarına, torunlarına ve tüm Konya sanayisine bıraktığı en büyük miras hiç şüphesiz pes etmeyen bir azim oldu.
Babasının yokluğunda onun açtığı yoldan katma değer üretmeye, bilginin gücüne inanarak Ar-Ge yapmaya kararlılıkla devam edeceklerini belirten Osman Küçüktopal, babasının kendilerine aşıladığı ölümsüz mücadele ruhunu onun kendi sözleriyle hafızalara kazıyor: "Son on yıldır Ar-Ge’ye ve bilgiye çok değer veriyoruz; bu konunun üzerinde çok yoğunlaştık. Bilginin büyük bir güç olduğuna; insanlığın kurtuluşu, ekonomi ve sanayi açısından kritik önem taşıdığına inanıyoruz. Türkiye'nin geldiği konumda Ar-Ge’yi ve bilgiyi çok önemsiyor, bunun için maddi imkânlarımızı seferber ediyoruz. Babamın hayatında 'keşke' kelimesi yoktu. Hatalardan ders çıkartıp yola devam ederdi; pes etmek nedir bilmezdi. Bize bıraktığı en büyük miras mücadeleye devam etmektir. 'Mücadelede iki adım geri, beş adım ileri gidilebilir. Geri adım attığınız zaman hiçbir zaman üzülmeyin; oradan büyük bir ders çıkartın ve nerede hata yaptığınızı görün. O hatalar sizi ileride daha uzun mesafelere götürür' derdi. Bize kısacası mücadeleyi hiçbir zaman bırakmamayı öğretti. 'Mücadele insanlığın kurtuluşudur; bulunduğunuz yerde, hangi işle meşgul oluyorsanız olun, başarıya ulaşmak için mücadeleden geri kalmayın' derdi. Bizlere bıraktığı en büyük miras, tavizsiz bir mücadele ruhu oldu."
İşçilerine daima kol kanat geren, dava yolunda mücadeleden geri durmayan, memleket için insan bakiyesi yetiştiren Konya’nın “Rahim Amca”sı Rahim Küçüktopal’ın mekânı cennet, makamı âli olsun.