Orta Doğu’da suların durulmadığı bir dönemde, Kudüs’te tansiyonu en üst seviyeye çıkaran yeni bir gelişme yaşandı.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İsrailli radikal grupların güvenlik güçlerinin gözetiminde Mescid-i Aksa külliyesine gerçekleştirdiği baskına ilişkin yazılı bir açıklama yaparak duruma çok sert tepki gösterdi. Dini mekanların dokunulmazlığını ihlal eden ve kutsal mabetlerin tarihi statüsünü hiçe sayan bu girişimi sert bir dille lanetleyen Çelik, yaşananların kabul edilemez olduğunu ifade etti.
Harem-i Şerif’in manevi iklimine ve asırlardır korunan hukuki durumuna yönelik bu adımın bölgedeki hassas dengeleri sarstığını belirten AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İsrail makamlarının koruması altında yürütülen bu tür eylemlerin bölgesel gerilimi tırmandıran son derece tehlikeli hamleler olduğunun altını çizdi.
“PROVOKASYONLAR DERHAL SON BULMALI”
Yapılan açıklamada Mescid-i Aksa’nın tüm İslam alemi için ifade ettiği mukaddes anlama dikkat çekildi. Kutsal mekânın dokunulmazlığının çiğnenmesinin hiçbir koşulda sineye çekilemeyeceğini vurgulayan Ömer Çelik, Mescid-i Aksa’nın Müslümanların kırmızı çizgisi olduğunu hatırlattı. Bu tür eylemlerin münferit vakalar olmadığını, aksine belirli bir plan çerçevesinde yürütülen sistematik bir politikanın tezahürü olduğunu dile getiren Çelik, İsrail yönetiminin bu saldırılara derhal son vermesi gerektiğini ifade etti.
İsrail güvenlik güçlerinin radikal gruplara alan açmasının ve bu baskınlara göz yummasının bölgedeki barış ve istikrar zeminini tamamen tahrip ettiği belirtildi. Kutsal mekanlara yönelik saygısızlığın durdurulması için adli ve idari sorumluların vakit kaybetmeksizin hareket etmesi gerektiği kaydedildi.
KÜRESEL TOPLUMA VE HUKUK KURUMLARINA ACİL ÇAĞRI
Gelişmelerin ardından AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, uluslararası toplumu ve küresel aktörleri göreve davet etti. Kudüs’teki kutsal alanların tarihi ve hukuki statüsünün muhafaza edilmesi adına somut adımların atılması gerektiği belirtilirken, uluslararası hukukun çiğnenmesine karşı net bir duruş sergilenmesi çağrısında bulunuldu. Küresel diplomasinin ve uluslararası kurumların bu tehlikeli sürece karşı sadece izleyici kalmaması gerektiği vurgulanırken, Harem-i Şerif’in masuniyetini korumak adına uluslararası denetim mekanizmalarının ve hukuki yaptırımların devreye girmesinin şart olduğu ifade edildi.




