banner5

                                                  

İsraf genel olarak inanç, söz ve davranışta dinin, akıl veya örfün uygun gördüğü ölçülerin dışına çıkmayı, özellikle mal veya imkânları meşru olmayan amaçlar için saçıp savurmayı ifade eder.

İsraf eden kişiye müsrif denir. Dinin, âdetlerin ve insanlığın gerekli kıldığı yerlere gerekli gördüğü ölçüde harcamak cömertlik, bu ölçülerin altına düşmek cimrilik, bunların üstünde harcamada bulunmak ise israftır.

Yüce Allah, bu konuda mü’minleri şöyle vasıflandırır: “Onlar sarf ettikleri zaman ne israf ederler, ne de cimrilik ederler. İkisi arasında orta bir yol tutarlar.” (Furkan 67)

Maddî ve mânevî imkânları Allah’ın insanlara bağışladığı birer emanet sayan İslâm dini, bunları Allah’ın rızasını kazanmaya ve insanlara mutluluk getirmeye elverişli yerlerde kullanmayı emreder, toplumda kıskançlık doğuran gösteriş tüketimini de yasaklar ve hoş karşılamaz.

Dinen haram kılınan maddelerle lüks sayılanların tüketimi israf olduğu gibi helâl kabul edilen maddelerin günün icaplarına göre ihtiyaçtan fazla tüketimi de duruma göre haram veya mekruh sayılmıştır.

Beşerî ihtiyaçlar sınırlıdır, arzu ve ihtiraslar ise sınırsızdır. Yalnız nefsani arzuların tatmini için yapılan aşırı tüketim israftır.

Malı, dinin uygun görmediği yerlere dağıtmak israftır. İsraf; malı helak etmek, faydasız hâle getirmek, faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir.

Yüce Allah şöyle buyurdu: “Eli sıkı olma, büsbütün de açıp saçma. (israf etme) Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.” (İsra 29)

Hadis-i şerifte de şöyle buyuruldu: “İktisat eden zenginleşir, israf eden fakirleşir.”

İsraf etmemeli, cimri de olmamalı. Makbul olan bunun ortasını bulmaktır. Buna iktisat etmek denir. Müslümanın ölçüsü bu olmalıdır.

Yine bir Hadis-i şerifte şöyle buyuruldu:

“Kıyamette herkes, şu dört suale cevap vermedikçe hesaptan kurtulamaz:

1- Ömrünü nasıl geçirdi?

2- İlmi ile nasıl amel etti?

3- Malını nereden, nasıl kazandı ve nerelere harcadı?

4- Cismini, bedenini nerede yordu, hırpaladı?”

Dinimizde, abes olan lüzumsuz şeyleri yapmak caiz değildir. Şayet dünyadaki herkesin boşa harcadığı zaman, enerji ve emek hesaplansa, dünyada açlık ve yokluk içinde kıvranan milyonlarca insanın ihtiyaçlarına kâfi gelebilecek zaruri meta üretilebilirdi.

İsrafın miktarı ne olursa olsun zararı büyüktür. Küçük sanılan şeyler, yan yana geldiği zaman büyük rakamlar, büyük değerler ortaya çıkar. “Damlaya damlaya göl olur” atasözü bunu ifade eder.

Allahu Teâlâ, semavi dinlerin hepsinde kötü bir huy olan israfı yasak etmiştir. Dinimizin israfı yasaklamasında insanların saadeti, refahı, adaleti yatmaktadır.

Allahu teâlâ buyuruyor ki: “Yiyin, için, fakat israf etmeyin! Allah israf edenleri sevmez.” (Araf 31)

Yine Allah; “İsraf etme! İsraf edenler, şeytanların kardeşleridir” buyurmaktadır. (İsra 26, 27)

İsrafın haram olmasının en önemli sebebi, malın Allah’ın verdiği bir nimet ve emanet olmasıdır. İsraf; malı helak etmek, faydasız hâle getirmek, mübah olan işlerde bile faydalı olmayacak şekilde sarf etmektir.

Giyim eşyalarını iyi ve düzgün kullanmamak, onları kasten yırtmak, onları yıkarken suyu, deterjanı çok harcamak, elektriği, tüp gazı boş yere yakmak israftır.

Malı denize, kuyuya, ateşe atmak, onu kullanılmayacak hâle sokmak, kırmak, kesmek, ağaçtan meyveyi toplamayıp çürütmek, tarlayı hasat etmeyip, ekinin helak olmasına sebep olmak israftır.

Meyve ve ekin toplandıktan sonra, bunları iyi saklamayıp kendiliklerinden bozulmaları veya nem alarak çürümeleri veya kurt, güve, fare ve benzeri canlıların yemelerine sebep olmak israftır.

Ekmeği çöpe atmak, yemek artıklarını dökmek, çatalı, kaşığı, tabağı sıyırıp yemeden önce, kapları yıkamak israftır. Sofra bezi ve masa üstüne düşen ekmek ve yemek kırıntılarını toplamayıp atmak da israftır. Bu kırıntıları hiç değilse toplayıp kedi, köpek, koyun, sığır, kuş, tavuk gibi hayvanlara vermek gerekir.

Fasulye, pirinç, nohut gibi şeyleri yıkarken dökülenleri toplamamak israftır.

Bunlara dikkat etmek ve uygulamak, insanı israftan kurtardığı gibi, kibir ve riyayı giderir, berekete kavuşturur.

Acıkmadan yemek veya doyduktan sonra fazla yemek de israftır.

Abdestte ve gusülde, lüzumundan fazla su kullanmak da israftır.

Yemekte, içmekte orta yolu gözetmeli. Gevşeklik verecek ve sıhhati bozacak kadar çok yememeli, ibadet edemeyecek veya güçsüz kalacak kadar da az yememeli, orta yol tercih edilmelidir.

Sefahat yani zevk ve eğlence düşkünlüğü,  israfın ne olduğunu bilmemek, riya ve gösteriş yapmak ve İslamiyet’i gözetmemek gibi davranışlar israfa sebep olmaktadır. İsraftan kurtulmanın yolu israfın zararlarını bilmek ve israfa sebep olan davranışları terk etmektir.

Son olarak; ömrü boş geçirmek en büyük israftır. Elimizde bulunan maddi, manevi, canlı, cansız emanetleri muhafaza etmemek israftır. Hele insanın eğitiminde, onun varlıkların en şereflisi olması istikametinde yetiştirilmeyip ziyan edilmesi, israfların en büyüğüdür.

İsraf konusunda üstad Cengiz Numanoğlu’nun şu beyitlerini de okuyalım.

Eğer ki bir israf var ise sende,

Şeytanın pençesi bil ki ensende.

İsrafa teşvik etmek şeytanların işidir,

Bil ki israf edenler şeytanın kardeşidir.

Geçim sıkıntısını kaderine yükleme,

Sende bu israf varken bereketi bekleme.

Üstadın, yukarıda geçen ayet ve hadislere son derece uyumlu olan bu güzel beyitleri üzerinde düşünmeli ve davranışlarımıza bunlara göre yön vermeliyiz. Sağlıklı ve mutlu yarınlar efendim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.