Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Şafak Arslan, AA muhabirine, her yıl 2 Şubat’ta kutlanan günün sulak alanlara yönelik farkındalık oluşturmak, bu alanlardaki biyoçeşitliliği ve kültürel değerleri görünür kılmak amacıyla kabul edildiğini söyledi.
Her yıl farklı belirlenen bu yılın temasının ise "kültürel miras ve geleneksel bilgi" olduğunu aktaran Arslan, bu temanın, uzun süredir dile getirdikleri temel bir gerçeğe işaret ettiğini kaydetti.
Arslan, sulak alanların insanlık tarihinin en eski yerleşim alanları arasında yer aldığını dile getirerek, "İnsanlar yerleşik hayata geçtiğinden bu yana suyun olduğu, sulak alanların bulunduğu bölgelerde yaşamayı tercih etti. Sulak alanlar ile insanlar arasında tarihsel bir etkileşim ve birlikte gelişmiş bir yaşam biçimi söz konusu." dedi.
Sulak alanların kültürel miras ve geleneksel üretim biçimleri açısından da büyük önem taşıdığına dikkati çeken Arslan, "Bu alanlarda nesilden nesile aktarılan kadim bilgiler bulunuyor. Sulak alanların çevresinde yaşayan toplumlar, yüzyıllar boyunca suyu, toprağı ve üretimi doğayla uyumlu şekilde kullanmayı başardı. Bu bilgi bugün kayboldukça, sulak alanlar da hızla yok oluyor." diye konuştu.

- "Sulak alanlar, ormanlar ve okyanuslar gibi karbon yutak alanları"
Arslan, sulak alanların barındırdığı zengin biyoçeşitlilik, farklı habitat tiplerini bir arada bulundurması ve karbon yutak alanları olarak kabul edilmesi nedeniyle temel ekosistemler arasında yer aldığını, bu alanların iklim değişikliğiyle mücadelede kilit rol üstlendiğini vurguladı.
Özellikle turbalıkların çok yüksek karbon tutma kapasitesine sahip olduğunun altını çizen Arslan, "Sulak alanlar, ormanlar ve okyanuslar gibi karbon yutak alanlarıdır. Turbalıklar, insan faaliyetleriyle atmosfere salınan fazla karbonu bünyesinde tutarak iklim değişikliğinin etkilerini azaltır." bilgisini verdi.
Kuraklık riskinin artmasının temel nedenlerinden birinin sulak alanların kaybı olduğunu dile getiren Arslan, sulak alanların yok olmasının su döngüsünü bozduğunu belirtti.
- "Kuraklık riski sulak alan kaybıyla doğrudan bağlantılı"
Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Arslan, sulak alanların kaybından sonra kuraklık riski daha belirgin hale geldiğine işaret ederek, "Oysa bu alanların korunduğu ve alanlarını genişlettiği bölgelerde kuraklıkla doğal bir denge kurulabiliyor. Kuraklık riski sulak alan kaybıyla doğrudan bağlantılı." dedi.
Yeraltı sularının plansız ve yasa dışı şekilde çekilmesinin de sulak alanlar üzerindeki baskıyı artırdığını aktaran Arslan, bu durumun yüzey sularının beslenmesini engellediğini, obruk oluşumlarına ve kalıcı çevresel hasarlara yol açtığını ifade etti.
Arslan, sulak alanların yalnızca göllerden oluşmadığını, kıyı deltaları, iç su gölleri, tuzlu ve tatlı göller, ıslak çayırlar, nehir sistemleri ve taşkın alanlarının da sulak alan ekosistemleri içinde yer aldığını kaydetti.
Bu alanların çok zengin bir biyoçeşitliliğe sahip olduğunu, su kuşları, yusufçuklar ve kız böcekleri gibi hassas ve gösterge türlerin bu alanlara bağımlı yaşadığını, endemik ve nadir bitki türlerinin de sulak alanlarda yayılış gösterdiğini belirten Arslan, bir sulak alanın kuruması ya da yapısının bozulmasının, beslenme, barınma ve su ihtiyacını karşılayamayan türlerin alanı terk etmesine veya yok olmasına neden olduğunu, bunun ekosistemdeki tüm zinciri etkilediğini dile getirdi.




