Yıllar önce Bulgaristan’dan Türkiye’ye uzanan zorlu göç yolculuğunun ardından Çumra’ya yerleşen Merhum Mehmet Ballı’nın Çumra’nın Bakkalbaşı Mahallesi’nde tamamen kendi imkânlarıyla inşa ettiği devasa kar kuyusu, ilçenin hafızasında derin izler bırakmaya devam ediyor. 1940’lı yıllarda dondurmacılık yapan Ballı’nın yaz sıcağında kar saklayabilmek amacıyla hayata geçirdiği bu yapı, dönemin teknik imkânsızlıklarına rağmen sergilenen üstün Anadolu girişimciliğinin ve zekâsının en somut örnekleri arasında gösteriliyor. Günümüzde imar planlamaları çerçevesinde yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalan bu tarihî yapının, mahalle sakinleri ve mirasçıları tarafından gelecek nesillere aktarılması isteniyor.

(Fotoğraf: Kuyunun bulunduğu arsanın mirasçılarından Ali Ballı)
DÖNEMİN MÜHENDİSLERİNİ HAYRETE DÜŞÜREN SIRA DIŞI İNŞA TEKNİKLERİ
Yapının inşa sürecini ve arkasındaki üstün gayreti aktaran Mehmet Ballı’nın oğlu Ali Ballı, babasının o dönemde uzman mühendislerin dahi imkânsız gözüyle baktığı bir tasarımı tek başına gerçeğe dönüştürdüğünü belirtiyor. Projenin başlangıcında toprağın yaklaşık 7 metre derinliğine inilerek geniş bir oyuk oluşturulduğunu dile getiren Ballı, kuyunun üst kısmının ise ısı yalıtımını sağlamak amacıyla özel bir kümbet şeklinde örüldüğünü vurguluyor.

(Fotoğraf: Kuyuyu yaptıran merhum Mehmet Ballı)
Geleneksel su kuyularından çok farklı olarak içerisine rahatlıkla insanların girip çıkabildiği devasa bir depolama alanı şeklinde tasarlanan bu kuyu, ilerleyen yıllarda artan ihtiyaca paralel olarak taban kısmının genişletilmesiyle daha da büyük bir hacme ulaştırıldı. O yılların nakliye imkânlarıyla yapılan hesaplamalara göre, mimari harikası bu yapının içini doldurabilmek için tam 25 kamyon kar gerekiyordu. Toros Dağları’nın yüksek kesimlerinden güçlükle getirilen kütleler, yapının üst bölümüne yerleştirilen özel pencere sayesinde hiç zorlanmadan içeriye aktarılabiliyordu.

ELEKTRİĞİN OLMADIĞI DÖNEMDE ÇUMRA OVASINDA DOĞAL BUZDOLABI!
Kar kuyusunun yapımındaki temel amacın o yıllarda imal edilen dondurmaların bozulmadan muhafaza edilmesi olduğunu ifade eden Ali Ballı, yapının fonksiyonel tasarımı sayesinde hava akımını tamamen kestiğini ve karın en sıcak yaz günlerinde dahi erimeden kalabildiğini dile getiriyor. Çumra gibi karasal iklimin ve yakıcı yaz sıcaklarının hüküm sürdüğü bir ova ilçesinde yazın ortasında kar muhafaza edebilmenin o dönem için hayret verici bir olay kabul edildiğini kaydeden Ballı, babasının bu yapıyı sadece ticari amaçla kullanmadığını da sözlerine ekliyor.

Toplumsal dayanışmanın en güzel örneklerinden birine sahne olan bu kuyu, mahallede hayvanı telef olan ya da elindeki eti muhafaza edecek yeri bulunmayan vatandaşlar için de ücretsiz bir soğuk hava deposu işlevi gördü. Yapının zemin kısmının tamamen doğal topraktan oluşması ise eriyen az miktardaki suyun kendiliğinden tahliye edilmesini sağlayarak muazzam bir mühendislik dengesi oluşturdu. Yaklaşık çeyrek asır boyunca aktif olarak hizmet veren ve 1975’li yıllara kadar tazeliğini koruyan kuyu, sonraki dönemlerde ise mantar yetiştiriciliği gibi alternatif üretim alanlarında kullanılarak işlevselliğini sürdürdü.

YARIM ASIRLIK TARİHÎ YAPI RESTORE EDİLEREK MÜZE HALİNE GETİRİLEBİLİR Mİ?
Bugün gelinen noktada İmar Kanunu 18. madde uygulaması kapsamında Çumra Belediyesi tarafından yapılan çalışmaları kapsamında, tarihî yapının bulunduğu arazi üzerine ilkokul ve çevre düzenlemesi yapılması planlanıyor. Yarım asırdan fazla süredir tüm olumsuz çevre koşullarına rağmen ayakta kalmayı başaran bu değerli mirasın yıkılma ihtimali ise ailesini ve yöre halkını derinden üzüyor.
Eşine benzerine sadece müze kentlerde rastlanabilecek kadar özel olan bu yapının yok olmasını istemediklerini dile getiren Ali Ballı, söz konusu alanın sadece ailevi bir hatıra taşımadığını, aynı zamanda ilçenin sosyo-kültürel tarihini yansıtan bir kültür mirası olduğunu ifade ediyor. Türkiye genelinde bu ölçekte ve bu mimari yapıda muhafaza edilmiş örneklerin parmakla gösterilecek kadar az olduğuna dikkat çeken Ballı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü, Konya İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, Konya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Müdürlüğü başta olmak üzere yetkililere çağrıda bulunarak yapının yıkılmak yerine restore edilmesini, eğitim alanı projesiyle entegre edilerek yerel bir müze veya etnografik değer olarak bölgeye kazandırılmasını talep ediyor.






