Türkiye’nin ev sahipliğinde ve dönem başkanlığında Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31), sadece küresel bir iklim zirvesi olmanın ötesinde ülke ekonomisi için stratejik bir anlam taşıyor. Sürdürülebilir Kalkınma, Karbon Piyasaları ve İleri Teknolojiler Uzmanı Dr. Gözde Koygun, yaklaşan zirvenin sanayiden ihracata, enerji dönüşümünden karbon piyasalarına kadar pek çok alanı doğrudan şekillendireceğini vurguladı. Küresel ticaretin kurallarının baştan yazıldığı bu yeni dönemde karbon emisyonu, çevresel bir veri olmanın ötesine geçerek ürünlerin pazar gücünü belirleyen temel bir ekonomik değere dönüşüyor.

DR. GÖZDE KOYGUN: "KARBON ARTIK TİCARETİN YENİ PARA BİRİMİ"
Yeni uluslararası ticaret sisteminde rekabet koşullarının tamamen değiştiğine dikkat çeken Dr. Gözde Koygun, ürün değerlendirmelerinde fiyat ve kalitenin yanı sıra çevresel kriterlerin öne çıktığını belirtti. Tedarik zincirindeki tüm aktörlerin karbon verisi sunmak zorunda kalacağını ifade eden Koygun, küresel pazardaki değişimi şu sözlerle aktardı:
"Bugün dünya ticaretinde kurallar yeniden yazılıyor. Artık bir ürünün yalnızca fiyatı, kalitesi ve teslim süresi değerlendirilmiyor. Ürünün hangi enerjiyle üretildiği, üretim sırasında ne kadar sera gazı salındığı, kullanılan hammaddenin kaynağı, geri dönüştürülmüş içerik oranı ve bütün bu bilgilerin bağımsız biçimde doğrulanıp doğrulanmadığı da ticari kararın parçası hâline geliyor. Başka bir ifadeyle karbon, çevre raporlarının içindeki teknik bir gösterge olmaktan çıkıyor; ürünün maliyetini, finansmana erişimini ve pazardaki rekabet gücünü belirleyen ekonomik bir değere dönüşüyor."
Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması'nın yükümlülükleriyle birlikte sanayicinin üzerindeki sorumluluğun arttığını kaydeden Koygun, Türkiye'nin vermesi gereken yanıtların ihracat geleceğini çizeceğini belirtti.
"MESELE KARBON BEDELİNİ KİMİN TAHSİL EDECEĞİDİR"
Türkiye’nin kendi Emisyon Ticaret Sistemi’ni (ETS) şeffaf ve uluslararası standartlara uygun bir şekilde kurmasının hayati önem taşıdığına değinen Dr. Gözde Koygun, aksi halde oluşacak finansal kayba işaret etti. Karbon maliyetinin artık kaçınılmaz bir gerçek olduğunu vurgulayan uzman isim, sürecin ekonomik boyutunu şu ifadelerle açıkladı:
"Türkiye açısından temel mesele, karbon maliyetinin ortaya çıkıp çıkmayacağı değildir. Bu maliyet artık küresel ticaret sisteminin içine girmiştir. Asıl mesele, bu bedelin kime ödeneceğidir. Türkiye kendi Emisyon Ticaret Sistemi’ni güvenilir, şeffaf ve uluslararası sistemlerle uyumlu biçimde çalıştırabilirse, sanayicinin ödediği karbon bedelinin ülkemizde kalması ve yeşil dönüşüm yatırımlarında kullanılması mümkün olabilir. Aksi durumda Türk ihracatçısının karbon maliyetinin önemli bölümü, Avrupa Birliği sınırında CBAM sertifikaları üzerinden tahsil edilecektir."
Karbon piyasalarında güven unsurunun kilit nokta olduğunu belirten Koygun, her azaltım projesinin veya sertifikanın aynı değeri taşımayacağını, ölçülebilirlik ve doğrulamanın şart olduğunu dile getirdi.
"TÜRKİYE MASADA SADECE OTURMAMALI, MASAYI KURMALI"
COP31 sürecinde Türkiye’nin kendisini yalnızca ucuz karbon kredisi tedarik eden bir ülke olarak tanımlamaması gerektiğinin altını çizen Koygun, düşük karbonlu ve yüksek teknolojili üretime odaklanılması gerektiğini savundu. Bireysel projeler yerine uluslararası yatırımcıların ilgisini çekecek entegre portföylerle masaya oturulması gerektiğini ifade eden Dr. Gözde Koygun, Türkiye'nin üstlenmesi gereken vizyonu şu cümlelerle özetledi:
"COP31 Türkiye için bir tanıtım organizasyonu değil, yeni kalkınma modelini dünyaya açıklama fırsatıdır. Türkiye’nin vermesi gereken mesaj açıktır: Biz yalnızca karbon maliyeti ödeyen bir ülke olmayacağız. Karbon piyasasının kurallarını şekillendiren, güvenilir emisyon verisi üreten, yeşil finansmanı sanayisinin dönüşümünde kullanan ve düşük karbonlu teknolojileri dünyaya ihraç eden bir ülke olacağız. Antalya’da mesele yalnızca dünyanın iklim geleceğini konuşmak olmayacak. Türkiye’nin yeni dünya ticaretindeki yerini de belirleyeceğiz."




