Çınaroğlu, 28 Şubat’ın yalnızca siyasi bir müdahale değil, aynı zamanda derin bir sosyolojik travma ve liyakat yerine kimliğin tartıldığı bir vesayet düzeni olduğunu vurguladı.
"2025 YILINDA HÂLÂ AYNI ZİHİNSEL TORTU"
Çınaroğlu, aradan geçen çeyrek asra rağmen 28 Şubat zihniyetinin tam anlamıyla temizlenmediğine dikkat çekti. 2025 yılında dahi bir makam odasında, "Başörtülüleri neden görevlendiriyorsun? Bu benim hiç hoşuma gitmiyor" sorusuyla karşılaştığını belirten Çınaroğlu, bu sorgunun yapılabilmesini "zihinsel tortunun devamı" olarak tanımladı. Meseleyi sadece bir görevlendirme değil, inanç ile mesleki liyakatin haksız yere karşı karşıya getirilmesi olarak değerlendirdi.
ÇOCUKLUK HAFIZASINDAKİ 28 ŞUBAT: BİR EVLADIN GÖZLEMLERİ
Sürecin bireysel ve ailevi etkilerine değinen Çınaroğlu, kendi çocukluk hafızasından şu çarpıcı anıyı paylaştı:
"Benim için bu hafıza, çocukluk yıllarımda televizyon ekranında babamın başörtüsü eylemleri nedeniyle iki polis tarafından kolundan tutulup götürülmesine tanıklık ettiğim o anlarda somutlaşır. Günlerce eve dönmeyen bir babanın yokluğu, bir çocuğun kalbinde yalnızca özlem değil, aynı zamanda derin bir sorgulamayı da büyütür."
"UNUTMAK, MEŞRULAŞTIRMAKTIR"
Toplumların en kırılgan yönünün "hafızasızlık" olduğunu belirten Çınaroğlu, geçmişle hesaplaşmadan özgür bir geleceğin kurulamayacağını ifade etti. Zulmü meşrulaştıran her suskunluğun yeni zulümlere zemin hazırlayacağını vurgulayarak, 28 Şubat’ın gölgesinden kaçmak yerine onunla yüzleşilmesi gerektiğini belirtti.
"SUSKUNLUK DEĞİL, CESARET"
Sümeyye Çınaroğlu, açıklamalarını şu kararlı sözlerle tamamladı:
"Eğer bunları dile getirmem birilerini rahatsız edecekse; bilinsin ki duruşumdan vazgeçmemeyi, her türlü baskının karşısında dimdik kalmayı bir inat değil, bir onur meselesi sayarım. Çünkü insan bazen makamıyla değil, susmadığı yerde gösterdiği cesaretle var olur."




