Hz. Mevlâna için yapıldı: Türlü zorluklardan geçti
Konya’nın manevi değerlerinden biri olan Hz. Mevlana’nın vuslat yıl dönümü, her yıl 7-17 Aralık tarihleri arasında kutlanır. Anadolu’nun alimler diyarı Konya, günümüzde olduğu gibi geçmişte de dünyanın her yerinden gelen gönül dostlarını ağırlardı.
Ancak tarihler 1925 yılını gösterdiğinde Anadolu topraklarında takke ve zaviyeler kapatıldı. İlim ve İrfanla hem hal olmuş bu topraklarda her yıl binlerce insanı Konya topraklarına çeken Hz. Mevla’nın vuslat yıl dönümü bu kararın ardına bir süre kutlanamadı.

Takke, zaviye ve türbeler Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından kapatıldı. Dönemin Konya milletvekili Refik Bey (Koraltan) ve beş arkadaşının önerisiyle meclise sunulup kabul edilen; “Tekke ve Zaviyeler ile Türbelerin Seddine ve Türbedarlar ile Bazı Unvanların Men ve İlgasına Dair Kanun; bütün tarikatlarla birlikte şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi” eylem, ünvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesi de yasaklandı.

Bu konu asırlar geçmesine rağmen hala tartışma konusu olmakta. Ancak dönemin siyasi adamları, takke, zaviye ve türbelerin kapanmasını şu sözlerle ifade ediyor; “Osmanlı döneminde tekkeler, gitgide, çalışmaksızın tevekkül felsefesini işleyen yerler haline dönüşmüştü; halbuki insanları daha yaşarken dünyadan uzaklaştırıp onları uhrevî âleme çekmek, çağdaş yaşam ile bağdaşamazdı.
Toplum yeni bir enerjiye, yeni bir atılıma gereksinim gösteriyor; çağdaş yaşam, insanları çalışmaya, bu çalışmanın yaşarken ödülünü almaya çağırıyordu. Türbeler ise türbedarlar eliyle ölmüş kişilerin manevî varlığından çıkar sağlamaya çalışılan, çalışmaksızın onlardan medet umulan odaklar haline getirilmişti. Ayrıca tekke ve zaviyelerin başında bulunanlar siyasal amaçlarla ve çoğu kez dini siyasete âlet ederek masum vatandaşları suça yöneltiyorlardı.
Türkiye Cumhuriyeti artık, şeyhler, dervişler ve müritler memleketi olamazdı. İşte 30 Kasım 1925’te kabul edilen bir yasayla tekke, zaviye ve türbeler kapatıldı; türbedarlıklar ile şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik vb. birtakım unvanlar kaldırıldı”

TÜRBEDEN MÜZEYE…
Bu kararla birlikte Konya dahil ülkenin birçok noktasında bulunan takkeler, zaviyeler ve türbeler kapatıldı. Ancak 30 Kasım 1925 yılında Tekke ve Zaviyeler Kanunu kapsamında Mevlâna Dergâhı kapatılmış olup, 1926 yılında müze olması için düzenlenmeye başlanmış ve 2 Mart 1927 tarihinde ‘Konya Âsâr-ı Atîka Müzesi’ adını aldı.
Hz. Mevlana’nın ölümünden sonra düzenlenen anma törenleri her yılda düzenli olarak yapılırmış. Ancak 1925 yılında alınan kararın ardına kutlamalar dergahlarda, türbelerde yapılamamış. Hz. Mevlana’ya layık bir tören yapmak isteyen dönemin önde gelenleri, Şeb-i Arus Törenlerinin yapılması için bir merkezin yapılmasının şart olduğunu belirtmiş. 1980 yılında ihtiyaç olduğunu söylemişler ancak 1987’de ilk çalışmalar yapılabilmiş.

DERGAHLAR KAPANDI ŞEB-İ ARUŞ TÖRENİ KAHVANE KÖŞELERİNE KALDI
1925 yılında tekke ve dergâhların kapatılmasına kadar Konya Mevlâna Dergâhı ve Osmanlı topraklarında kurulan diğer Mevlevihanelerde icra edilen Şeb-i Arus törenleri 1946 yılındaki Konya Halkevinde düzenlenen bir törenle tekrar hayata geçirildi. 1946 yılından 1959 yılına kadar Konya Halkevi, Konya Belediyesi Turizm Bürosu ve Türk Milliyetçiler Derneği Konya Şubesi tarafından organize edilen törenler, dar imkânlar çerçevesinde, bazen kahvehane köşelerinde, bazen sinema salonlarında mütevazı bir şekilde icra edilirken, bazen de himmetsizlik yüzünden Ankara veya İstanbul’a bırakıldı.
Bu sebepten Konya’ya acilen Seb-i Arus Törenlerinin yapılacağı bir mekân ihtiyacı duyuldu. Hz. Mevlana’ya uygun olmayan şekillerde yapılan törenler bu ihtiyacın en büyük sebeplerinden biriydi.
Peki Hz. Mevlana'ya uygun törenlerin icra edilmesi için ne yapıldı?
Devamı Part 2'de
MUHABİR: HATİCE TEKİN




