KÜLTÜR SANAT

Selçuklu devletinde müzik

Büyük Selçuklular ve Anadolu Selçuklu Devletinde Müzik, Çalgı aletleri ve makamlar

Abone Ol

Müzik, insan hayatıyla birlikte başlamıştır desek yanlış söylemiş olmayız. İnsanın dünyaya geldiği anda ağlaması bile müziğin "ağıt" türünü hatırlatmaktadır. 

Milletlerin hayatında yaşadıkları mihnetler, sıkıntılar, baskınlar, savaşlar, salgın hastalıklar, göçler insan ruhunun ve gönlünün derinliklerinden süzülüp gelen nağmelere aksetmiştir. Her milletin kendine has çalgı aletleriyle ozanları bu felaketleri dile getirmiş, nesilden nesile aktarmışlardır. 

Türklerde Müzik, Çin kaynaklarının verilerine göre Büyük Hun İmparatorluğu döneminde sistemli bir şekilde mevcut idi.  Bu müzik askeri, dini ve halk müziği olarak kendini göstermiştir. Osmanlı Döneminde mehterin temelini teşkil eden tuğ takımları, hakanın sarayında nevbet vuran askeri bando takımıdır. Genelde boru, davul, zurna, zil, flüte benzer bir müzik aleti ve zurna gibi sazlar kullanılıyordu. Bunlar savaş zamanında da ordunun yanında yer alır ve askeri coşturan maşlar çalarlardı. Aynı zamanda davulun sesi, düşmanının maneviyatını bozmak için de en etkili çalgı aleti idi. Halk müziğinde ise kopuz kullanılıyordu. Geçmiş devirlere ait destanları okuyan, sonra doğaçlama yoluyla kopuz eşliğinde türkü söyleyen ozanlar hiçbir tehlikeye maruz kalmadan direk hakanın huzuruna çıkıyorlar, icabında hükümdarın maslahatını eleştiriyorlar, ona yol gösterebiliyorlardı. Ayrıca halkında milli ve manevi duygularını güçlü tutuyorlardı.

Hun Türkleri, bayramlarda, festivallerde, toylarda ve özel eğlencelerde de güzel şiirler okunur, coşkulu türküler söylenir, kıvrak oyunlar oynanır ve çılgınca yenilir içilir, müzik eşliğinde eğlenirlerdi. Bundan farklı olarak cenaze merasimlerinde ağıt tarzında türküler söylenir, ölen kişini faziletlerini metheden şiirler okunurdu.(1)

Hun devletinde sistemleşen müzik büyük bir gelişme göstererek hem kullanılan saz aletleri fazlalaşmış hem de müziğin türü çeşitlenerek günümüze kadar devam ede gelmiştir. Şimdi konumuz olan Selçuklularda ve Selçuklu Türkiye'sinde müzik nasıl icra ediliyordu, hangi saz aletleri kullanılıyordu, ne tür müzik yapılıyordu, bunlara bir göz atalım.

Selçuklularda Müzik

Askeri müzik

Selçukluların kurucusu Selçuk Bey 'in babası Oğuz Devleti'nin bir Sûbaşısı olduğu için saray geleneği olan bir kişi idi. Yani sarayda çalınan nevbet takımından haberdardı. Ancak geleneği devam ettirip ettirmediği hakkında kesin bir bilgi yoktur. 

Ancak Selçuklu Devleti'nin temellerini atan Tuğrul Bey zamanında saraylarda ve eğlencelerde Türk müziği çalınıyordu ve söyleniyordu. Selçuklular daha devlet kurulmadan önce 1035'te Gazneliler'le yaptıkları savaşlarda davul ve nakkare kullanmışlardır. Selçuklularda ilk nevbet Tuğrul Bey zamanında vurulmaya başlamıştır. Tuğrul Bey, sarayında 5 vakit nevbet vurdurmuştur. Vassal devlet haline getirdiği Abbasi Devleti'nin sarayında Tuğrul bey'in verdiği izinle bir nevbet takımı kurulmuştur. Hutbe, Tuğrul Bey adına okunmuş, günde 3 vakit nevbet vurulmuştur. Tuğrul Bey'in vefatı üzerine Abbasi Halifesi yasaklamaya kalkıştıysa da Bağdad'da nevbetten sorumlu Amid-i Ebussaid, halifenin emrini dinlemeyerek Selçuklu usulü üzere nevbet çalmaya devam etmiştir. Sultan Alp Arslan, Melihşah, Muhammet Tapar, onun oğlu Mahmud  ve amcası Sultan Sencer zamanında da Abbasi halifesi yine Selçuklu Devletinin vassal bir emiri olarak günde 3 defa nevbet vurmaya devam etti.(2) 

 

Sultanın sarayı önünde 5 vakit,  emirlerin kaldığı konaklarda ise 3defa vurulurdu Nevbet takımı sadece sarayda değil sultanın gittiği her yerde vurulurdu. Nevbet takımı, Sultanla birlikte sefere de giderdi.  Protokolde sultanın sağına ve soluna dizilen beylerin arkasında yer alıyordu.(3)

 Türkiye Selçuklularında müzik

Selçuklu hâkimiyeti ve Türklerin Orta ve yakın Şark'a gelmeleri güzel sanatların bir kolu olan müziğe de bir canlılık getirmiştir. Selçuklu döneminde Türk musikisi ordu ve saraylarda, göçebe obalarında, tasavvufun yaygınlaşmasıyla birlikte tekkelerde gelişme imkânı bulmuştur. Tekkelerdeki müzik ve ayinler daha çok dinî içerikli oluyordu. Özellikle Anadolu Selçuklu Devletinin hâkimiyeti altındaki halklara kendi örf, adet ve inanç hususunda tam bir serbestlik sağlaması her milletin kendine has kültürünün, müziğin ve edebiyatının inkişafına zemin hazırlamıştır. Sultanlar, Mevlevilik ve semaya karşı da hoş görülü davranmışlar, semanın vazgeçilmez bir unsuru olan mudrıb heyeti oluşmuştur. 

Selçuklu sarayında Sultanların hâkimiyet sembolü olarak kapılarında 5 vakit, meliklerin de 3 vakit nevbet vurdurmaları eski bir Türk adetiydi. Her melik ve emir de hâkimiyet gücüne göre sarayında bir müzisyen gurubu bulundururdu. Sultanlara ve meliklere gönderilen menşur, hilat, tuğların yanında tabl da gönderilmesi müziğin hâkimiyetteki gücünü göstermesi bakımından çok orijinaldir.

Türkiye Selçuklularında I. Mesuttan (1116-1156) itibaren Anadolu topraklarında günde 5 defa nevbet vuruluyordu.

Aleddin Keykubat,  ağabeyi İzzeddin Keykavus'un vefatı üzerine Selçuklu tahtına oturmak üzere Konya'ya hareket etti. Malatya'da Sivas'a geldiği esnada beylerine hilatler giydirdi, her birine rütbelerine göre memuriyetler, hediyeler dağıttı, hilatler giydirdi. Kayseri ile Sivas arasında bulunan Gedük'e vasıl olduğu zaman tertip edilen ziyafet ve eğlencede Sultan saz takımında şarkıcıların güzel şarkıları seslendirdiler, sazendelerin de emirleri coşturucu havalar çaldılar. Saz takımı rebab ve berbat (lavta) .  Kayseri Sûbaşısı Hokkabaz oğlu Emir Seyfeddin Ebu Bekir de Keykubatı, Ankara- Çubuk yolu üzerinde şehir ve vilayetin sivil ve askeri büyükleriyle birlikte süslü arabalar, seyyar köşkler, musiki ve nevbet takımları, şarkıcı, kavvallar (meddahlar)la saltanat alayı ile karşıladı. Çubukta karşıladı. Bu demektir ki Selçuklu sarayında nevbet takımından ayrı bir de müzisyen gurubu bulunmaktadır.  (4)

Konya'da Selçuklu tahtına oturduğu zaman Alaeddin Keykubat'ın nevbet takımında kös, boru, nakkare, zurna gibi saz aletleri bulunmaktadır. İbni Batuta, Alaeddin Keykubat'ın saz takımının 100 kişi olduğunu, bunlardan 10 kişinin davulcu, 5 kişinin zurnacı, 10 kişinin guyende (söyleyen) olarak 25'er kişilik guruplar halinde Sultanın sağ ve sol yanında dizilen emirlerin arkasında yer aldığını yazmıştır.

Anadolu Selçukluların Moğol tahakkümlerine rağmen ortak saltanat sürdükleri dönemlerde IV. Kılıç Arslan, II. Alaeddin Keykubat ve II. İzzeddin Keykavus saraylarında günde 5 kez nevbet vurdurmuşlarıdır. Bir nevbet takımı kös, davul, zurna, nakkare ve nefirden oluşur. 

Osman Turan, Türkiye Selçukluları Resmi vesikalar adlı kitabında "takrir-i erbab-ı tarab" adlı iki menşur bulunmaktadır. B irinci menşurda her an davudi ses ve nağmeleriyle ruhlara ferahlık ve tazelik veren erbab-ı tarab olmadıkça Sultana ait eğlence ve içki meclislerinin tam bir neşe kazanamayacağından bahisle, emir ve meliklerin sohbetlerinde bulunan mugannilerin meliki İzzeddin Abdurrahman'ın hazer ve seferde mülazemette bulunmasını latif terennüm ve tegannileriyle  her an ruha ferahlık ve gönüle rahatlık vererek üzüntü ve sıkıntıları izale etmesini beyan eder ve İşraf divanı kaleminde kararlaştırılan maaşın tahsis edildiğini belirtir.

İkinci menşur musiki ilminin letafeti, hükümdar ve sultanlara mahsus meclislerin bu fen mensuplarının mevcudiyetine muhtaç olduğunu belirttikten sonra musiki ehli ve mugannilerin iftiharı, vezin ve musiki seslerinin müellifi, meclislerin süsleyicisi Şerafettin Şirin'in  bu işe tayin edildiğini, musiki alet ve vasıtalarına buna göre hazırlayarak seferde ve hazerde hizmet etmesi emredilmiştir.(5) Mudrıb heyeti:

Askeri müziğin usul ve söylenişi hakkında Abdülkâdir Meraği şu bilgileri vermektedir: Türkler askeri bir millet olduğundan Türk müziği de cesaret ve şecaati teşvik edici mahiyettedir. Saray kapılarında kök denilen makamlara uygun olarak musiki aletleriyle nevbet çalınıyordu. Musiki aletleriyle çalınana kök, ağızdan söylenene de yır deniliyordu. Abdülkadir Meraği bu makamları Uluğ-kök, Yüriş (yürüyüş), Arslan-çap, Kutadgu, Kulaladı… adlarını alıp, nöbet zamanlarında günde bir tanesi çalınmak üzere 360 kökün (makamın) mevcut bulunduğunu Puselik, Uşşak, ve neva makamlarının Türklerin tabiatına uygun olduğunu bildirmektedir. Türklere ait kopuz, , ozan, yatuğan, burgu, eğri keman, yan-tambur sudırgı gibi pek çok saz aleti kullanılmaktadır. Kaynaklarda Türk neyi, Türk borusu (buk-i Türki) ve bağlama adlı Türk sazları kaydedilmiştir. (6)

 Askeri müzikte kullanılan müzik aletleri:

Dini müzik

Dini müzik deyince akla ezan, tekbir, mevlid, temcid, salat, naatlar, duvazlar, ilahiler ve nefeslerdir.  Hac'da söylenen selamlama ve tekbirlerdir.

Anadolu Selçuklu devletinde uygulanan dini müzik Mevlevi müziği ve Yunus Emre'nin ilahilerinin tekkelerde ve halk arasında yaygın olarak söylenmesinden oluşmaktadır. 

Sema sadece Hz. Mevlana ve Sultan Veled tarafından uygulana gelen bir ayin değildi. Sema'nın kaynağını Hoca Ahmet Yesevi ocağında aramak gerekir. Hoca Ahmed Yesevi'nin Anadolu'ya gönderdiği Türkmen dervişleri Divanı Hikmeti biliyorlardı ve gittikleri yerlerde okuyarak halkın milli ve dini şuurunu canlı tutuyorlardı. Hemen hemen bütün tarikatlara kaynaklık eden Yesevi Tarikatı'nda sema bilinmekteydi ve uygulanmaktaydı. Hz. Mevlana'nın babası, talebeleri, hısım akrabaları sema bilmekte ve ara sıra yapmakta idiler. Nitekim Alaeddin Keykubat'ın sarayında Halife tarafından Alaeddin Keykubat'a elçilik ile gönderilen Şahabeddin Suhreverdi'nin Sultanın huzurunda yapılan sema gösterisi, Semanın Hz. Mevlana'dan önceden var olduğuna dair bir delildir. Semanın coşkusuyla şeyh ve müritlerini çok etkilemiş, onları derin istiğraka daldırmıştır. (7)

 Mevlevî müziğinin saz takımı arasında başta ney, kudüm, rebab olmak üzere kerrenay, keman, şeştar, nakkâre, halile (karşılıklı vurulan zil), şeştâr (6 telli müzik aleti), kanun gibi aletler yer alıyordu.

Türk Müziği makamları:

Selçuklu döneminin müzik teorisyenlerinden Safiyüddin'in makam sınıflandırmasında "edvar, avaze, şudud, mürekkebat" vardır. Daha sonraki müzik teorisyenlerine göre önceleri edvar, daha sonra makam, ağaze, şube, terkip olarak sınıflandırmışlardır. Safiyüddin'in eserinde adları ve daireleri verilen 18 (12 devir+6 avaze) makam adları şunlardır: 1-uşşak, 2-neva, 3-buselik, 4-rast, 5-hüseyni, 6-rahavi, 7-hicazî, 8-isfehanî, 9-Irakî, 10- nevruz, 11- zengule, 12-geveşt, 13-gerdaniye, 14- selmek, 15- maye, 16-şehnaz,17- zirefkend, 18-büzürg. (8)

 Makamların adlandırılmalarında Selçuklularda bölgeleri esas aldığı, burada yaşayan halkın ezgilerine göre makamları sınıflandırdıkları görülür: Bölgelere göre İsfahan, ırak, Hicaz, Rehavi (Urfa bölgesi) dibi Türkî, Kerkük- Musul müziğinde Avşar, Bayat (Bayatî) Acemî (İran coğrafyasındaki özellikle Tebriz, Hamedan, Urmiye, Rey), Azerbaycan, Zengula veya Zengene (Kerkük'te yaşayan Zengene obası) ilk göze çarpan Türkmen makamlarıdır. (9)

Selçuklu döneminde müzisyenler

Kaşgarlı Mahmud, Türkü söyleyenler ve çalgı çalanlara "yıragu" adı verildiğini sözlüğünde belirtmektedir. Selçuklular döneminde yazılan biyografi eserlerinde filozof, tabib, fizikçi, astronomi, matematikçi gibi ilim ve fikir adamlarının yanında müzisyenlere de yer verilmiştir.. Bu döneme ait  müzikle ilgili biyografilerin yazanların arasında İbnü'l Kıfti, İbni Ebu Useybiya, İbni Hallikan, İbni Fazlullah Ömeri sayabiliriz.

Selçuklu musikişinasları olarak şunları sayabiliriz: Udiler; Ali Mardini, Ali Sitâî, Ammî Reşideddin, Bedredddin M. Hatip Erbilî, Hasan el Yezdî, Hüsameddin Kutluboğa, İbni Vasıl, Safiyüddin Abdülmümin Urmevî, İbni Zeyl'dir. Neyzenler; Hasan zamiri,

Rebap çalanlar: Kutbuddin Şirâzî, Hz. Mevlana, Sultan Veled ilk akla gelen tasavvuf ve ilim erbabıdırlar. Tamburda Şemseddin Mardini, Ebu beki Rebabî, şeştarda Taptuk Emre, neyde ise Kutb-u nay Hamza öne çıkan isimlerdir

Hanende (şarkı ve ilahi okuyanlar); Osman Kavval, Yunus Emre.(10)

Sonuç

Büyük Selçuklularda ve Anadolu Selçuklularda müzik çok gelişmiş, çeşidi armış, hemen hemen her toplantıda, tahta çıkışlarda, edebi ve ilmi sohbetlerde, festivallerde ve eğlencelerde icra edilmiştir. Bugün müziğin çok gelişmesini, makamların çeşitliliğini büyük ölçüde Selçuklulara borçluyuz dersek abartmış olmayız. 

Dipnot

1)Vural, Feyzan Göher Yrd. Doç,  İslamiyetten önce Türklerde Kültür ve Müzik, s.58 v.d., Çizgi yay.Ekim 2011/Konya

2) Uslu,Recep, Selçuklularda Müzik, s.16-17,Konya Valiliği İl Kültür Müd. Yay.2010/Konya; Sevim-Ali  Prof. Dr.-Erdoğan Merçil  Prof. Dr, Selçuklular, s.502,TKK.1995/ANK

3) Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, 7.cilt, s.192 v.d Çağ yay,1988/İST

4) Turan, Osman Prof. Dr, Selçuklular Zamanında Türkiye,s.328, Turan neştiyat

5) Turan, Osman Prof. Dr, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, s.37-38, TTk. 2. Baskı, 1980/ANK

6) Turan Osman Prof. Dr, Selçuklular tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, s.396, Dergah yay. 3. Baskı, 1980/İST7

7) İbni Bibi, Selçukname, terc: Halil İnalcık, s.77, Kitapevi yay.,Şubat-2007/İST

8) Uslu, a.g.e., s.104 v.d.

9) Uslu, a.g.e, s.107

10) Uslu, a.g.e, s.174 v. d

• ANUŞ GÖKCE