İstihbarat tarihinin en etkili kadın figürlerinden biri sayılan ve "Çöl Kraliçesi" olarak tanınan Bell'in kentin tarihi mekanlarında bıraktığı izler ve Anadolu seyahatleri, tarih meraklılarının ve araştırmacıların büyük ilgisini çekti.

KONYA AYDINLAR OCAĞI’NIN SELÇUKLU SALI SOHBETLERİNDE GERTRUDE BELL ANILDI

Kentteki kültür ve tarih sohbetlerinin durağı olan Konya Aydınlar Ocağı’nın mutat Selçuklu Salı Sohbetlerinde bu hafta, tarih dünyasını sarsacak detaylar paylaşıldı. Konevi derneği salonunda gerçekleştirilen etkinlikte, araştırmacı gazeteci Murat Sarıbaş, seyyah olarak başta Anadolu olmak üzere Orta Doğu coğrafyasını karış karış gezerek fotoğraflayan ve yüz yıl önce intihar eden İngiliz Arkeolog Gertrude Bell’in hayat hikâyesini anlattı.

Programın açılış oturumunda söz alan Aydınlar Ocağı Başkanı Dr. Mustafa Güçlü, Orta Doğu’yu parçalayıp Osmanlı’dan koparan kadın olan Gertrude Bell’in intiharının üzerinden yüz yıl geçtiğini belirterek çarpıcı bir tespitte bulundu. Güçlü, Bell’in günlüklerinde "Bugün sabaha kadar Irak’ın güney sınırlarını belirlemekle vakit geçirdim, çok yorgunum" şeklinde notlar düştüğünü hatırlatarak, onun Lawrence gibi yüzlerce ajan yetiştiren İngiliz dış istihbaratının Orta Doğu masası şefi olduğunu vurguladı.

5 (14)-3

M1 Konya’da ücretsiz tercih danışmanlığı hizmeti başladı!
M1 Konya’da ücretsiz tercih danışmanlığı hizmeti başladı!
İçeriği Görüntüle

OXFORD’DAN ZİRVELERE VE TAHRAN SÜRGÜNÜNE UZANAN BİR YAŞAM

Açılış konuşmasının ardından kürsüye gelen araştırmacı gazeteci Murat Sarıbaş, ajan arkeoloğun gençlik yıllarına ve aile geçmişine ışık tuttu. Gertrude Bell’in 14 Temmuz 1868'de, İngiltere’nin Durham Kontluğu’nda nüfuzlu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğini belirten Sarıbaş, babasının ünlü bir aileden gelen Thomas Hugh Bell olduğunu aktardı. Bell henüz üç yaşındayken annesinin öldüğünü ifade eden Sarıbaş, babasının birkaç yıl sonra seçkin bir aileden gelen oyun yazarı Florence Oliffe ile evlendiğini dile getirdi.

İlk ve orta öğrenimini Londra'daki çeşitli okullarda tamamlayan Bell’in, tarih okumak üzere gittiği Oxford Üniversitesinden birincilikle mezun olmayı başaran ilk kadın olduğunu anlatan Sarıbaş, 1902 yılında yaptığı dağcılık faaliyetleriyle Avrupa’da bulunan Alp Dağlarına çeşitli tırmanışlar gerçekleştirdiğini ve ten yeni rota keşfettiğini vurgulayarak bu keşfin önemine dikkat çekti. Keşfedilen bir zirveye Gertrude Zirvesi adı verildiğini ve halen de bu adla anıldığını ekledi.

Daha sonra İran'ın başkenti Tahran’da İngiltere'nin İran Büyükelçisi olarak görev yapan amcasının yanına giden Bell’in, burada hem İran hem de Orta Doğu atmosferinden derinden etkilendiğini kaydeden Sarıbaş, bu dönemde İngiliz bir diplomata âşık olduğunu ancak ailesinin rıza göstermemesi nedeniyle bu aşkın yarım kaldığını söyledi. İran'da bulunduğu süre zarfında Farsçasını oldukça ilerleten Bell’in, Hafız Divan eserini Farsça'dan İngilizceye çevirebilecek kadar dile hâkim olduğunu ve bu çevirinin günümüzde dahi en iyi eserlerden biri kabul edildiğini aktardı.

AT VE DEVE SIRTINDA ANADOLU: KONYA VE KARAMAN’DAKİ KAZI ÇALIŞMALARI

Gezgin ve arkeolog kimliği altında bölgeye sızan Bell’in stratejik seyahat rotalarına değinen Murat Sarıbaş, öncesinde Kudüs'ü ziyaret eden Bell’in 1905, 1907 ve 1909 yıllarında Anadolu’da geziler yaparak coğrafyayı ve Türkleri yakından tanıma fırsatı oluşturduğunu ifade etti. Anadolu'da bulunan tarihi eserleri ve yapıları inceleyip fotoğraflayan Bell’in gezi rotasında İstanbul, Afyon, İzmir, Aydın, Antalya, Isparta, Konya, Karaman, Aksaray, Niğde, Kayseri, Mersin, Adana, Antakya, Mardin, Urfa ve Diyarbakır illerinin yer aldığı, o dönem Osmanlı toprağı olan Halep ve civarında da çalışmalar yaptığı açıklandı.

Söz konusu yolculukların motorlu taşıtlarla değil at ve deve sırtında yapıldığına dikkat çeken Sarıbaş, Bell’in özellikle Konya-Karaman sınırlarında bulunan Karadağ’daki Binbir Kilise'de, İskoç Arkeolog Prof. Dr. William Ramsey ile birlikte kazı çalışmaları yürüttüğünü beyan etti.

Binbir Kilise kazısı için 1907 yılında Konya'ya gelen Gertrude Bell’in kentte kaldığı süre boyunca çok sayıda kare çektiğini anlatan Sarıbaş, meşhur İnce Minare fotoğrafında kapının önünde elinde şemsiye ile poz veren kişinin Bell’e rehberlik eden bir Ermeni olduğunu belirtti. Bell'in, İngiltere'nin Konya Konsolosu ve Askeri Ataşesi Binbaşı Charles Doughty-Wylie ile sıkça görüşüp ona âşık olduğunu, bu duygusal ilişkinin mektuplardan anlaşıldığını söyledi. Binbaşı Charles’ın daha sonra yarbay rütbesine terfi ettirilerek Çanakkale Harbi'ne katıldığını ve bir keskin nişancı tarafından vurularak öldürüldüğünü belirten Sarıbaş, diğer İngiliz kayıpları toplu mezara defnedilmişken Charles’a özel mezar hazırlanmasının arkasında onun bir Türk dostu olmasının yattığını kaydetti.

AJAN LAWRENCE’IN ARKASINDAKİ GİZLİ GÜÇ VE BAĞDAT’TAKİ MUAMMALI ÖLÜM

Orta Doğu coğrafyasında aşiretleri ve Arap topluluklarını yakından analiz eden Bell’in bölgedeki jeopolitik müdahalelerine değinen Sarıbaş; Kudüs, Suriye, Irak, Ürdün, Filistin, Mısır ve Arabistan’da kapsamlı saha incelemeleri yapıldığını dile getirdi. Kamuoyunda Ajan Lawrence olarak bilinen şahsın çekilen filmler sebebiyle popülerleştiğini ancak Gertrude Bell’in ondan çok daha aktif ve etkili olduğunu savunan Sarıbaş, çölde birlikte çekilmiş fotoğraflarının bulunduğunu ve Arap ayaklanmasının Lawrence tarafından, Bell’in hazırladığı raporlar doğrultusunda örgütlendiğini aktardı.

Mısır’da yapılan stratejik zirvede, Nil nehri kıyısındaki otelin önünde çekilen tarihi fotoğrafta Sömürgeler Bakanı Churchill ve İngiliz heyetinin arasındaki tek kadının Gertrude Bell olduğuna dikkat çekildi. Sınırların çizilmesinde ve Kral Faysal’ın tahta geçirilmesinde başrol oynayan Bell’in Çöl Kraliçesi, Çöl Kızı ve Irak’ın Taçsız Kraliçesi unvanlarıyla anıldığı ifade edildi.

Osmanlı’nın bölgeden çekilmesinin ardından Bağdat’ta yaşamayı sürdüren Bell’in son günlerine değinen Murat Sarıbaş, 12 Temmuz 1926’da yüksek dozda uyku hapı alması sonucu hayatını kaybettiğini hatırlattı. Bu olayın bir intihar mı, aşırı doz ilaç kullanımı mı yoksa organize bir suikast mı olduğunun halen gizemini koruduğunu ve mezarının Bağdat’ta bulunduğunu beyan eden Sarıbaş, geride sekiz binden fazla fotoğraf bırakan Bell’in kadrajına giren tarihi eserlerin ve bölgelerin güncel hallerini belgelemek adına kişisel çalışmalarını sürdürdüğünü ifade etti.

Kaynak: HABER MERKEZİ