Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri ve siyasi tarihinde dönüm noktası kabul edilen İkinci Viyana Seferi, asırlar önce tam da bugün, yani 1 Temmuz günü ordunun İstonibelgrad’dan harekete geçmesiyle kritik bir aşamaya ulaştı. Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa komutasındaki takriben 100 bin ila 120 bin kişilik muazzam güç, ondokuz yıl önce Fazıl Ahmed Paşa’nın geçemediği Rap çayını süratle aşarak Viyana önlerine doğru amansız bir yürüyüş başlattı. Avusturya yönetimindeki Protestan Macarların Katolik baskısına karşı Osmanlı’dan yardım istemesi ve Tökeli İmre’nin müracaatı üzerine şekillenen bu sefer, aslında başlangıçta sadece Yanık ve Komran kalelerini hedefliyordu. Ancak Merzifonlu Kara Mustafa Paşa’nın büyük bir zafer ve şöhret kazanma hırsı, ordunun yönünü Hıristiyan dünyasının sembol başkenti Viyana’ya çevirdi.

KUŞATMANIN GÖLGESİNDEKİ SİYASİ SIRLAR VE PADİŞAHIN HABERSİZLİĞİ

Seferin en çarpıcı detaylarından biri, dönemin padişahı Sultan Dördüncü Mehmed’in ordunun doğrudan Viyana üzerine yürüyeceğinden ilk etapta haberdar olmamasıydı. Askerinin başında bizzat sefere katılmak yerine sadece Belgrad’a kadar gelmeye razı olan Padişah, Merzifonlu’nun Viyana sevdasını öğrendiğinde bu duruma rıza göstermeyeceğini dile getirmişti. Saraydaki nüfuzunu artırmış olan sadrazam, diğer komutanların ve beylerin uyarılarına kulak asmayarak kendi bildiği yolda ilerlemeyi seçti. Budin Beylerbeyi Vezir İbrahim Paşa’nın "bu düşman diğerlerine benzemez, tüm Avrupa yardıma gelir" şeklindeki tarihi ikazları ve Kırım Hanı Murad Giray’ın itirazları, Merzifonlu’nun azmini kırmaya yetmedi. İki ay boyunca titizlikle sürdürülen kuşatmada, kentin kendiliğinden teslim olmasını beklemek ve şehirdeki zenginliklerin yağmalanmasını önlemek amacıyla kesin taarruzun geciktirilmesi ise tarihin akışını değiştiren en büyük stratejik hata oldu.

Tehlike, reşit olmayı beklemiyor!
Tehlike, reşit olmayı beklemiyor!
İçeriği Görüntüle

Anonym Entsatz Wien 1683

ALAMANDAĞI BOZGUNU VE KUTSAL İTTİFAK’IN DOĞUŞU

Kuşatma uzadıkça Papa’nın çağrısıyla harekete geçen ve Lehistan Kralı Jean Sobieski komutasındaki birleşik Haçlı ordusu, Kırım Hanı Murad Giray’ın Tuna üzerindeki köprüde gerekli tedbiri almaması sonucu Viyana önlerine kadar kolayca ilerledi. 12 Eylül günü Alamandağı mevkisinde başlayan şiddetli muharebede Osmanlı ordusu, içerideki komutanların kişisel husumetleri, koordinasyon eksiklikleri ve ağır topların eksikliği gibi nedenlerle büyük bir bozguna uğradı. Bu yenilgi, sadrazamın Belgrad’da idam edilmesiyle sonuçlanan trajik bir süreci tetiklerken, Katolik Avrupa’ya Türklere karşı ilk kez büyük bir stratejik plan yapma cesareti verdi. Avusturya, Venedik, Lehistan ve sonradan Rusya’nın da katılımıyla kurulan Kutsal İttifak, Osmanlı’yı on altı yıl sürecek kesintisiz ve yıpratıcı bir savaş girdabına sürükledi.

KARLOFÇA İLE BAŞLAYAN ÇÖZÜLME VE YENİ BİR ÇAĞ

1699 yılında imzalanan Karlofça Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa topraklarında ilk kez bu denli büyük ölçekte toprak kaybettiği tarihi bir kırılma noktası oldu. Macaristan, Erdel, Mora ve Podolya gibi stratejik bölgelerin elden çıkmasıyla sonuçlanan bu süreç, devletin askeri, idari ve siyasi müesseselerindeki çözülmeyi de su yüzüne çıkardı. Kanuni Sultan Süleyman döneminin sonlarından itibaren içten içe başlayan, Yeniçeri Ocağı ve timar sistemindeki bozulmalar Viyana hezimetiyle artık gizlenemez bir boyuta ulaştı. 1 Temmuz’da büyük umutlarla başlayan Viyana seferi, sadece askeri bir başarısızlık olarak kalmadı; Osmanlı’nın fütühat dönemini kapatarak tamamen mevcut topraklarını korumaya çalıştığı savunma odaklı yeni bir dönemin başlangıcı oldu.

Muhabir: Serhat Yaldız