KÜLTÜR SANAT

MEVLEVÎ SITKI DEDE'YE DAİR

Konya'da Mevlâna Dergâhı denilince akla birçok Mevlevî gelir. Bunların arasında Sıtkı Dede'nin ayrı bir yeri vardır.

Abone Ol

Konya'da Mevlâna Dergâhı denilince akla birçok Mevlevî gelir. Bunların arasında Sıtkı Dede'nin ayrı bir yeri vardır. Sıtkı Dede ile ilgili bazı bilgiler edinmek zor değildir. Ancak bu bilgilerin bir kısmında ya kaynak yoktur ya da bazı kaynaklar atlanmıştır. Zaman zaman geçmişte yaşayan şahsiyetlerle ilgili böyle bir olayla karşılaşmamızı yadırgamamak lazımdır. Çünkü süreli yayınlarımızda ve kütüphanelerimizde eksik çoktur. Bu eksikler, araştırmacı ve incelemecileri de olumsuz yönde etkilemektedir. Geçmişte yaşayan bu önemli şahsiyetlere dair bazen yeni bilgi ve yazılara rastlarsak bunları tekrar yayımlamanın doğru olacağına, en azından onlar hakkındaki bilgilerimizi tazelememize yardım edeceğine inanıyoruz. Bu yüzden bazı incelemeci ve araştırmacılar tarafından bilinse bile bunları kamuoyunun dikkatine sunmanın yararlı olacağı kanaatindeyiz. Bu düşünceyle M. Zeki'nin Sıtkı Dede'yi anlatan yazısını yayımlıyoruz.  11.7. 1933 tarihli Babalık gazetesinde, yayımlanan "Sıtkı Dede Efendi" başlıklı bu yazı,  onun ölümü üzerine kaleme alınmıştır

 "10.7.1933 de vefat eden Selimiye Camii hatibi Mesnevihan Sıtkı Dede Efendinin Tercüme-i Hali:

Sıtkı Dede, Filibelidir. Filibe mektep ve medreselerinde tahsil ederek icazetname aldıktan sonra İstanbul'a gelmiş, Konya'mızın esbak müftüsi Kadınhanlı Hacı Hüseyin Feyzi Efendi ile birlikte İstanbul hocalarından meşhur Şakir Efendinin dersine hazır olarak bu zattan da bir icazetname alarak Konya'ya gelmiş, mülga Mevlevi dergâhı çelebisi Sadrettin Efendi zamanında ikrar verip Mevlevi dervişleri arasına karışmış, 1001 gün çilleyi ikmal ettikten sonra fenni musikideki behresine binaen ayinhan olmuş, daha sonra yine Sadrettin Çelebi Efendi zamanında tarikatçı ve mesnevihan olan Eyüp Çelebi'nin vefatı üzerine ilim ve fazl, ehliyet, dirayetli olduğundan dergâhın mesnevihanlığına geçirilmiştir. Tekkelerin lağvına kadar bu vazifeyi ifa etmiş üç defa mesneviyi hatmettiği söyleniyor. Türkçe, Arapça, Farsça, Fransızca, Bulgarca bilirdi. Tasavvuf ilmine aşina idi. Tabiatı şiiriyesi, hattat, hakkaklığı da vardı. Şiirleri doğma olmayıp ilim kuvvetiyle söylendiğinden tatsızdır. Fransızcayı burada bir maarif müdürüne Farisî okutarak ondan öğrenmiştir. Almanya'nın İstanbul elçisi dergâhı ziyarete gelmiş, Çelebi Abdülvahit Efendi'nin emri üzerine Sıtkı Dede Efendi ile görüştürülmüş, Çelebi Efendi fazla hürmet olmak üzere şurup getirmelerini emretmiş, şurup gelince güya Almanya'da şurup ikram edilirse istiskal sayılırmış, elçi tercümana, "fevkalade hürmet gördüğümüz halde bu nedir"  diye Fransızca sormuş.  Sıtkı Dede bunu anlayarak Fransızca, "hürmet ettiğimiz zevata ikram ederiz" deyince memnun olarak kalmış, lisan bilen Sıtkı Dede'nin elini öpmüş.

Sıtkı Dede, 303'de evlenmiş ve Selimiye Camiine de hatip olmuştur. Okuduğu hutbeleri zamana münasip olarak kendi yapar, okurdu. Hocaların dedikodusuna bakmayıp Konya'da ilk defa ayağına lastikli ve çivili mest giyen kendisidir.

Doksan yaşını geçik olan bu zat, iki üç seneden beri evinden dışarı çıkamayacak bir derecede hasta idi, bir seneden beri yanına gelenleri seçemez bir hale gelmişti. 72 gün hiç aklı ermez bir halde yatarak 10.7.933 de vefat etmiştir."

Mustafa ÖZCAN