AKADEMİK BİRİKİMDEN DİJİTAL SANAT REHBERLİĞİNE UZANAN YOLCULUK
Sanat tarihi eğitimiyle başlayan kariyer yolculuğunu Ankara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Müzecilik Bölümü’nde yüksek lisans ile taçlandıran Hale Çetin, T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde ve Çankaya Müze Köşkü'nde edindiği kurumsal deneyimleri bugün dijital içerik üreticiliğiyle birleştiriyor. Kültür-sanat ve edebiyat dünyasının çok yönlü isimlerinden Bülent Usta ile güçlerini birleştirerek YouTube platformunda çağdaş sanat yayınlarına başlayan Çetin, bu adımı samimi ve anlaşılır bir sanat rehberi sunma ihtiyacıyla attıklarını belirtiyor. Geleneksel müzelerde manzara ya da portre izlemekten keyif alan izleyicinin çağdaş sanat sergilerinde ciddi bir çekince yaşadığına dikkat çeken başarılı sanat tarihçisi, ilk yayından itibaren aldıkları olumlu geri dönüşlerin kendilerini bu rehberliği büyütme konusunda fazlasıyla motive ettiğini ifade ediyor.
ÖNYARGI GÖZLÜĞÜNÜ ÇIKARIP MERAK GÖZLÜĞÜNÜ TAKMAK
Toplumun sanata dair en büyük eksiğinin bilgiden ziyade yaklaşım biçiminde olduğunu savunan Hale Çetin, sanatı hâlâ "taklit ve zanaat" üzerinden okuma eğiliminde olduğumuzu vurguluyor. Fotoğrafın icadından bu yana biçimsel taklidin ötesine geçen sanatın artık bir fikir, felsefe ve soru sorma alanına dönüştüğünün altını çizen Çetin, akademik dili sadeleştirirken insanlara yeni bir bilgi yüklemek yerine önyargı gözlüklerini çıkarıp merak gözlüğü takmayı amaçladıklarını söylüyor. Hazırladıkları dikkat çekici içeriklerden biri olan "Kim Korkar Çağdaş Sanattan?" başlığının Edward Albee’nin kült tiyatro oyununa bir selam duruşu olduğunu belirten içerik üreticisi, çağdaş sanatın da tıpkı Virginia Woolf karakteri gibi izleyiciyi konfor alanından çıkarıp saf gerçeklikle ve kendi korkularıyla yüzleştirmeyi hedeflediğini dile getiriyor.
EVRİMSEL PSİKOLOJİ VE "BUNU BEN DE YAPARDIM" KLİŞESİ
İnsanların çağdaş sanattan uzak durmasını antik beynimizin belirsizlik karşısındaki savunma mekanizmasına bağlayan Çetin, beynin anlamlandıramadığı uyaranları doğrudan tehdit olarak algıladığını ifade ediyor. İzleyicinin aslında sanattan değil, anlamama duygusunun getirdiği yetersizlik hissinden korktuğunu belirten sanat tarihçisi, yaygın bir klişe olan "Bunu ben de yapardım" söylemine de felsefi bir açıklama getiriyor. Çağdaş sanatçıların yetkin olmadıkları için değil, sanat tarihsel kırılmaların sonucunda kavramsal üretimler yaptıklarını hatırlatan Çetin, meselenin eseri teknik olarak yapabilmek değil, o fikri sanat tarihinde ilk kez söyleyebilmek olduğunu vurgulayarak şu can alıcı soruyu yöneltiyor: "Peki neden sen yapmadın?"
SERGİ KAPISINDAN ÖNCE BAŞLAYAN HAZIRLIK VE KONYA'NIN TASAVVUFİ DERİNLİĞİ
Çağdaş sanat eserleriyle diyalog kurmak isteyen izleyicilere pratik tavsiyelerde bulunan Hale Çetin, rehberliğin sergi salonunda değil evden çıkmadan önce internette yapılacak küçük bir araştırmayla başlaması gerektiğini savunuyor. Sanatçıların önceki dönemlerde neye kafayı taktığını bilmenin sergiyi anlamlandırmada büyük kolaylık sağladığını söyleyen Çetin, izleyicilerden tüm klasik sanat kurallarını vestiyere bırakmalarını istiyor. Türkiye'deki çağdaş sanatın kalbi İstanbul'da atsa da Anadolu'nun enerjisinden, Eskişehir OMM'den, Ankara CerModern'den ve Mardin, Çanakkale, Sinop gibi yerel bienallerin yarattığı mucizelerden büyük heyecan duyduğunu belirten Çetin, Konya gibi güçlü tarihi mirasa sahip şehirlerin güncel sanat için muazzam bir kaynak olduğunu ifade ediyor. Geçmişin mirasını bugünün diliyle yeniden yorumlamanın önemine değinen Çetin, Mevlana’nın görünmeyenin ardındaki özü arama felsefesiyle, çağdaş sanatın formun arkasındaki kavramı arama derdinin birbirine son derece yakın olduğunu ve bu kadim kentlerin geçmişi bugünle konuşturacak evrensel bir nefese ihtiyaç duyduğunu ekliyor.
ANLAMAK ZİHNİN HİSSETMEK İSE RUHUN İŞİDİR
Sosyal medyanın ve dijital içerik üreticiliğinin sanatın özünü demokratikleştirme noktasında hayati bir köprü görevi gördüğünü belirten Hale Çetin, "Ben sanattan anlamıyorum" diyerek mesafeli duranlara tek bir cümleyle sesleniyor: "Belki de o esere onu anlamak için değil, onun sana sorduğu o cesur soruya kulak vermek için yaklaşmanın zamanı gelmiştir." Bir eseri matematiksel bir formül gibi çözmek zorunda olmadığımızı, sadece eserin karşısında durup içimizde uyanan öfke, huzur ya da kafa karışıklığı gibi duygulara izin vermenin fazlasıyla yeterli olacağını söyleyen Çetin, fazla anlamaya çalışmanın hissetmenin önündeki en büyük engel olduğunu, çünkü anlamanın zihnin, hissetmenin ise ruhun işi olduğunu belirterek sözlerini noktalıyor.