Hayatın ağır imtihanlarına daha çocuk yaşlarda maruz kalan ve buna rağmen kültür-sanat dünyasının merdivenlerini mütevazı adımlarla çıkarken dur-durak bilmeyen bir dâvâ insanıdır o. Eğitimciliği, şair ve yazarlığının yanında görev aldığı filmlerle sinema alanında da Konya’nın önde gelen isimlerinden olmasına rağmen Yeşilçam’a mesafeli durmayı da ilke edinmiştir. Yazdığı tiyatro oyunu TRT radyolarında da seslendirilen, Rabia’nın Aşkı adlı şiiri ses sanatçısı Mustafa Topal tarafından ilahî olarak bestelenen Saffet Yurtsever’den bahsediyoruz. Yetiştirme Yurdunda büyüyen ve yaşadıklarından ibretlik ders çıkarılacak olan Yurtsever ile zaman yettiğince dünü-bugünü, kültürü ve sinemayı konuştuk.

GÜDEN: Hocam söyleşimize çocukluk yıllarınızdan konuşarak başlayalım.

YURTSEVER: Aslen o yıllarda Karaman’ın Sarıveliler İlçesine bağlı Göktepe’de 1 Mart 1958 tarihinde doğdum. Babam Dede İrfan, annem ise Cennet Hanım’dır. Fakat nüfus kaydımız doğumumuzla birlikte yapılmamış. Ben ve kardeşim, babamın işçi olarak bulunduğu Burdur’da nüfusa kaydedildik. İlkokulu Konya’da Mehmet Karaciğan, Ortaokulu Mevlana Ortaokulunda okuduktan sonra Endüstri Meslek ve Makine Teknik Lisesinde okudum. 1980’de Selçuk Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümünü bitirerek hayata atıldım. 1987’de lisans tamamlama programına katıldım. 2000 Yılında Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun oldum.

GÜDEN: Çocukluğunuzun çetin şartlarla geçtiğini biliyoruz, anlatır mısınız?

YURTSEVER: Annemle babam biz küçük yaştayken ayrıldıkları için biz iki kardeş Konya Merkez Yetiştirme Yurdunda büyüdük. Nüfus cüzdanımız da ilkokula başlayacağımız için ihtiyaç olduğundan çıkarılmıştı. Babam Burdur’da görevliydi. Biz de oraya gittik, hem nüfusa hem de ilkokula kaydımız yapıldı. Birkaç ay sonra da Konya’ya Mehmet Karaciğan İlkokuluna nakledilerek Konya’ya döndük.

GÜDEN: Yurt şartları nasıldı, yazarlığa ilginiz ne zaman, hangi vesileyle başladı?

YURTSEVER: Düzenli okuma alışkanlığını Yetiştirme Yurdunda edindim. Sürekli kitap okuyup yeni şeyler öğrenmeye çalışırken bir yandan da şiir ve çocuk oyunları yazmaya yöneldim. Hatta arkadaşlarımla bir tiyatro grubu kurmuş, benim yazdığım oyunları oynuyorduk. Önemli günlerde de ben kendi yazdığım şiirleri okuyordum. Bu yeteneğimi bilen yurt Müdürümüz 1970’li yıllarda benden Anneler Günü için bir şiir yazmamı istedi. Anne adlı şiirimi beğenince de Yeni Konya Gazetesine göndermiş, orada yayınlandı. Bir gün Müdürümüz beni odasına çağırıp gazetede adımla yayınlanan şiiri gösterdi; bana büyük sürpriz ve moral olmuştu. Çok sevindim. Böylece ilk şiirim gazetede yayınlanmış oldu.GÜDEN: TRT Radyosunun Çocuk Tiyatrosu Kuşağında sizin eserleriniz de yer aldı.  Belki Konyalı bir yazarın TRT’de oynanan ilk tiyatro eseri de size ait olabilir. Bu süreci anlatır mısınız, nasıl gelişti?

YURTSEVER: 1970’li yıllarda TRT radyo ekibi Türkiye’yi il il dolaşarak Yetiştirme Yurtlarındaki faaliyetlerin tanıtımını yapıyormuş. Konya’ya da geldiler. Ben o yıllarda arkadaşlarımdan oluşan bir müzik korosu kurmuştum. Öğretmenlerimiz de TRT ekibinin çekimleri için türkü okumamızı istediler. Solo ve koro türküler okuduk, kaydettiler. Bu sırada gelen ekiple sohbet ederken benim tiyatro oyunları da yazdığımı söyledim. Metinleri görmek istediler, getirip verdim. “Bunları şimdi çekemeyiz ama bizde kalsın” dediler. İlerleyen günlerde bizim Yurt tanıtılırken okuduğumuz türküler de yayınlandı. TRT daha sonra, senaryosunu benim yazdığım tiyatro oyunlarını stüdyoda seslendirerek yayınladı. Böylece çocuk yaşta ilk tiyatro eserim Türkiye’nin tek radyo kanalında canlandırılmış oldu. Yeni Konya’daki şiirden sonra senaristliğim de böylece gelişti.GÜDEN: Oyunculuk yönünüz de o yıllarda kazanmış olmalısınız?

YURTSEVER: Hem yurtta hem okulda kültürel faaliyetlerde aktif rol alırdım. Düzenlenen müsamerelerde hazırladığımız oyunları sahnelerdik. Tabi ben hem organize eder hem de önemli rolleri oynardım.  İlkokul, Ortaokul ve Lisede de bu anlamda aksiyonerdim.

GÜDEN: Sporda geri kalmış olamazsınız?

YURTSEVER: Mevlana Ortaokulundayken Voleybol oynadık. Ama edebiyat ve kültürel faaliyetler daha öne çıktı. Bir yöne konsantre olmam gerekiyordu, spor bir-iki adım geride kalsa da bu alanda da geri durmadım. Endüstri Meslek Lisesi Tesviye Bölümünde bir yıl okuduktan sonra sınavı kazanınca Makine Teknik Lisesine geçtim. Burada tekvando çalıştım.  Yurtta da çocuklara üç yıl kadar hocalık yaptım. Ama tiyatro ve şiir faaliyetlerim her zaman öne çıktı.GÜDEN: İlk ödülünüzde bahseder misiniz?

YURTSEVER: Lise’nin ilk yıllarında şiirlerim Hürriyet Gazetesi’nin Kelebek ekinde yayınlandı. Yine okulda tiyatro grubumuzla Feraizcizade Mehmet Şakir’in 1885’te yazdığı “Evhamî” adlı oyununu sahneledik, ben Ferhat rolünü oynadım. Şiir programları tertip ettik. Fakat Edebiyat öğretmenim Mehmet Yüce’nin de teşvik ve destekleriyle edebiyatın her alanına yoğun ilgim vardı. Bir hikâye yarışmasına gönderdiğim eserle dereceye girdim. Bu yarışmada derece alan eserler daha sonra Öğrenci Kompozisyonları adıyla kitaplaştırıldı.

GÜDEN: Öğretmen Okulu’na nasıl başladınız?

YURTSEVER: Liseyi bitirdikten sonra Ankara Gazi Teknik Öğretmen Okuluna kayıt yaptırdım. Fakat hesap etmediğimiz bir şey vardı; arkamızda aile desteği yoktu. Yaşım 18’i doldurduğu için Yetiştirme Yurdundan da çıkarılmıştım. Ankara Gazi Teknik Öğretmen Okuluna bir hafta devam ettikten sonra da param tükenince soluğu Konya’da aldım. Çocukluktan itibaren hayatın kolay hiçbir yönünü nerdeyse hiç görmemiştik. Gündüz çalışıp gece okumak üzere Selçuk Eğitim Enstitüsü Türkçe bölüne kaydoldum. GÜDEN: Gazeteciliğe ne zaman başladınız?

YURTSEVER: Gazetecilikle beni ilk tanıştıran Hanefi Aytekin olmuştu. Oğluyla aynı okuldaydık. Beni babasıyla tanıştırdı. Bir kart yazıp iş vermeleri için beni Konya’nın Sesi Gazetesine gönderdi. O gün bana gazetenin bir de kimlik kartını verdiler ama ortama ısınamamıştım ve bir daha uğramamıştım. Selçuk Eğitim Enstitüsünde akşamları derse giderken gündüzleri de Türkiye’de Yarın Gazetesinde çalışmaya başladım. Kültür Edebiyat Sayfası hazırlıyor, foto muhabirliği yapıyordum. Bu sayfada da kendi hikâye ve şiirlerime yer verdim. Patronumuz rahmetli Ziya Tanrıkulu idi. İbrahim Yıldırım Yazı İşleri Müdürümüzdü. İbrahim Sur da köşe yazarıydı.

GÜDEN: İlk kitabınız ne zaman ve ne şartlarda yayınlandı?

YURTSEVER: 1978’de Hasan Hüseyin Varol hocamızın Ön Sözünü yazdığı Düğüm adlı şiir kitabım yayınlandı. Bizim için olduğu kadar dâvâ ruhu taşıyan çevremiz için de heyecan verici bir eserdi.

Fakat yaklaşık iki sene sonra 80 darbesi oldu. Kitap silah kadar tehlikeliydi! Daha önce de eve baskın yapan polislerle yaşadıklarımız hafızamda taze duruyor. Darbecilerin kitap sebebiyle bana zarar verebileceklerine kanaat getirip, birçok kitabımla birlikte dağıtılmaya hazır kendi kitaplarımı da kayınvalidemin bahçesindeki tandırda yaktım. Kitaplarla birlikte yüreğim de yandı ama ne yaparsın! Kur’an-ı Kerim ve Hadis kitaplarını da ileride kurtarma umuduyla gömme duvara yerleştirip önüne ince bir duvar ördüm. Yıllar sonra tehlikeli ortam bitince duvarı açtım ama nemden hepsi etkilenmişti.

GÜDEN: Sivil toplum gönüllülüğünü nasıl kazandınız, nelerde hizmet verdiniz?

YURTSEVER: Hayra Hizmet Vakfında hizmet ediyor, Kul Sadi Yüksel ile vakfın bültenlerine şiirler makaleler yazıyorduk. Ardından İrşad Derneğinde de benzer çalışmalar yaptık. Tiyatrolar sergiledik, dergilere yazılar yazdık. Sonra İslâmî Değerleri Tanıma Derneğinde hizmet verdik. Ali İhsan Vatankurtar hoca ve Kul Sadi Yüksel ile el ele verip sonraki dönemde bu derneği Vakıf statüsüne taşıdık. Bunlar darbeden önceki çalışmalarımızdı. Darbede Ali İhsan hocayı cezaevine alıp vakfı da mühürlediler.

GÜDEN: Sağ-sol mücadelesinin sizde de anısı var mı?

YURTSEVER: Olmaz mı? Üç arkadaş bekar evinde kalıyorduk.  Yağmurlu bir gün evde yalnızdım. Usturayla bir yüzümü tıraş etmiştim ki kapı çaldı. Açtım, yirmi kadar polis ayaklarının çamuruyla birden içeri daldı. Beni duvara yaslayıp aradılar. Evin her tarafı çamur oldu. Bir balya kitabım da kenarda duruyordu. Bir polis fotoğraf makinamı bulmuş, komiserine gösterirken ‘Ben gazeteciyim’ dedim. Komiser balyadan aldığı kitabı rastgele açarken bu ne diye sordu, ‘Benim kitabım dedim. Açtığı sayfada da “Benim ellerimi bağlasınlar yüz altmış üç ile / Senin istikbalin tehlikede be hergele” mısraları denk gelmişti; okuyunca, “Bu kitap seni ipe götürür” dedikten sonra kenara atıp basın kartımı sordu. Kapının arkasındaki ceketimden almalarını söyledim. Baktılar, cebimde hem Konya’nın Sesi hem de Türkiye’de Yarın’ın basın kartları var, ‘Kusura bakma’ diyerek gittiler.

GÜDEN: İslâmcı gazeteci-yazar kimliğiniz sebebiyle darbeciler size de dokundu mu?

YURTSEVER: Darbecilerin ilk tutukladıkları isimlerden biri de İslâmî Değerleri Tanıtma Vakfı Başkanımız Ali İhsan Vatankurtar’dı. Hoca alınınca ‘sıra bize de gelecek’ diye düşünüyorduk. Ama bizi almadılar.  Fakat tayinimizi iki yıl kadar erteleyip göreve başlatmadılar. Darbe olmasaydı o sene öğretmenliğe başlayacaktık, nâsip değilmiş.

GÜDEN: Evliliğiniz nasıl gelişti?

YURTSEVER: 1980’de son sınıftayken Rukiye Yılmaz hanımla evlendim. Âşık Kul Sadi Yüksel ile aynı sınıfta sıra arkadaşıydık, bacanak olduk.  Aynı gün çifte düğün yaptık. İlk oğlum Muhammed Celaleddin henüz bir yaşındayken vefat etti. Daha sonra ailemiz kızlarım Sümeyra Nur, Rumeysa Nur, Hümeyra Nur; oğullarım Muhammed İrfan, Muhammed Yusuf ve Muhammed Selçuk ile şenlendi. Hamdolsun şimdi dokuz torun sahibi olduk ve onuncu torun da yoldu inşallah.

GÜDEN: Demek darbe yılında mı evlendiniz?

YURTSEVER: Düğünümüzden 6-7 ay sonra 12 Eylül darbesi oldu. O sıralarda bizim de okulu bitirip mezun olmamız gerekiyordu ama darbe yönetimi dört ay daha uzattı ve bir buçuk yılda atamalarımızı geciktirdi. Böyle de bir zararını yaşadık o darbenin.

GÜDEN: İki yıl nasıl geçti?

YURTSEVER: Darbeden bir müddet sonra Cengiz Dönmez Milli Gazeteyi bırakıp Tercüman’a geçince ben de Milli Gazetenin bölge temsilcisi oldum. Aynı dönemde Yeni Devirin de temsilciliğini üstlendim. Darbeden 6-7 ay sonra Ali ihsan hoca serbest bırakılınca biz CHP Konya Milletvekili olan Ahmet Çobanoğlu’ndan Konya’nın Sesi Gazetesi’ni satın aldık. Ben yazı işleri müdür oldum, kadroyu yeniledik. Eski kadrodan sadece Sabit Horasan spor şefi olarak kaldı. Yanıma muhabir olarak rahmetli Orhan Samur’u aldım. Fakat bizim yayınlarımız aşırı irticai görülüyordu. Rahmetli Rıza Poçan’ın haberlerini sadece ben yayınlıyordum. Bu yüzden de peş peşe tehditler almaya başladık.


Muhabir: Sibel Candan