Eğitim yöntemlerinin değişmesiyle bir dönem "tarih oluyor" başlıklarıyla uğurlanmak istense de toplumun büyük bir vefa örneği göstererek "Cin Ali Bizimdir" çığlığıyla sahip çıktığı bu kültürel miras, bugün Ankara’da çok özel bir çatı altında yaşamaya devam ediyor. Araştırmacı Yazar Alaaddin Aladağ’ın Şehir Sohbetleri yazı dizisine konuk olan Cin Ali Müzesi Sorumlusu Çiğdem Çiçek Akay, müzenin kuruluş öyküsünden geçmiş ile günümüzün eğitim materyalleri arasındaki derin farklara, çocukların dijital dünyadaki uyaran kuşatmasından müzede yaşanan duygu dolu anlara kadar uzanan süreci aktardı.

Çiğdem Çiçek Akay kimdir? Hayat Hikâyenizden biraz bahsedebilir misiniz?
Çiğdem Çiçek Akay, Aslen Ankaralıyım. Lisans eğitimimi Gazi Üniversitesi Türk Halk Bilimi Bölümü’nde bölüm birincisi olarak tamamladım. Aynı üniversitede Tarih Çift Anadal Programı’ndan mezun oldum ve pedagojik formasyon eğitimimi tamamladım. Yakın Çağ Tarihi, Alevi-Bektaşi Kültürü ve Türk Halk Bilimi alanlarında yüksek lisans eğitimlerine başladım; ancak çeşitli nedenlerle bu programları yarıda bırakmak zorunda kaldım. Üniversite yıllarımda Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi ve CerModern’de çalışma fırsatı buldum. Ayrıca çeşitli kurumlarda öğretmenlik yaptım. Hâlen Cin Ali Müzesi’nde müze sorumlusu olarak görev yapıyorum.
Öncelikle Cin Ali Müzesi'nin kuruluş hikâyesini anlatabilir misiniz? Bu fikir nasıl ortaya çıktı?
Cin Ali hepimizin çocukluk arkadaşıdır. 1968 yılında yayımlandığı günden bu yana Türkiye’de okuma yazma denildiğinde akla gelen ilk karakterlerden biri olmuştur.
Öğretmenlerin ve velilerin “okutan kitaplar” olarak tanımladığı Cin Ali kitaplarıyla okuma yazma öğrenen nesiller büyüdü. Ancak Cin Ali, yeni okuma yazma öğrenen çocuklarla tanışmak üzere hep 7 yaşında, mutlu ve meraklı bir çocuk olarak kaldı.

Cin Ali’nin hikâyesinde önemli bir dönüm noktası, okuma yazma öğretim yöntemlerinin değişmesiyle yaşandı. “Cin Ali topu at.” cümlesiyle özdeşleşen çözümleme yöntemi yerini yeni yöntemlere bırakırken, bu değişim bazı haberlerde “Cin Ali tarih oluyor” başlıklarıyla duyuruldu. Fakat Cin Ali ile büyüyen milyonlarca insan bu ifadeyi kabullenmedi. “Cin Ali Bizimdir” diyerek ona sahip çıktı ve aslında Cin Ali’nin yalnızca bir eğitim materyali değil, ortak bir kültürel değer olduğunu gösterdi.
Bu süreçte insanlar Cin Ali’nin arkasındaki hikâyeyi daha çok merak etmeye başladı. Kimdi bu karakter? Neden yazılmıştı? Onu kim ortaya çıkarmıştı? Yapılan araştırmalar sonucunda, Cin Ali’nin büyük bir emek, eğitim sevgisi ve bilinçli bir pedagojik yaklaşımın ürünü olduğu daha iyi anlaşıldı. Bu gerçekler öğrenildikçe Cin Ali’ye duyulan sevgi ve saygı da arttı.
Bu ilgi ve merakın en yakın tanıkları ise Rasim Kaygusuz’un kızları Suna (Nevin) ve Selma (Nesrin) Hanımlar oldu. Onlar için ailenin bir ferdi olan Cin Ali’nin, aslında milyonlarca insanın çocukluk anılarının bir parçasına dönüştüğünü gördüler. Cin Ali’nin hikâyesini öğrenmek isteyenlerin sık sık kapılarını çalması, bu mirasın en doğru şekilde bir müze aracılığıyla yaşatılması fikrini doğurdu.
Bunun üzerine uzun yıllar süren titiz bir çalışmayla Cin Ali Eğitim ve Kültür Vakfı, Cin Ali Çocuk ve Eğitim Araştırmaları Kütüphanesi ve Cin Ali Müzesi birbirini tamamlayan yapılar olarak hayata geçirildi. Böylece Cin Ali’nin sade, yalın ama bir o kadar da zengin ve eğlenceli dünyasını yaşatan özel bir kültür mekânı oluşturuldu.
Kasım 2019’da kapılarını açan Cin Ali Müzesi, bugün üç kuşağı bir araya getiren özel bir buluşma noktasıdır. Cin Ali ile büyüyenler eski dostlarını ziyaret ederken, çocuklarını ve torunlarını da onunla tanıştırma fırsatı buluyor. Cin Ali, geçmişten bugüne uzanan hikâyesiyle hem eski dostlarını hem de yeni arkadaşlarını müzesinde karşılamaya devam ediyor.
Müzede ziyaretçilerin en çok ilgi gösterdiği bölüm veya eser hangisidir?
Müzemizde ziyaretçilerin ilgisi, yaş gruplarına ve ilgi alanlarına göre değişiklik göstermektedir. Özellikle “Oyunlu Okuma” yönteminin sergilendiği bölüm, küçük ziyaretçilerimizin en çok ilgi gösterdiği alanlardan biridir.

Yetişkin ziyaretçiler ise dönem sınıfında siyah önlük giyerek nostaljik bir deneyim yaşamakta ve kendi okul yıllarına kısa bir yolculuk yapmaktadır. Kitaplara ait animasyonlar ise her yaştan ziyaretçinin ilgiyle izlediği bölümler arasında yer almaktadır. Ankara tarihi ve eğitim tarihine ilgi duyan ziyaretçiler için hazırlanan alanlarımız da yoğun ilgi görmektedir.
Müzemizin en özel yönlerinden biri ise şudur: Kaç yaşında olursa olsun, ziyaretçilerimizi müzemizden 7 yaşındaki çocukluklarının sıcaklığıyla uğurluyoruz.
Çocukların geçmişte kullandığı eğitim materyalleri ile günümüz eğitim araçlarını karşılaştırdığınızda neler görüyorsunuz?
Geçmişteki eğitim materyalleri ile günümüz araçlarını karşılaştırdığımızda, en belirgin farklardan biri yalın ve sade anlatımın yerini çok daha yoğun ve çeşitli uyaranlara bırakmış olmasıdır. Cin Ali gibi materyaller, sınırlı görsel ve kelimeyle çocuğu doğrudan temel beceriye yönlendiren, dikkat dağıtıcı unsurlardan arındırılmış bir öğrenme yapısı sunuyordu.
Günümüzde ise dijital araçlar ve zengin içerikler sayesinde öğrenme daha etkileşimli ve dikkat çekici hâle geldi. Ancak bu yoğun uyaran ortamı, öğrenme süreçlerinin niteliği açısından tartışmaya açık bir alan da oluşturuyor. Çünkü fazla uyaran, çocuğun dikkatini bölme ve bilgiyi derinlemesine işleme sürecini zorlaştırma riski taşıyabiliyor.
Müzenin özellikle çocuklar ve gençler üzerindeki etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cin Ali Müzesi’nin çocuklar ve gençler üzerindeki etkisini oldukça anlamlı buluyorum. Özellikle çocuklar için müze, yalnızca bir sergi alanı değil; öğrenmeyi oyunla ve deneyimle birleştiren canlı bir eğitim ortamı sunuyor. Bu sayede çocuklar, geçmişteki öğrenme yöntemlerini sadece dinleyerek değil, bizzat deneyimleyerek tanıma fırsatı buluyor.
Genç ziyaretçilerde ise daha çok merak ve keşif duygusu öne çıkıyor. Kendi anne-babalarının ya da öğretmenlerinin yaşadığı eğitim deneyimlerini görmek, onlara hem tarihsel bir perspektif kazandırıyor hem de eğitimdeki değişimi daha somut bir şekilde anlamalarını sağlıyor.
Genel olarak müze, farklı yaş gruplarını ortak bir hafıza etrafında buluşturarak hem öğrenme hem de kültürel bağ kurma açısından güçlü bir etki yaratıyor
Şehirlerin kültürel hafızasını koruma noktasında çocukluk anılarının ve eğitim mirasının rolü nedir? Müze olarak eğitim kurumlarıyla veya kültürel kuruluşlarla yürüttüğünüz projeler var mı?
Cin Ali Eğitim ve Kültür Vakfı olarak eğitim kurumları ve çeşitli kültürel kuruluşlarla iş birliği içinde yürüttüğümüz birçok proje bulunmaktadır. Bunlardan en önemlilerinden biri, Avrupa Birliği projesi kapsamında hayata geçirilen “Cin Ali Altı Nokta’da” projesidir.

Bunun yanı sıra vakfımız tarafından düzenlenen “Cin Ali Çocuk Şarkıları Yarışması” da çocukların kültürel ve sanatsal gelişimine katkı sağlayan önemli etkinlikler arasında yer almaktadır. Ayrıca vakıf bünyesinde farklı yayınlar hazırlanmakta ve eğitim alanına yönelik çeşitli çalışmalar yürütülmektedir.
Akademik alanda ise yüksek lisans öğrencilerine ve araştırmacılara burs desteği sağlanarak Cin Ali, eğitim tarihi ve Ankara üzerine yapılan bilimsel çalışmalara katkı sunulmaktadır. Vakfımız, özellikle bu alanlarda çalışma yapan araştırmacıları desteklemeyi ve kültürel mirası bilimsel üretimle güçlendirmeyi amaçlamaktadır.
Ziyaretçilerden sizi en çok etkileyen bir anı veya geri dönüşü paylaşabilir misiniz?
Ziyaretçilerden bizi en çok etkileyen anılar genellikle oldukça duygusal ve samimi geri dönüşler oluyor. Örneğin bir öğretmenimiz, Rasim Kaygusuz’un Cin Ali’yi yazma hikâyesini dinledikten ve o dönemin imkânsızlıkları içinde çocuklar için ürettiği materyalleri gördükten sonra çok duygulanmıştı. Müzedeki ziyaret sırasında yazarın kızı Nesrin Hanım ile tanışınca gözyaşlarını tutamamış ve onun elini öperek bu emeğe duyduğu saygıyı ifade etmişti.
Bir başka ziyarette ise bir öğrencimiz, Rasim Öğretmen’in ortaya koyduğu çalışmaları görünce kendi öğretmenine dönerek “Siz niye böyle şeyler yapmıyorsunuz?” diye sormuştu. Bu da çocukların müzedeki deneyimi ne kadar içselleştirdiğini gösteren ilginç bir andı.
Ayrıca ziyaretçilerimize Cin Ali’nin bugün kaç yaşında olduğunu sorduğumuzda ve aslında hep “7 yaşında” olduğunu söylediğimizde verdikleri şaşkın ve gülümseten tepkiler de bizim için oldukça keyifli ve unutulmaz anılar arasında yer alıyor.

Gelecek yıllarda Cin Ali Müzesi için planladığınız yeni çalışmalar veya projeler nelerdir?
Gelecek dönem için planladığımız çalışmaların başında, her yıl temmuz ayında düzenlediğimiz Sokak Oyunları Şenliği yer alıyor. Bu etkinlikte temel amacımız çocuklara geleneksel oyunları öğretirken, anne ve babaları da sürece dahil ederek bu oyunların kuşaktan kuşağa aktarılmasını sağlamak. Burada asıl vurgulamak istediğimiz nokta, oyun kültürünün taşıyıcısının biz değil aileler ve çocuklar olduğudur. Bu şenliği aynı zamanda kalıcı bir yayına dönüştürme hedefimiz de bulunuyor.
Bunun yanı sıra, yakın dönemde eğitim tarihimizde unutulmuş bir kadın öğretmenimizin eserini yeniden gün yüzüne çıkarmaya hazırlanıyoruz. Şimdilik ismini paylaşamıyoruz ancak sonbahar aylarında yayımlanacak bu kitapla birlikte önemli bir eğitim mirasını yeniden hatırlatmayı amaçlıyoruz.
Genel olarak gelecek projelerimiz, hem kültürel mirası yaşatmayı hem de bu mirası yeni kuşaklara daha güçlü bir şekilde aktarmayı hedefliyor.
Son olarak, Şehir Sohbetleri izleyicilerine ve özellikle çocuklara vermek istediğiniz mesaj nedir? Bir şehir sadece binalardan değil, hatıralardan da oluşur. Sizce Cin Ali'nin hikâyesi, Türkiye'nin ortak hafızasında nasıl bir iz bırakmıştır?
Bir şehir sadece binalardan değil, hatıralardan da oluşur. Bu hatıraları yaşatan en önemli unsurlardan biri de ortak kültürel değerlerdir. Cin Ali’nin hikâyesi de Türkiye’nin ortak hafızasında böyle bir yer edinmiştir. Milyonlarca çocuğun okuma yazma öğrendiği bu karakter, sadece bir eğitim aracı değil, aynı zamanda kuşakları birleştiren güçlü bir hafıza unsurudur.
Cin Ali, farklı dönemlerden insanların aynı deneyim etrafında buluşmasını sağlamış, çocukluk anılarında ortak bir dil oluşturmuştur. Bu yönüyle Türkiye’nin eğitim tarihine olduğu kadar duygusal ve kültürel hafızasına da iz bırakmıştır.
Çocuklara ve izleyicilere vermek istediğim mesaj ise şudur: Geçmişi anlamak, geleceği daha sağlam kurmanın en önemli yoludur. Kendi hikâyemizi ve bu hikâyeyi oluşturan değerleri tanıdıkça, yaşadığımız şehri ve toplumu daha iyi kavrarız. Bir şehir sadece binalardan değil, hatıralardan da oluşur. Bu hatıraları yaşatan en önemli unsurlardan biri de ortak kültürel değerlerdir. Cin Ali’nin hikâyesi de Türkiye’nin ortak hafızasında böyle bir yer edinmiştir. Milyonlarca çocuğun okuma yazma öğrendiği bu karakter, sadece bir eğitim aracı değil, aynı zamanda kuşakları birleştiren güçlü bir hafıza unsurudur.
Cin Ali, farklı dönemlerden insanların aynı deneyim etrafında buluşmasını sağlamış, çocukluk anılarında ortak bir dil oluşturmuştur. Bu yönüyle Türkiye’nin eğitim tarihine olduğu kadar duygusal ve kültürel hafızasına da iz bırakmıştır.
Teşekkür ederiz.





