YASAL ÇERÇEVE GÜÇLÜ ANCAK SAHADA KARARLILIK EKSİK

Türkiye’nin 2053 ve 2071 gibi büyük ulusal hedeflerine ulaşma yolculuğunda tarım sektörü, merkezi ve vazgeçilmez bir stratejik role sahip bulunuyor. Coğrafi konumu, iklim çeşitliliği ve üretim kapasitesiyle küresel bir güç olma potansiyelini barındıran ülkemizde, ne yazık ki mevcut durum bu potansiyeli tam anlamıyla realize etmekten uzak bir tablo sergiliyor. Sektörün son 20 yıllık dönemi incelendiğinde Tarım Kanunu, Toprak Koruma ve Arazi Kullanım Kanunu ile Tohumculuk Kanunu gibi kağıt üzerinde son derece kapsamlı yasal adımların atıldığı görülüyor. Son olarak hayata geçirilen Bitkisel Üretimde Yeni Destekleme Modeli ve Üretim Planlaması kararı da bu güçlü altyapının önemli bir parçasını oluşturuyor. Ancak tüm bu gelişmiş yasal mevzuata rağmen kronik sorunların devam etmesi, asıl tıkanıklığın yasal metin yokluğundan değil, uygulama kararlılığının eksikliğinden kaynaklandığını açıkça ortaya koyuyor. İzmir İktisat Kongresi’nden günümüze kadar toplanan tarım şuralarında hep benzer sorunların ve çözüm önerilerinin tekrarlanması, meselenin konjonktürel değil tamamen yapısal bir uygulama zafiyeti olduğunu kanıtlıyor.

2026 FIRSAT YILI NEDEN ÜRETİCİYİ MEMNUN ETMEDİ

Konya'da korkutan anız yangını! Alevler ekili alanlara ulaşmadan kontrol altına alındı
Konya'da korkutan anız yangını! Alevler ekili alanlara ulaşmadan kontrol altına alındı
İçeriği Görüntüle

Meteorolojik veriler ve su yılı göstergeleri dikkate alındığında, 2026 yılı hububattan yaş sebze meyveye kadar pek çok üründe yüksek verimliliğin yakalandığı bir fırsat yılı olarak kayıtlara geçiyor. Ancak bu yüksek verim, sahadaki üreticiyi memnun etmeye yetmiyor. Bölgesel savaşların gölgesinde yükselen girdi maliyetleri, açıklanan ürün fiyatları karşısında üreticinin belini bükmeye devam ediyor. Dünya piyasalarıyla kıyaslandığında yüksek gibi görünen üretici satış fiyatları, yüksek maliyet analizleri yapıldığında dünyadan çok daha pahalıya mal edildiğini gösteriyor. Aradaki bu devasa farkın desteklemelerle yeterince kapatılamaması, çiftçinin geleceğe dair kaygı ve endişelerini büyüterek tarımsal sürdürülebilirliği tehlikeye atıyor. Üreticinin doğduğu yerde doyabilmesi ve üretimde kalabilmesi için devletin sadece ekonomik değil, acil sosyal projeleri de etkin bir şekilde devreye alması gerekiyor.

KÜRESEL ŞOKLAR VE TÜRKİYE’NİN JEOPOLİTİK AVANTAJI

Son yıllarda dünyayı sarsan COVID-19 salgını, Rusya-Ukrayna savaşı ve bölgedeki ABD-İsrail-İran gerilimleri, küresel gıda tedarik zincirlerinin ne kadar kırılgan olduğunu net bir şekilde gözler önüne serdi. Büyük ihracatçı ülkelerin korumacı politikalarla getirdiği ihracat yasakları, gıdayı uluslararası ilişkilerde stratejik bir baskı unsuruna dönüştürdü. Cumhurbaşkanlığı düzeyinde de ifade edildiği üzere temel gıda ürünlerinde dışa bağımlı olmak, en az savunma sanayiinde dışa bağımlı olmak kadar büyük bir tehlike arz ediyor. Bu kriz ortamında Türkiye, Tahıl Koridoru Anlaşması’na öncülük ederek 32 milyon ton tahılın dünya pazarlarına ulaşmasını sağladı ve küresel gıda krizinde yön veren bir aktör olarak konumunu pekiştirdi. Türkiye, 4 saatlik uçuş mesafesiyle dünya nüfusunun yüzde 40'ına erişim imkanı sunan jeopolitik konumu ve 1,9 trilyon dolarlık tarım ticareti hacmine sahip bir bölgenin merkezinde yer almasıyla muazzam bir küresel gücü elinde tutuyor.

ÇÖZÜM TARIMIN ANAYASAL GÜVENCEYE KAVUŞMASI

Yaşanan bu geçici diplomatik başarıların kalıcı kazançlara dönüşmesi ve tarımsal sürdürülebilirliğin geri döndürülemez şekilde kan kaybetmesinin engellenmesi, köklü bir reformu zorunlu kılıyor. Türk tarımının paydaşları ve üreticileri, sektörün günlük siyasi dalgalanmalardan ve bürokratik belirsizliklerden tamamen izole edilmesini bekliyor. Bu doğrultuda en temel politika önerisi; tarımın hükümet, bakan veya bürokrat değişikliklerinden etkilenmeyecek şekilde sürekliliği olan bir devlet politikası olarak Anayasal güvence altına alınması olarak öne çıkıyor. Sektörün uzun vadeli planlama yapabilmesi ve yatırımların korunabilmesi ancak bu anayasal koruma kalkanıyla mümkündür. Geleceğin toprağa, suya ve üretime verilecek gerçek güvencelerle şekilleneceğini hatırlatan bu vizyon, geçim derdinde olanlarla değil, gelişim derdinde olanlarla hedeflerine yürüyebilir. Tarımsal varlığımızın farkına varılarak tarıma ve tarımcıya hak ettiği fırsatların tanınması, Türkiye’yi küresel düzeyde liderliğe taşırken ülke refahının da en büyük teminatı olacaktır.

Muhabir: Tülin Şeker