Prof.Dr. Caner Arabacı: Şehid-i Muazzez Ali Şükrü, Bey, deniz subayı olarak başladığı hayatını gazetecilik, yayıncılık ve milletvekilliğiyle sürdürdü. Millî Mücadele'ye katılarak Birinci Meclis'te aktif biçimde görev yaptı. İkinci Grup içerisinde güçlü bir muhalefet yürüttü. Tan gazetesiyle siyasi görüşlerini kamuoyuna aktardı. Lozan görüşmeleri sırasında ortaya koyduğu eleştiriler, onun siyasi hayatının en belirgin özelliği oldu. 27 Mart 1923'te ortadan kaybolması ve kısa süre sonra öldürülmüş olduğunun anlaşılması ise Birinci Meclis tarihinin en sarsıcı olaylarından birisidir.
Arabacı, Millî Mücadele ve Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi döneminin en dikkat çekici siyasi şahsiyetlerinden biri olarak tarihteki yerini alan deniz subayı, gazeteci, yayıncı ve milletvekili kimliklerini aynı hayat çizgisinde birleştiren ölümünün üzerinden 103 yıl geçen Şehid-i Muazzez "değerli, aziz, saygıdeğer ve ulu şehit" Ali Şükrü Bey’i ele aldı.

1461 yılında Fatih Sultan Mehmet tarafından Trabzon fethedilmeden önce 1351 yılında Pontusçular tarafından şehit edilen Mahmut Hoyi’nin ilk “Şehid-i Muazzez” olduğuna değinen Arabacı, tarihsel süreç içerisinde medeniyet değişimlerinin toplumlar üzerindeki etkisi üzerinde durarak Tanzimat’la birlikte ahlak nizamını da değiştirdiğimizi , İngiltere’nin Türkler üzerinde yaptığı Panturan ve Pantürkizm araştırmalar sonucu; Fin, Macar,Bulgar ve Samoyedlerin Türklüklerini ortaya çıkardığını ancak bugün bu toplulukların kendilerini Türk hissetmediklerini, Türkler arasında birleştirici unsurun İslamiyet olduğuna dikkat çekti.
ASKERLİKTEN BASIN HAYATINA UZANAN BİR YOLCULUK
Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey, kısa süren siyasi hayatına rağmen Meclis'in en dikkat çekici ve etkili milletvekillerinden biri olduğunu söyleyen Arabacı, “ Askerlikten basın hayatına, İstanbul’daki Milli Mücadele faaliyetlerinden Trabzon’daki teşkilatlanmaya uzanan yaşamında bağımsız bir siyasi çizgi izleyen Ali Şükrü Bey, Meclis’te 183 konuşmasıyla öne çıktı. . Birinci Meclis'te aktif biçimde görev yaptı. Hükümetin ve Meclis yönetiminin denetlenmesini savundu. İkinci Grup içerisinde güçlü bir muhalefet yürüttü. Tan gazetesiyle siyasi görüşlerini kamuoyuna aktardı.Lozan görüşmeleri sırasında ortaya koyduğu sert eleştiriler, onun siyasi hayatının son döneminin en belirgin özelliği oldu. İslamcı dünya görüşü, İngiltere karşıtlığı, Misak-ı Milli’ye yaklaşımı, Batılılaşma eleştirileri ve özellikle Lozan görüşmelerine yönelik sert muhalefeti onu dönemin en tartışmalı siyasi şahsiyetlerinden biri haline getirdi. “ 27 Mart 1923 yılındaki ölümü ise Milli Mücadele döneminin bugün dâhi bütün yönleriyle açıklığa kavuşmamış olaylarından birisi olduğuna değindi.

DONANMADAN MİLLÎ MÜCADELE’YE UZANAN BİR HAYAT
Ali Şükrü Bey’in ailesinin denizci olduğuna değinen Arabacı, “Millî Mücadele ve Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi döneminin en dikkat çekici siyasi şahsiyetlerinden biri olarak tarihteki yerini aldı. Deniz subayı, gazeteci, yayıncı ve milletvekili kimliklerini aynı hayat çizgisinde birleştiren Ali Şükrü Bey, özellikle Meclis'te yürütme üzerindeki meclis denetimini savunan muhalif tavrıyla öne çıktı.1884 yılında doğan Ali Şükrü Bey'in ailesi denizcilikle uğraşıyordu. Trabzon'daki eğitiminin ardından Heybeliada Bahriye Mektebi ve Harbiye Mektebinde öğrenim gördü. 1904 yılında deniz subayı olarak mezun oldu. Osmanlı donanmasının çeşitli gemilerinde görev yapan Ali Şükrü Bey, donanmanın güçlendirilmesi düşüncesine daha gençlik yıllarından itibaren büyük önem verdi. Ali Şükrü Bey, 1909 yılında kurulan Donanma Cemiyeti’nin kurucuları arasında bulunmuştur. Bu cemiyet, ‘Donanma’ adında bir dergi çıkarmış ve dergi üzerinden Osmanlı Donanması’nı güçlendirmek için çeşitli bağış kampanyaları düzenlemiştir.” dedi.
ONUN ASKERLİK HAYATI DONANMAYLA SINIRLI KALMADI
Donanmanın Osmanlı Devleti'nin geleceği açısından taşıdığı önemi savunan Ali Şükrü Bey, II. Meşrutiyet döneminde kurulan Donanma-yı Osmânî Muâvenet-i Milliyye Cemiyeti'nin kuruluş çalışmalarında ve yönetiminde görev aldı. Donanma Mecmuası'nın yayımlanmasına katkı sağladı, yardım kampanyalarında görev üstlendi ve denizcilikle ilgili çeşitli faaliyetlerde bulundu. Onun askerlik hayatı yalnızca donanma hizmetiyle sınırlı kalmadığını ifade eden Arabacı, “Mondros Mütarekesi'nin ardından Osmanlı topraklarının işgal edilmeye başlanması Ali Şükrü Bey'in siyasi faaliyetlerini daha da yoğunlaştırdı. İstanbul'da işgallere karşı oluşturulan Millî Kongre Cemiyeti'nin faaliyetlerine katıldı. Kurduğu matbaayı direniş amaçlı yayınların basımında kullandı.”
MUHALEFETİN SESİ ; TAN GAZETESİ
Ali Şükrü Bey’in muhalif kimliği üzerinde duran Arabacı, “Meclis kürsüsündeki muhalefetini basın yoluyla da sürdürdü. 1923 yılının başında Tan gazetesini yayımlamaya başladı.Gazete, İkinci Grup'un görüşlerinin kamuoyuna aktarılmasında önemli bir araç hâline geldi. Ali Şükrü Bey, başyazılarında Meclis üstünlüğünü, hükümetin hukuki denetimini ve halkın yönetim üzerindeki denetim hakkını savundu.Tan gazetesi 1923 yılının başlarında yayın hayatına başladı ve Ali Şükrü Bey'in ölümünün ardından kısa süre içinde yayın hayatına son verdi. Bu yönüyle Tan gazetesi, yalnızca bir gazete değil, Birinci BMM'deki muhalefetin görüşlerini ortaya koyduğunu görürüz.” dedi.
MEN-İ MÜSKİRAT KANUNU
Ali Şükrü Bey'in Birinci Meclis dönemindeki önemli girişimlerinden biri de “Men-i Müskirat Kanunu” oldu. Meclisin açılışından 5 gün sonra hazırladığı teklif ancak 14 Eylül 1920'de kabul edilerek kanunlaştı. İçki kullanımının yasaklanmasını amaçlayan kanun teklifi, onun dönemin toplumsal ve ahlaki meselelerine yaklaşımını göstermesi açısından da dikkat çeken kanun engellemelerle karşılaştığına değinen ARABACI, bazı milletvekillerinin sarhoş olarak Meclis’e geldiğini bu durumun Ali Şükrü Bey’i rahatsız ettiğini, müskiratın yasaklanması, devletin vergi gelirlerinde önemli bir kayba yol açacağını söyleyenlere Ali Şükrü Bey’in meseleyi yalnızca ekonomik açıdan değerlendirmediğini; dinî, ahlaki, sağlık ve toplumsal gerekçeleri öne çıkarıyordığını, savaş şartlarında ekonomik gelir elde etmek kadar toplumun ahlaki ve sosyal yapısının korunmasını da önemli gördüğünü, ancak bu kanunun uygulanmadığını söyledi.
LOZAN TARTIŞMALARININ MERKEZİNDE
Arabacı, Ali Şükrü Bey'in Mustafa Kemal Paşa ve hükümetle siyasi görüş ayrılığının en belirgin biçimde ortaya çıktığı konulardan biri Lozan Barış Konferansı olduğuna değinerek, “.Lozan görüşmelerinin kesintiye uğraması ve Türk heyetinin Ankara'ya dönmesinin ardından Meclis'te yoğun tartışmalar başladı. Özellikle İkinci Grup milletvekilleri, Lozan'da Misak-ı Millî hedeflerinden taviz verildiği düşüncesini gündeme getiriyordu. Ali Şükrü Bey, konferansta yürütülen müzakereleri sert biçimde eleştirdi. Özellikle Musul meselesinin ileri bir tarihe bırakılmasına tepki gösterdi. Musul'un geleceğinin bir yıl sonraya bırakılmasını, bölgenin Türkiye'nin elinden çıkması ihtimalini güçlendiren bir gelişme olarak değerlendirdi.”5 Mart 1923 tarihli Meclis görüşmelerinde yaptığı konuşmada Lozan Heyeti'nin izlediği politikayı ağır biçimde eleştirdiğini. Ali Şükrü Bey'e göre savaş meydanlarında elde edilen askerî başarıların diplomasi masasında yeterince korunmadığına dikkat çekmişti.
ALİ ŞÜKRÜ BEY'İN KAYBOLUŞU
Birinci Meclis'te yürütme üzerindeki meclis denetimini savunan muhalif tavrıyla öne çıkan Ali Şükrü Bey’in 27 Mart 1923 Salı günü ortadan kaybolmasından sonra Meclis’te artan gerginlikler üzerinde duran Arabacı, soruşturma ve araştırmalar sonucunda Ali Şükrü Bey'in Topal Osman Ağa'nın evinde öldürüldüğünün ortaya çıktığını, Topal Osman ve adamlarının suçlu bulunarak idam edildiğine değinerek konuşmasını tamamladı. Sohbetin soru cevap kısmından sonra Ahmet Özer, Hasip Şenalp ve Muammer Toprak tarafından Prof. Dr. Caner Arabacı’ya hediyesi takdim edildi. Toplantı toplu fotoğraf çekimiyle sona erdi.




