Geleneksel Türk tiyatrosunun en köklü şubelerinden biri olan Karagöz ve kukla sanatı, asırlardır perdeden yansıyan ışıkla toplumun aynası olmaya devam ediyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı Somut Olmayan Kültürel Miras Taşıyıcısı unvanına sahip olan Şafak Yılmaz, usta-çırak ilişkisiyle devraldığı bu kadim emaneti, bugünün dijital dünyasında yarının çocuklarına aktarmak için canla başla çalışan bir hayalî. Ankara’dan Anadolu’nun dört bir yanına uzanan perde arkası emeği, "çocuklar gülerek uyusun diye" seçilen naif sloganı ve kent kültürünün korunmasındaki rolüyle bu röportaj; geleneksel zanaatın mutfağından uluslararası arenadaki eksikliklere kadar pek çok konuya ışık tutuyor. Şafak Yılmaz, derinin nevregan bıçağıyla hayat bulduğu atölyesinden seslenirken, gençlere günübirlik heveslerden sıyrılıp sabırla usta kapısı çalmayı öğütlüyor ve Karagöz’ün modern dünyada yeniden keşfedilmesi gereken kahramanlık yönünü samimi bir dille gözler önüne seriyor.
Bir önceki yazımıza ilave olarak şehirlerin kültürel kimliğinin oluşmasında geleneksel sahne sanatlarının nasıl bir rolü olduğunu düşünüyorsunuz?
Yani maalesef ki, yine Karagöz özelinde konuşacağım, kukla tiyatrosu maalesef ki her şehre bir tane kukla sanatçısı düşmüyor, Karagöz sanatçısı düşmüyor. Hani bizim temennimiz şu hani bırakın şehri her ilçeye bir tane Karagöz kukla sanatçısı düşsün.
Her insan her ilçenin, her ilin, her coğrafyanın her memleketin güzellikleri yemesi, içmesi, musikisi, yaşantısı olumlu veya olumsuz yanları toplumsal sorunları perdeye yansısın, insanlar izlesinler, gülsünler. Yani bir oradan bir ders çıkarsınlar. Bizim şeyimiz temennimiz bu ama tabii ki bu çok büyük bir süreç.
Az önce bahsettiğimiz işte toplumsal sorunların çözüm noktasına baktığımız zaman sadece sorun olarak bakmamak lazım. Yani bir şehrin mimarisi, Karagöz perdesinin içerisinde ne bileyim işte bugün Ankara Ankaralı bir sanatçı olarak söylüyorum, bir Anıtkabir koyabiliyorsak içerisine veya işte ne bileyim bir Atakule'yi koyup şehir değeri olarak görebiliyorsak veya işte ne bileyim bir Hacı Bayramı koyabiliyorsak oraya, bu şehrin kent kültürünü de aynı zamanda, şehrin kültürel kimliğini de koruduğumuzun ispatı olarak karşımıza çıkar.
Dolayısıyla sahne sanatlarının veya gösteri sanatlarının şehrin kültürel kimliğini koruma yolunda rolü büyüktür. Fakat sayı az yani güç yetecek gibi değil. En azından yani her şehirde sadece Karagöz Kukla tiyatro sanatçılarını da aynı şekilde kent kültürünü korumaya, oranın ağız özelliklerini, müziğini, yemesini, içmesini, mutfağını, düğün, doğum, işte ölüm geleneklerini korumaya yönelik çalışmalarını arttırması lazım ki gelen seyirci o bölgenin seyircisi olduğu için yani sahne toplumun aynasıdır sonuçta. Hani kendisini orada görsün, ağlayacaksa oraya ağlasın, gülecekse ona gülsün. Bu önemli. Karagözün de böyle bir yola doğru gittiği artık görülmekte. Yavaş yavaş sanatçı sayısı artmakta, somut olmayan kültürel miras taşıyıcılığı kartı ve bunun bir üstü olan yaşayan insan hazinesi unvanı artık Karagöz sanatına karşı ilgiyi de alakayı da hem seyirci hem de Usta-Çırak açısından artırmakta. Umarız bu artan sanatçı ve seyirci olayları sonucunda da şehir, yani kentlerin kültürel kimliğine dair çalışmalar da gittikçe artar.
Karagöz ve kukla gösterileri sırasında izleyicilerden aldığınız en unutulmaz geri dönüşlerden birini paylaşabilir misiniz?
En unutulmaz şöyle, benim atölyemin şeyi, sloganı; çocuklar gülerek uyusun diye. Neden bu slogan? Çünkü ben ilk gösteri yaptığım, yani ustadan icazet alıp ilk gösteri yaptığım yıllarda, bir tane okula gitmiştim. O okulun da işte sırasıyla şeyleri geliyor, öğrencileri, sınıflar geliyor, gösteri izleyip gidiyorlar, gösteri izleyip gidiyorlar ve bir de mini grupları vardı. Ben o sırada sahnemi, artık hani gösterimi yaptım, gösterilerim bitti. Hesabımızı kitabımızı yaptık. Sahnemi toplayıp okuldan ayrılacakken dediler ki; 'Hocam, bakın işte şey, küçük yaş grubunun, anaokulu grubunun bir de uyku odası varmış. Bakın işte nasıl uyuyorlar, hepsi işte kendi aralarında falan' diye. Bir baktım ki, böyle gözleri kapalı ama gülümsüyorlar çocuklar hani uyurken. Çok keyif aldılar, çok eğlendiler gibi bir geri dönüş olmuştu. Ya bu çocukların gözlerinin kapalı ve gülümseyerek uyuması aslında hani benim atölyemin sloganına dönüştü. Çocuklar gülerek uyusun diye. Gerçekten eğer ki, insan gününü mutlu kapatırsa böyle, yastığa da başını tebessümle koyuyor. Bu hani, sadece çocuk için değil, çocuklar orada bir imge aslında, 60 yaşında da çocuk olabilir insan, 40 yaşında da çocuk olabilir. Onun için benim en önemli hatıram ve işime yansıyan en büyük slogan olacak şekilde yansıyan, en güzel hatıralarımdan bir tanesi budur hocam.
Bir Karagöz veya kukla gösterisinin hazırlanma süreci nasıl ilerliyor? Perde arkasında izleyicilerin bilmediği hangi emekler bulunuyor?
Şöyle, her iki sanat içinde genel olarak her şeyimiz hazır bir şekilde; kuklalar, kuklalar valizli oluyor, Karagöz tasvirleri bir çantası var. Onların sahnesi katlanabilir, bir aracın bagajına sığabilecek şekilde tasarlıyoruz. Mikrofonumuzu, sesimizi, her şeyimizi hazırlıyoruz önceden, arabamızın bagajına koyuyoruz. Nerede yapacaksak o gösteriyi oraya gidiyoruz.
Çırak yavaş yavaş perdeyi hazırlar, ben o sırada kuklaları kurarım, iplerini çözerim kuklaysa eğer, Karagöz'se değneklerini bağlarım bunların. Ve aşama aşama, yani işin sıkıntılı tarafı şu; hani birini yapmadan öbürünü kuramıyorsunuz. Perdeyi kurmadan Karagöz'le Hacivat'ın evini bağlayamıyorsunuz mesela. Dolayısıyla aşama aşama gitmek zorunda. Bir yarım saat, kırk dakika içerisinde gösteri, müzik, her şeyimiz hazır hale gelir ve ardından gösteri başlar.
Tabii ki burada hazırlanma sürecinin sadece bunlar, hazır kuklalarınız varsa, tasvirleriniz varsa bu şekilde oluyor. Bir de öncesinde tasvirler yapmanız lazım. Bir oyun yapacaksanız o oyuna göre kuklalar tasarlamanız gerekiyor. Karagöz tasvirleri deriden yapılır; dana veya daha öncesinde deve derisiyken şimdi dana, düve derilerinden yapılıyor. Bu deriler nevregan denilen özel bıçaklarla işlenir, kesilip makaslarla etrafları kesildikten sonra nevregan denilen bıçaklarla delikleri açılır, işlenir. Daha sonra güzelce kontur boyaları, kök boyalarla elbiseleri, kıyafetleri boyanır, eklemleri bağlanır ve değneklere takılarak oynatılır Karagöz tasvirleri. Karagöz oyunlarında kukla kullanılan kuklalara biz tasvir diyoruz.
Kukla yapımlarında ise farklı farklı teknikler kullanıyorum genelde. Ahşap oymadan tutun işte kil çamurundan vesaire yapılana kadar birçok teknik kullanıyoruz. Kuklada da maalesef aşama aşama devam etmek zorundasınız. Önce kuklanızın hangi boyutlarda olacağına bir bakarsınız, ona göre kafasını oyarsınız, kafanın ölçüsünü belirlersiniz. Sonra gövdesini bağlarsınız, kollarını, bacaklarını bağlarsınız. En son ellerini ve ayaklarını bağladıktan sonra kuklanızı giydirmeye başlarsınız. Bütün artık yaka düğmesine diktikten sonra kuklanız giyilmiş hazır bir bebektir. Eğer siz bunu iplemeye başlarsanız, kukla canlanmaya başlamış oluyor.
Tabii perde şeyde kuklalar yapıldı, götürdük, sahneyi hazırladık. Özellikle Karagöz oyununda perde arkasındaki emek oldukça büyük. Çünkü Karagözcü sadece onları seslendirmiyor ve birkaç kişi olmuyor. Bir hayal oyunu olabilmesi için tek kişinin oynatması gerekiyor. Bütün tipleri sırayla oyuna koyarken onların musikilerini seslendirmesi gerekiyor, şarkılarını söylemesi gerekiyor yani. Onların yöresel ağız, şive özelliklerini perdeye yansıtması gerekiyor. Ve hani oldukça, hani orada herhangi bir arkada herhangi bir düzensizlik olduğu zaman hayalden çıkacağı için, oyun kopacağı için oldukça oyunun içerisinde sürekli, oyuna hakim bir şekilde seslendirmeleri kuklaları oynatırken o taklitleri yapması gerekiyor. Tabii müzikler vesaire de bunun cabası. Ama o hayalden çıkmaması için de arkada bir terslik olmaması için de yanında bir çırak götürüyor tabii. Bu çırağa biz yardak veya yardakçı diyoruz. Yardakçı o sırada usta gözü kapalı veya işte ne bileyim hayalin içerisinde oynatırken, o sırada eline hangi değneği alacağını, hangi kukla sırada hangi kukla olduğunu veya işte ne bileyim arkada herhangi bir terslik olmaması için her şeyi üstlenen kişi, aslında ustanın sağ kolu olan yardakçıdır. Arkanın düzenini sağlar, perde arkasının düzenini sağlar. Bu sayede de usta hayalden çıkmadan güzelce oyununu oynatır. Bunlar genel, şey, perde arkasında yaptığımız, uğraştığımız genel emekler aslında. Baktığımız zaman hani tek kişi oynatıyor, seslendiriyor olsa da yardakçı olmadan usta aslında hani tabiri caizse topal ördektir yani.
Anadolu'nun farklı şehirlerinde gerçekleştirdiğiniz etkinliklerde, yerel kültürlerin Karagöz ve kukla sanatına yansımalarını gözlemliyor musunuz?
Yani aslında kültür meselesi ailede başlar. Yani evin içerisine kapıyı kapattığınız anda kültür meselesi başlar, tuvalette başlar, mutfakta başlar, sofrada başlar. Ne bileyim otururken, yatakta uyumadan önce yani her alanda aslında ailenin öncelikle meseleyi ele alması gerekiyor. Yani herkes vardır ya şey, hani dünyada herkes kendi evinin önünü süpürürse dünya tertemiz olur diye. Her aile çocuğuna bu şekilde kültürel mirasın korunması hususunda bir eğilim sağlarsa aslında biz kültürümüze sahip çıkmış ve e kültürü çelikleştirmiş olacağız bir bakıma. Öz kültürümüzü çelikleştirmiş olacağız.
Bunu tabii hani bir sonraki aşaması da eğitim kurumları. Sonuçta hani ailede bir süre hayata adapte olan çocuk, bir süre sonra biz onu alıyoruz eğitim kurumuna teslim ediyoruz ister özel olsun ister devlet olsun. Buradaki öğretmenlerin de veya eğitmenlerin de bilinçlendirilmesi lazım. Kurumların Milli Eğitim Bakanlığıyla veya işte ilçe Milli Eğitimlerle karşılıklı fikir alışverişi içerisinde neler yapılabileceğine dair büyük yani çok büyük adımlarla değil, minik minik adımlarla ileriye doğru gitmek gerekiyor. Tabii bunu yaparken de yerel yönetimlerin de devreye girmesi gerekiyor ki hani sadece Karagöz konusunda değil, yani yerel bir kültürün o bölgede ne mirası varsa, yani işte bu bazen dediğim gibi çarık yapımı olabilir, bazen bir işte tespih ustası olabilir, her alanda olabilir, buradaki ustalara ustaların geleneklerini geçmişten alıp sürdürmesi ve gelecek kuşaklara aktarması için ellerinden ne geliyorlarsa ne geliyorsa yani gerekiyorsa maaşlandırıp, gerekiyorsa işte onlara bir atölye temin edip, gerekiyorsa işte çıraklar, kurslar düzenleyip çıraklar yetişmesini sağlayıp çabalar harcamaları gerekiyor düşüncesindeyim
Kültürel mirasın korunması konusunda ailelere, eğitim kurumlarına ve yerel yönetimlere ne gibi görevler düştüğünü düşünüyorsunuz?
Yani aslında, kültür meselesi ailede başlar. Yani, evin içerisine kapıyı kapattığınız anda kültür meselesi başlar. Tuvalette başlar, mutfakta başlar, sofrada başlar. Ne bileyim, otururken, yatakta, uyumadan önce yani her alanda aslında ailenin öncelikle meseleyi, ele alması gerekiyor. Yani herkes vardır ya şey; hani dünyada herkes kendi evinin önünü süpürürse dünya tertemiz olur diye. Her aile çocuğuna bu şekilde kültürel mirasın korunması, hususunda bir eğilim sağlarsa aslında biz, kültürümüze sahip çıkmış ve kültürü çelikleştirmiş olacağız bir bakıma, öz kültürümüzü çelikleştirmiş olacağız.
Bunu tabii hani bir sonraki aşaması da eğitim kurumları. Sonuçta hani ailede bir süre, hayata adapte olan çocuk bir süre sonra biz onu alıyoruz eğitim kurumuna teslim ediyoruz. İster özel olsun ister devlet olsun. Buradaki öğretmenlerin de veya eğitmenlerin de bilinçlendirmesi lazım. Kurumların, Milli Eğitim Bakanlığıyla veya işte ilçe milli eğitimlerle, karşılıklı fikir alışverişi içerisinde neler yapılabileceğine dair büyük yani çok büyük adımlarla değil, minik minik adımlarla ileriye doğru gitmek gerekiyor. Tabii bunu, bunu yaparken de yerel yönetimlerin de devreye girmesi gerekiyor ki, hani sadece Karagöz konusunda değil, yani yerel bir kültürün o, o bölgede ne mirası varsa, yani işte bu bazen, dediğim gibi çarık yapımı olabilir, bazen bir işte tespih ustası olabilir, her alanda olabilir. Buradaki ustaları, ustaların geleneklerini geçmişten alıp sürdürmesi ve gelecek kuşaklara aktarması için, ellerinden ne geliyorlarsa ne geliyorsa yani gerekiyorsa maaşlandırıp, gerekiyorsa işte onlara bir atölye temin edip, gerekiyorsa işte çıraklar, kurslar düzenleyip çıraklar yetişmesini sağlayıp çabalar harcamaları gerekiyor düşüncesindeyim.
Geçmişten günümüze aktarılan Karagöz ve kukla geleneğinin geleceği hakkında umutlu musunuz? Bu sanatın yaşatılması için hangi adımların atılması gerekiyor?
Yani aslında kültür meselesi ailede başlar. Yani evin içerisine kapıyı kapattığınız anda kültür meselesi başlar, tuvalette başlar, mutfakta başlar, sofrada başlar. Ne bileyim otururken, yatakta uyumadan önce yani her alanda aslında ailenin öncelikle meseleyi ele alması gerekiyor. Yani herkes vardır ya şey, hani dünyada herkes kendi evinin önünü süpürürse dünya tertemiz olur diye. Her aile çocuğuna bu şekilde kültürel mirasın korunması hususunda bir eğilim sağlarsa aslında biz kültürümüze sahip çıkmış ve kültürü çelikleştirmiş olacağız bir bakıma. Öz kültürümüzü çelikleştirmiş olacağız.
Bunu tabii hani bir sonraki aşaması da eğitim kurumları. Sonuçta hani ailede bir süre hayata adapte olan çocuk, bir süre sonra biz onu alıyoruz eğitim kurumuna teslim ediyoruz ister özel olsun ister devlet olsun. Buradaki öğretmenlerin de veya eğitmenlerin de bilinçlendirilmesi lazım. Kurumların Milli Eğitim Bakanlığıyla veya işte ilçe Milli Eğitimlerle karşılıklı fikir alışverişi içerisinde neler yapılabileceğine dair büyük yani çok büyük adımlarla değil, minik minik adımlarla ileriye doğru gitmek gerekiyor. Tabii bunu bunu yaparken de yerel yönetimlerin de devreye girmesi gerekiyor ki hani sadece Karagöz konusunda değil, yani yerel bir kültürün o bölgede ne mirası varsa, yani işte bu bazen dediğim gibi çarık yapımı olabilir, bazen bir işte tespih ustası olabilir, her alanda olabilir, buradaki ustalara ustaların geleneklerini geçmişten alıp sürdürmesi ve gelecek kuşaklara aktarması için ellerinden ne geliyorlarsa ne geliyorsa yani gerekiyorsa maaşlandırıp, gerekiyorsa işte onlara bir atölye temin edip, gerekiyorsa işte çıraklar, kurslar düzenleyip çıraklar yetişmesini sağlayıp çabalar harcamaları gerekiyor düşüncesindeyim
Geleneksel sanatlara ilgi duyan gençlere vermek istediğiniz mesaj nedir?
Vermek istediğim mesaj, yani şu andaki genç nesil özellikle artık her şeyi çabucak alıp, çabucak dokunup, çabucak elde edip, çabucak tüketmek istiyor. Bu çabucaklıktan vazgeçsinler benim temennim. Hani böyle workshop etkinlikleri veya işte halk eğitim kurslarıyla geleneksel sanatların ne yaşayacağı vardır ne gelecek kuşaklara aktarılacağı vardır. Mümkün değildir. Yani böyle birkaç saatlik veya işte saatleri belli olan kurslarla biz geleneksel meslekleri veya sanatları, zanaatları yaşatamayız. Sadece farkındalık yaratırız. "A, Karagöz sanatı varmış." der katılımcı. "A, kukla diye bir şey varmış." diyebilir.
Bunun için ustaların, yani şehirlerinde bulunan ustaları tespit etsinler. Kuklaya, Karagöz'e merakı olan bir genç varsa ve Ankara'daysa ya da işte ne bileyim, hafta sonları gelip giderek Karagöz'le, kuklayla ilgili bir eğitim almak istiyorsa ustayı bulsun. Veya İstanbul'daki ustayı bulsun, Konya'daki ustayı bulsun. Yani ya da en yakın şehirde kuklaya, Karagöz'e dair yatırım yapan, orayla o sanatla geçimini sağlayan ustayı, kültürel miras taşıyıcısını bulsun ve atölyesinde eğitim alsın. Bunu bir meslek edinmek istiyorsa.
Zaten hani ilgiye, o tırnak içindeki ilgiyi her türlü duyuluyor. Yani gelen gerçekten "Aa ne güzel, evet elinize sağlık, gerçekten çok güzeller." diyorlar. Çünkü atölyeye girdikleri zaman bunu görüyorlar ve o ilgi her zaman vardır, var olacaktır da. Bizim, benim buradan bu gençlere de anladığım, mesleğe karşı ilgiden ziyade böyle bir meslek edinmek isteyen gençlere hitap ediyorum ben daha çok. Onun için gelsinler veya işte ne bileyim Ankara'dalarsa yanımıza gelsinler. Uzaktalarsa İstanbul'a yakınsalar İstanbul'daki kukla Karagöz sanatçısını bulsunlar. Mutlaka atölyede eğitim alsınlar. Böyle workshoplarla veya işte ne bileyim günübirlik atölyelerle maalesef kukla ve Karagöz sanatını öğrenmeleri mümkün değildir. Onun için birazcık yemek için emek vermeleri lazım.
Karagöz oyunlarında mizah, eleştiri ve toplumsal mesajlar önemli bir yer tutuyor. Sizce günümüz toplumunda Karagöz'ün hangi yönleri yeniden keşfedilmeli?
Ya ben, benim açıkçası Karagöz’de en fazla kıymet verdiğim şey, Karagöz bir kahraman artık. Yani asırlardır öyle veya böyle ve özünü koruyarak günümüze kadar gelmiş ve hala geleceğe gidebilmek için çaba harcıyor, tırmanıyor, mücadele ediyor. Dolayısıyla Karagöz bir kahraman. Artık yavaş yavaş Karagöz'ün bu kahramanlık vurgusunu biraz ön plana çıkarmak gerekiyor. Çünkü çocuklar artık hepsi hani biz önceden bir Erol Taş da bizim için bir şeydi, oyuncuydu ama filmin sonunda oyuncuydu ama filmin içindeyken kötüden kötü adamdı, yani hani bir noktada veya işte ne bileyim şimdiki çocuklar da şöyle bir şey var: Yani iyinin yanındalar, hep iyi ile ilgileniyorlar. Onlar için iyi her zaman iyiyi işaret ediyor. Yani iyi kişi kimse, adı üstünde, işte iyiyi işaret ediyor her zaman. Dolayısıyla Karagöz’ün artık böyle bu absürtlüğünden, işte ne bileyim cehaletinden belki biraz kurtulması gerekiyor. Karagöz’ün argosunu biraz zımparalamak gerekiyor, törpülemek gerekiyor. Belki Karagöz’ün nasıl diyeyim? İçerisindeki o zorbalıkları yok etmek gerekiyor. Karagöz'ü artık yavaş yavaş bir çizgi filme doğru, bir sinemaya doğru yani perdenin içerisinde, yani perdeden çıkıp sinema sahnesine geçsin demiyorum, o tarzda bir animasyon seyreder gibi seyretmelerini sağlamak lazım. Bunun içinde biraz daha argoyu yumuşatmak, çocukları yani özellikle Türk çocuklarına, Anadolu'da yaşayan Türk çocuklarına Karagöz'ü aşılamak istiyorsak, Karagöz'ü biraz daha böyle eğlenceli film tadında, müzikle, çalgıyla, çengiyle ve bir hikâyenin içerisine düzgün, dramatik güzel hikâyelerin içerisinde aktarmak gerekiyor
UNESCO tarafından İnsanlığın Somut Olmayan Kültürel Mirası olarak kabul edilen Karagöz geleneğinin uluslararası alanda tanıtılması konusunda Türkiye'nin yeterli çalışmalar yaptığını düşünüyor musunuz? Bu alanda neler yapılabilir?
Şimdi, bu alanda bir şeyler yapabilmek için Karagöz öncelikli olarak söze dayalı bir sanat olduğu için, Karagöz sanatçılarının İngilizce, en azından İngilizce, yabancı dil eğitimlerinin tamamlanması gerekiyor ya da İngilizce bilen Karagözcülerin bu alanlara, uluslararası alanlara dahil olması gerekiyor ki aramızda böyle birkaç Karagözcü var. Benim İngilizcem yok mesela ama hani bir yere kadar oyunu götürebilirim, Rusya'ya gittiğim zaman bir yere kadar götürebildim. Yani salonun yarısı Türk, yarısı Rustu mesela. Bilmece ile tekerleme ile ilgili minik bir oyun yapmam gerekiyordu. Birazcık Türk bilmesi ve bilmecesi, tekerlemesi vesaire oyunumun içerisinde vardı ve böyle birkaç tane bir gece içerisinde, Rus tekerlemesi ezberledim mecburen ve oyunun içerisine onları yansıtmak durumunda kaldım ama bir yere kadar gidiyor maalesef. Tamamen dile hakim olmak, o kültüre hakim olmak demek olduğu için dillerini iyi bilmek gerekiyor. (öksürük) Affedersiniz. Türkiye yeterli çalışmalar yapıyor mu? Hayır. Türkiye dediğimizden kasıt; Kültür ve Turizm Bakanlığı, hükûmet yetkilileri ve devleti anlıyorsak, hayır. Yani devletin bu noktada maalesef yeterli bir yatırım yaptığını düşünmüyorum. Çünkü Karagöz bir tiyatro veya temsiliyet aracı, yani Türk bayrağı imgesi olarak görülmüyor noktasında neredeyse. Onun yerine işte çok daha başka çalışmalar, temsiliyetler görünüyor. Yurt içinde daha çok Karagöz'e yatırım var ama yurt dışına ne yapacaklarını bilmediklerinden olabilir, tam olarak dışa açılamadıklarından olabilir, bilemiyorum. Sadece burada kendi çapımızda dünyadaki işte kukla ve işte gölge oyunu ya da tiyatro festivallerini takip ediyoruz, oradan hesaplarımıza davetler geliyor, o davetlerin içerisine oyunlarımızın videolarını gönderiyoruz, kabul ederlerse gidiyoruz, etmezlerse işimize devam ediyoruz. Hani burada Türkiye'den ziyade sanatçının bireysel çalışmaları daha ağır durumda."