Dünyanın 2030 yılında 8,5 milyar, 2050'de 9,7 milyar, 2100'de ise 10,4 milyar nüfusa ulaşacağı tahmin ediliyor. Aile Danışmanı Sosyolog Filiz Akman ise, dünya nüfusu hakkında bazı açıklamalarda bulundu. Akman, “Doğum oranıyla ölüm oranı arasındaki fark nüfus artışını gösteriyor. Bir yerde doğum çok, ölüm az oluyorsa veya tam aksi oluyorsa burada nüfusun artış ve eksiliş hızı belirleniyor. Genellikle az gelişmiş ülkelerde nüfus artışı hızlı ve fazla, gelişmiş ülkelerde nüfus artış hızı azdır. Avrupa ülkeleri daha rahat yaşamak için genelde işçi olarak insan alırlar. Almanya’ya baktığımız zaman Türkiye’den çok fazla insan alıyorlar” diye konuştu.
KİMSE PASTA DİLİMİNDEN OLMAK İSTEMİYOR!
Savaşların ve koronanın çıkma nedeninin dünya nüfusunun çok fazla artması olduğuna dikkat çeken Akman, “Ortada bir pasta dilimi düşünün. Kişi sayısı artıkça, yenilen dilimin sayısı azalıyor. Bu endişe ve kaygı özellikle materyalist dünya görüşünde olan insanları tetikliyor. Eskiden savaşlar silahlarla yapılırdı. Şimdi nüfusu azaltmak adına savaşlar biyolojik olarak gerçekleşiyor. Az gelişmiş ülke olan Afrika veya Asya ülkelerinde genelde iç çatışmalar görüyoruz. Korona da bunlardan birisiydi” ifadesine yer verdi.

OLUMSUZLUKLARIN BAŞI: ALGI!
Dünyada çok fazla nüfus artışı olduğunu söyleyen Akman, bu durumun her yaşa göre farklı etkiler bıraktığını kaydetti. Akman, “Bazı konular üzerinden algı yönlendirmesiyle bizim psikolojimizi, aile, sosyal, bireysel yaşantımızı etkiliyorlar. Dolayısıyla neredeyse hepimiz bir çıkmaz sokağa girmişiz gibi hissediyoruz. Medyada bir haberin üzerinde çok fazla yoğunluk yapılabiliyor. Demek ki bir şeyler var ve birileri düğmeye basıyor. İnsanların hassas olduğu noktalarla ilgili haberleri medya çok fazla veriyor. Bu da insanları sürekli olumsuz düşünmeye itiyor. Mesela zamlar geldi ve hepimizde bir kıtlık bilinci oluştu. “Eyvah havalar çok sıcak oldu, su rezervleri tükeniyor. Biz susuz kalacağız” veya “Nüfus patlaması yaşanıyor. İşsiz kalacağım, aç olacağım ve öleceğim” gibi olumsuz düşünceler insanları ele geçirdi. Birçok haberler bu tür olumsuz konular üzerine yayınlanıyor. Bundan dolayı bir süre sonra insanlar istediklerinden ya tamamen vazgeçiyorlar, ahlaksızlığa sürükleniyorlar ya da sorunları kendi yöntemleriyle çözmeye kalkıyorlar. Bu da sonucunda şiddeti doğuruyor. Bu durum insanların psikolojik yapısını bozduğu için de pimi çekilmiş bir el bombası gibi nereye saldıracağını bilmeyen bir toplum ortaya çıkıyor. Mesela bir erkek işsiz kalacağı ya da gelen zamlardan dolayı ailesini geçindiremeyeceği düşüncesiyle bankalara bulaşıyor. Sonrasında çıkmaza giriyor. İntihar olayları da çok fazla arttı. Bunların sebebi algı yaratılmak için yapılan o haberlerden kaynaklanıyor” şeklinde konuştu.

ÜNİVERSİTELİ İŞSİZLER ORDUSU!
Konya’nın nüfusunun çok fazla arttığına da değinen Akman, bunun sebebinin yurt dışı ve şehir dışından gelen insanlardan kaynaklı olduğunu dile getirdi. Akman, “Mesela Konya’da sanayi bölgelerine baktığımızda Türk çalışan neredeyse yok. Hep mülteci var. Bunun sebebi ise Türkiye’de herkesin üniversite bitirmesine rağmen mesleğine dair pratik bilgilerinin olmaması. Kalifiyeli Türk usta bulmak zorlaştı. Bundan dolayı özellikle sanayi bölgelerinde Tük kalmadı. Bu ciddi bir sorun. Mesela bazı sanayicilere bakıyorsunuz ilkokul mezunu. Ama yanında çok fazla üniversite mezunu çalıştırıyor. Bizim Türk toplumunda üniversiteli işsizler ordusu dolu. Her yerde üniversite var. Ama mesleğini güzel bir şekilde öğrenip mezun olan çok az kişi mevcut. Eğitimin ve ailenin ne olduğu konusunda toplum kesinlikle bilinçlenmeli. Bunlar anlatılmadığı için insanlar huzuru sosyal medyada bulduklarını zannediyorlar” dedi.
GÜÇLÜ BİR ŞUUR, BU OYUNU BOZAR!
Küresel dünyanın bizim bireyselleşmemizi ve yalnızlaşmamızı istediğini vurgulayan Akman, sözlerine şunları ekledi, “Onlara hep bağımlı kalmamız için elinden geleni yapıyorlar. Ne yazık ki onlar her şekilde kazanıyor. İnsanlara, onları hasta edecek şeyleri satarken de para kazanıyor, hastalıkları tedavi ediyoruz deyip yine para kazanıyorlar. Dünya nüfusunu da çoğaltıyorlar ki insanlarda tahammülsüzlük olsun, aileler dağılsın veya hiç aile yapısı oluşmasın. Çünkü onlara göre herkesin ayrı evde yaşayıp para harcaması, 5 kişinin aile olarak aynı evde yaşamasından daha kârlı. Her tarafa kendilerince sistem kurmayı başarmışlar. Bütün bu oyunlara gelmemek için ise güçlü bir şuur ve birlik, beraberlik gerekir.”

HACER CEYLAN




