SPOR

Gramofon Avrat

Yeşil Beyaz Konya Dergisi'nin etkili yazarlarından Yasin Oruç, bu ayki yazısında, Konyaspor'un Avrupa defterine değindi.

Abone Ol

Tarihsel ve kültürel olaylardan esinlenen Oruç, Aykut Kocaman'ın bu şehre değer kattığını ancak Konyaspor'un daha da ileriye taşınmasını gerektiğini belirtti

1988'in bir kış gündüzüydü. Annem, evde hummalı bir çalışmanın içerisinde olup, akşama misafirlerini ağırlayabilme telaşındaydı. Bir ara telefon konuşmasında akşama birçok akrabamızın televizyonda (o yıllarda televizyon dediğimiz sadece TRT 1'den ibaretti) ilk kez çıkacak bir film izlemeye geleceklerini anladım. Bende de o akşam bir İnek Şaban filmi izleyebilmenin ihtimali mutluluğu doğmuştu. Akşam oldu ve evimizde onca akrabamız, erkekli, kadınlı, çocuklu hatta yaşlılarında da dahil olduğu sıkı bir kalabalık oldu. Sonra film başladı ancak beklediğim gibi komik bir film değildi. Sıkıcıydı diyebilirim ancak daha da tuhaf olanı filmin başrol oyuncusu olan kadın (Türkan Şoray) yarı çıplak dans ediyordu bol bol filmde. Ve kimse de buna aldırış etmiyordu! Halbuki o yıllarda bu tür görüntü ve öpüşme sahnelerinde ya televizyon kapatılır ya da en azından yüz çevrilip başka bir şey konuşuluyormuş gibi yapılırdı. Ama o gün yapılmadı çünkü o akşam ki film yani Gramofon Avrat (Sabahattin Ali'nin aynı adlı romanından uyarlanmış olan bir film) filmi, Konya'da çekimleri gerçekleştirilmiş ve gerçekten de filmde Konya'nın da tarihi kokusu da sinemaya aktarılmıştı. 

Peki ama bir filmin Konya'da çekilmesi o filmdeki müstehcen sahneleri, mübah kılıyor muydu? Kılsa da ne önemi var? Diye sorulabilir tabi. O yıllarda Konya isminin, medyada yer alması için sıkı nedenlerin olması gerekirdi. Mesela dönemin başbakanı Turgut Özal'ın Konya ziyareti, Şeb-i Arus Töreni veya bir namus cinayeti bazen de Konya'nın bir köyünde gerçekleşen ineğe karşı cinsel davranış haberleri! Ancak bu tür argümanlarla ülkenin ulusal medyasının gündemine gelebilirdi, cumhuriyet kurulduğunda ülkenin en yoğun nüfusunun yaşadığı şehir olan Konya! TRT'nin bir kandil gecesini, Konya'daki Selimiye Camisi'nde yapılacak bir programla yayınlama kararı bile şehri havaya sokmuştu o yıllarda! Bir medeniyet başkentine karşı yıllardır süren umarsız tavırdan ötürü o akşam hafız akrabalarım bile dansöz rolündeki Türkan Şoray'ı seyrederken rahatsız olmamıştı! Hem de Konya, o günlerde kadınlara ayrı otobüs tahsis edilme ihtimali ile gündeme gelirken her ne kadar kadın ile ilişkisi paradoksal bir biçimde eleştirilen Konya erkeğini anlatan bir filmde olsa Konya'da çekilen bir film o insanlarda büyük heyecan uyandırmıştı! Evet, o köprülerin altından çok sular geçti. Artık ülkenin en güvenilir, en temiz ve modernizm ile mistik dokusunu bir arada sunan bir şehir olan Konya, bir marka olduğu tüm ülke insanı tarafından da tescillenmiş bir şehir artık! Ülkenin her alanına soluk veren insanlar da çoğalarak devam ediyor. Yıllar önce şehrimizin adını devletin kanalından duyamaz iken şimdi devlet erkanımızın Mevlana Türbesi önünden dünyaya verilen mesajlarla tüm insanlığın seyrettiği bir şehir de olduk. Ve bu şehrin en kıymetli dinamiklerinden olan Konyaspor'da,  bu yıl dünya medyasında yer alacak bir başarıyı elde ederek Eurosport, BBC gibi kanallarda kendisinden bahsettirdi. Her ne kadar ilk kez yer aldığımız Avrupa kupalarında hayal ettiğimiz başarı yakalanmasa da bu şehirde yaşayan herkes, Konyaspor'un bu başarısına katkı yapan herkese müteşekkir oldu. Ama bu şehir, bu başarının en büyük mimarı olarak AYKUT KOCAMAN'I gördü. Gerçekten de iyi kalpli ve adalet duygusu yoğunluklu bu adama çok şey borçluyuz. 

Ancak pek çok Konyaspor taraftarı gibi ben de acaba ilk yılımız olmasına rağmen daha başarılı olabilir miydik diye kendi kendime sordum. Her ne kadar Avrupa Ligi'nin en zor kuralarından birisini çekmemize rağmen en azından 'vaaauuuvvv' denilecek birkaç sonuç elde edemez miydik? Belki de "maliyetsiz Avrupa tecrübesi", "Buralarda başarılı olmak için en az 30-40 maç yapılmalı" felsefesi sporcu kadrosuna ve kamuoyuna sunulmamış olsaydı daha mı iyi olabilirdi acaba? Aykut Hocanın "ülkemizdeki kaotik, plansız işlerden sıyrılıp düzenli iş yapma" felsefesinin tamamen arkasındayım. Ancak, 2 saatte alınan Mohaç Meydanı Zaferi, Seyit Çavuş'un kahramanlığı, Kurtuluş mücadelesinin imkansızlıklar içinde kazanılmasının öğretildiği bu ülkenin insanı, düzensiz de olsa peşinen hiçbir şeyi önceden kaybetmeyi kabullenemez! İlla ki kahramanlık bekler! İman varsa imkan vardır der ve zaferin bir yolunun bulunmasını yeğler. Bu Avrupalılar bizim gibi tazeleri buralarda yerler tezini Anadolu insanına anlatamayız! Sportif realitenin yanına x faktör olarak, Anadolu'nun o hiç bitmeyen ümitlerini de basın açıklamalarının sonlarında bir yerlere sıkıştırmanın gerektiğine inanmaktayım. Konya halkı, Aykut Kocaman ile çok yakında bu ligde şampiyon olunacağını ve şampiyonlar ligi müziğinin statlarında çalınacağından eminler. Ancak ne yalan söyleyelim sabırsızlığımız var! Tecrübe farkının bir an önce kapatılması ihtiyacımız var! Konya şehri, gündemde kalmayı çok sevdi hocam! Hem de senin katkılarınla gündemde kalmak apayrı duygular kattı bizlere! Gramofon Avrat filmi, Konya'da eski bir gelenek olan oturak alemi diye adlandırılan ve içkiler eşliğinde tepside dansöz oynatılan bir geleneği anlatmıştı. Bir zamanlar Gramofon Avrat filmi Konya'da çekilmiş diye film seyreden insanların çocukları artık tepsi de içkiler eşliğinde de kadın oynatmak yerine Konya Arena'da Konyaspor marşları eşliğinde Fener, Beşiktaş, Cimbom ve Avrupa'nın takımlarını oynatarak aciz düşürme merakı sardı. Ne olur onları çok yakın bir zamanda tepsimizde rezil edelim hocam! Biz bu ülkenin Leicester'ı olmak istemiyoruz. Biz bu ülkenin en büyüğü olmaya talip olmak istiyoruz.

 

YASİN ORUÇ