GEÇMİŞİ BUGÜNÜ İNŞA EDEN BİR HAFIZA OLARAK GÖRDÜ
Karatay ve Meram başta olmak üzere Konya'nın kültür hayatına yön veren TYB Konya Şubesi, D. Mehmet Doğan Kütüphanesi’nde "A. Hamdi Tanpınar: Yahya Kemal'le Kesişen Yollar" başlıklı önemli bir panele ev sahipliği yaptı. Düzenleyiciliğini Prof. Dr. Murat Ak’ın üstlendiği programın açılışında konuşan Ak, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Türk edebiyatı ve düşünce tarihindeki özgün ve derinlikli konumuna dikkat çekti. Tanpınar’ın sadece bir sanatçı değil, çok yönlü bir kültür insanı olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Murat Ak, usta yazarın maziye bakış açısını şu sözlerle aktardı: “Ahmet Hamdi Tanpınar, Türk edebiyatı ve düşünce tarihinin özgün ve derinlikli figürlerinden biridir. Bugün onu bu yönleriyle anıyoruz. O, sadece bir romancı ve şair değil; aynı zamanda bir mütefekkir ve kültür filozofu derinliğine sahip bir şahsiyettir. Kendi okumalarımdan hareketle, belki bir ölçüde şahsi ve spekülatif bir değerlendirme olarak görülebilir; ancak benim alanım olan Türk-İslam edebiyatı çerçevesinde Tanpınar’ı sürekli devamlılık ve değişim kavramları üzerinden okudum. Onun eserlerinde mazi, hâl ve istikbal arasında kurulan ilişkiyi, devamlılık ve değişim ekseninde değerlendirmek gerektiği kanaatine ulaştım. Tanpınar’dan bana kalan en önemli izlenim, onun geçmişi bir yük olarak gören bir düşünür olmadığıdır. Aksine o, geçmişi bugünü inşa eden bir hafıza olarak değerlendirmektedir.”
YAHYA KEMAL OLMASAYDI TANPINAR SAVRULABİLİRDİ
Panelin ilk bölümünde söz alan Prof. Dr. Kemal Kahramanoğlu, iki dev şahsiyet arasındaki estetik ve fikrî köprüleri ele alarak, Yahya Kemal’in Tanpınar üzerindeki adeta bir baba figürünü andıran etkisinden bahsetti. İki ismin Türk edebiyatındaki sarsılmaz yerini Nobel ödüllü yazar Orhan Pamuk’un referanslarıyla açıklayan Kahramanoğlu, şu çarpıcı tespitlerde bulundu: “Yahya Kemal ve Tanpınar, Türk edebiyatının iki zirvesidir. Bunu Nobel ödüllü Orhan Pamuk da söyler. İstanbul üzerine yazılarında sürekli Tanpınar ve Yahya Kemal’e atıfta bulunur. Hatta bir yazısında defalarca şu görüşü tekrar eder: “Türk edebiyatının en büyük şairi Yahya Kemal’dir, en büyük romancısı ise Tanpınar’dır.” Bundan hiç çekinmez; çünkü kendisi de bir Tanpınar hayranıdır. Bu iki üstadı, yani Türkiye’nin en büyük romancısı ile en büyük şairini bir arada konuşmak bu bakımdan oldukça anlamlıdır. Yahya Kemal’i Yahya Kemal yapan şey, “kökü mazide olan âti” anlayışıdır. Bir taraftan moderndir, fakat geçmişle bağını koparmamıştır. Bu anlamda Yahya Kemal, Osmanlı’yı bir medeniyet olarak görür. Tanpınar’ın maziyle olan kopukluğunu gideren kişi de aslında Yahya Kemal olmuştur. Hatta denilebilir ki, Yahya Kemal olmasaydı Tanpınar’ın hangi yöne savrulacağı pek belli değildi. Bu elbette bir ölçüde spekülasyondur; ancak Yahya Kemal, Tanpınar için adeta bir baba figürü olmuştur. Tanpınar’daki mazi sevgisi, Osmanlı sevgisi ve klasiğe duyduğu ilgi, biraz da Yahya Kemal’in etkisi ve onunla yaptığı geziler sayesinde gelişmiştir.”
TOPLUMLA BARIŞIK OLMAK YABANCILAŞMANIN PANZEHİRİDİR
Panelin ikinci bölümünde kürsüye gelen Doç. Dr. Hüseyin Çil ise Ahmet Hamdi Tanpınar’ın edebi kimliğinin ve estetik yönünün merkezinde yer alan unsurları sosyoloji disiplini üzerinden tahlil etti. Tanpınar’ın resmi bir sosyoloji eğitimi almamış olmasına rağmen toplumu okuma becerisinin üst düzeyde olduğunu belirten Çil, onun sosyolojik muhayyilesini şu cümlelerle özetledi: “Sosyolojik muhayyile dediğim şey özünde şudur: İncelediğimiz, üzerinde durduğumuz bir konuyu; bir edebiyatçı için bu, çoğu zaman romanının merkezine koyduğu bir birey, bireyler ya da bir kurum olabilir; o kişi veya kurumu, içinde yaşadığı tarihle birlikte değerlendirebilme melekesidir. Bu bir melekedir ve zamanla edinilir. Üstelik diploması olan herkeste de bulunmaz. Bana göre Tanpınar, sosyoloji diploması olmamasına rağmen bu melekeyi, ben de dâhil olmak üzere birçok sosyologdan çok daha iyi edinmiş bir isimdir. Ahmet Hamdi Tanpınar'da ise, kendi şiirinde ifade ettiği şekliyle, zamanın içinde yaşama durumu söz konusudur. Bu, sosyolojik muhayyilenin ilk şartıdır aslında: Zamanın içinde yaşamak. Yani tarihe basmak, ayaklarını tarihe sağlam bir şekilde yerleştirmek. Ben, Tanpınar'ın hiçbir romanında bireyi geliştirilmesi, değiştirilmesi ve eğitilmesi gereken zayıf bir varlık olarak tanımladığını görmedim. Türk toplumunu da bu şekilde değerlendirdiğine hiç rastlamadım. O, yaşadığı toplumla barışıktır. İşte bu barışıklık hâli, bence sosyolojik muhayyileye sahip olmak dediğimiz şeydir. Tanpınar'ı romanlarında böylesine güçlü bir analizci yapan da budur. Sosyolojik muhayyile denilen şey, aslında yabancılaşmanın panzehiridir. Tarihle barışık olmaktır, yaşanılan zamanla barışık olmaktır, Osmanlı ile barışık olmaktır. Çünkü Ahmet Hamdi için yaşanılan zaman, aynı zamanda Osmanlı'nın da bir parçasıdır; fakat bununla birlikte Cumhuriyet'in de bir parçasıdır.”
GECENİN SONUNDA KATILIM BERATLARI TAKDİM EDİLDİ
Konya kültür sanat camiasının yakından takip ettiği programın son bölümünde, dinleyicilerin merak ettiği sorular uzman konuklar tarafından yanıtlandı ve karşılıklı fikir alışverişleriyle panele katkı sağlandı. Büyük bir felsefi ve edebi doyuruculukla tamamlanan konuşmaların ardından geleneksel katılım beratı takdim törenine geçildi. Prof. Dr. Kemal Kahramanoğlu’na katılım beratını Konya Barosu önceki dönem başkanı Hasip Şenalp takdim ederken; Doç. Dr. Hüseyin Çil’e ise beratı Prof. Dr. Mehmet Kırbıyık tarafından gururla sunuldu. Anlamlı panel, tüm katılımcıların ve konuşmacıların bir araya gelerek çektirdiği toplu hatıra fotoğrafıyla tarihe bir not olarak düştü.




