KONYA HABER

Zamana meydan okuyan zanaat: Konyalı ustanın 150 yıllık sırrı!

Teknolojinin hızla ilerlediği ve dijitalleşmenin hayatın her alanını kuşattığı günümüzde, Konya’da asırlık bir mirası yaşatmak için direnen tarihi bir dükkan bulunuyor. Gelişen dünya düzenine karşı mekanik çarkların sesini korumayı başaran bu mekanda, nesiller boyu aktarılan çok özel bir hikaye gizli. Günümüzde unutulmaya yüz tutan el emeği zanaatların en zarif örneklerinden biri olan mekanik saat işçiliği, Konyalı bir ailenin azmi sayesinde adeta zamana karşı meydan okuyor.

Abone Ol

KONYA’DA 4 KUŞAKTIR SÜREGELEN ASIRLIK SAATÇİLİK MİRASI

Şehrin köklü ticaret merkezlerinden Fatih Çarşısı'nda faaliyet gösteren 62 yaşındaki Bülent Özselçuk, dedelerinden devraldığı meşaleyi gururla taşımaya devam ediyor. Ailenin kökleri 1850'li yıllara kadar uzanan bu köklü geçmişinde, 4. kuşak temsilci olarak görev yapan Bülent Özselçuk, 7 yaşında adım attığı tarihi tezgahın başından bir an olsun ayrılmadı. Henüz ilkokul çağlarındayken babasının yanında mesleğe adım atan deneyimli usta, yarım asrı geride bıraktığı bu serüvende ilk günkü heyecanını korumayı başarıyor. Aile işletmesinde sadece geçmişin mekanik hafızası olan saatlerin restorasyonu yapılmıyor, aynı zamanda optik sektörüne yönelik gözlük satışı da uzun yıllardır geleneksel bir hizmet olarak sürdürülüyor.

SÜLEYMAN EFENDİ’DEN BUGÜNE UZANAN MEKANİK SAAT TAMİRCİLİĞİ ÖYKÜSÜ

Ailenin zamanı yönetme serüveni, 1800'lü yılların ortalarında büyük dede Süleyman Efendi’nin Konya’da bu işin temellerini atmasıyla başlıyor. O dönem şehirde bu zanaatı icra eden parmakla gösterilecek az sayıdaki isimden biri olan Süleyman Efendi, bayrağı 1900'lerin başında oğlu Adil Efendi’ye devrediyor. Dönemin zorlu şartlarında, yedek parça bulmanın neredeyse imkansız olduğu yıllarda saat direklerini bile kendi elleriyle üreten Adil Efendi, 1930'lu yıllarda işletmeye gözlükçülük faaliyetlerini de ekleyerek vizyoner bir adım atıyor. Sonrasında üretkenliğiyle tanınan baba Hikmet Özselçuk’un üstlendiği bu büyük sorumluluk, onun erken yaşta hayata veda etmesinin ardından çocuk yaşta işin başına geçen Bülent Özselçuk ve dükkandaki emektar ustalar tarafından kesintisiz olarak günümüze ulaştırılıyor.

BİR CERRAH TİTİZLİĞİYLE YAPILAN SAAT TAMİRİ SABIR İSTİYOR

Mekanik bir saatin mekanizmasını çözmenin adeta tıbbi bir operasyon kadar büyük bir konsantrasyon ve sabır gerektirdiğini aktaran Bülent Özselçuk, işine olan bağlılığını sıra dışı cümlelerle ifade ediyor. Mesleğini o kadar büyük bir tutkuyla yapıyor ki, bazen rüyalarında bile saat parçalarını birleştirdiğini görüyor. Tek bir saatin gövdesi açıldığında içerisinden 100 ile 150 arasında değişen mikro boyutta parça, gözle görülmesi zor yaylar ve milimetrik vidalar çıkıyor. Bu hassas operasyonun tamamen sessiz, dikkat dağıtıcı unsurlardan arındırılmış bir ortamda yürütülmesi büyük önem taşıyor. En ufak bir odaklanma kaybı ya da sürecin uzaması, o karmaşık mekanizmayı yeniden çalışır hale getirmeyi imkansız bir probleme dönüştürebiliyor.

AKILLI SAATLER KARŞISINDA ANTİKA VE ESTETİK DEĞERİNİ KORUYAN PARÇALAR

Modern çağın getirdiği akıllı saat akımı ve seri üretim bantlarından çıkan plastik ürünler, ne yazık ki klasik saatlerin o eski ihtişamlı günlerini gölgede bıraktı. Geçmiş yıllarda her bir saatin adeta nadide bir mücevher ya da ziynet eşyası olarak kabul edildiğini hatırlatan Bülent Özselçuk, eski günlerdeki dükkan ritüellerini özlemle anıyor. Sabahları vitrine büyük bir özenle dizilen, akşamları ise tek tek silinerek çelik kasalara kaldırılan o değerli tasarımların yerini şimdilerde işportada bile satılan sıradan ürünler almış durumda. Buna rağmen antika kültürüne sadık kalan, zamanın gerçek ruhunu hissedebilen ve mekanik parçaların sanatsal değerini bilen elit bir kitle, asırlık dükkanın kapısını çalmaktan vazgeçmiyor. Ailenin yeni nesil üyeleri olan çocukların da bu tarihi mirası devam ettirme noktasındaki yüksek istekleri, 1,5 asırlık bu geleneğin gelecekte de yaşayacağına dair en büyük umut kaynağını oluşturuyor.