On yılı aşkın bir süredir gazetemiz sütunlarında, köşe yazılarıyla tanıdığımız Eğitimci- Yazar Fatma Tutak ile bir söyleşi gerçekleştirmek üzere bir aradayız. Sorulara geçmeden önce ondan birkaç kelime ile bahsetmek istiyoruz. Kendisi gazetedeki köşesinde sohbet, fıkra, deneme ve hikayeleriyle yer aldı ve almaya devam ediyor. Bununla birlikte bildiğimiz kadarıyla basılmış tüm kitapları çocuk edebiyatı alanında. Aynı anda çocuklara ve büyüklere yazmak nasıl mümkün oluyor, bunun zorlukları ve varsa avantajlı yönleri nelerdir; kendisinden sorup öğreneceğiz. Beş yılı aşkın bir süre köşe yazılarıyla sonrasında ise gazetemizce iki haftada bir yayınlanan, Sadık Gökce’nin hazırladığı Şehrin Hafızası’nda yazmayı sürdürdü. Aynı zamanda yazıları başka dergilerde yayımlanmakla kalmayıp çeşitli dereceler de kazandı. Bunlardan biri de Mahal Edebiyat adıyla yayınlanan bir derginin açtığı ‘görselden öyküye’ isimli bir yarışmaya gönderdiği hikayeyle üçüncülük elde etmesidir. Kendisini tebrik ediyor ve sorulara geçiyoruz.  

Hgh-1

1-Öncelikle sizi tanımak isteriz. Fatma Tutak kimdir?

Terzi kendi söküğünü dikti! Terzi kendi söküğünü dikti!

Fatma Tutak, Konya doğumlu. İlk ve orta öğrenimini babasının mesleği dolayısıyla yurdun çeşitli yerlerinde tamamladı.

Yazmaya başlamadan önceki hayali bir sınıf öğretmeni olmaktı. Bu, gezdiği yerlerde tutunmanın, alışmanın, yeni arkadaşlıklar kurmanın bütün zorluklarını yaşamış biri için belki anlaşılması zor bir hayal. Fakat ona mesleği sevdiren, özüne dokunan öğretmenler de yok değil hayatında. Bunlardan biri ilkokul ikinci sınıf öğretmenidir. Onunla ilgili anılar çok belirgin olmasa da yıllar sonra hâlâ güzel hatırlanması ve hissettirdikleri onun özel bir hanım olduğunu kanıtlıyor. Bir diğeri ortaokuldan bir edebiyat öğretmeni. İsmini hatırlayamıyor ama bir kompozisyon ödevi sonrası söylediği sözler bugün gibi aklında: ‘Bol bol yaz!’ Yolu belki de böylelikle çizilmiş oluyor. Okumak, öğrenmek, yazmak hayatının vazgeçilmez parçaları haline geliyor.

Hggnhg

 Öğretmenlik mesleği için çabalamayı hiç bırakmıyor. Lisans, sonrasında yeterlik belgesi vs. fakat sonuçsuz kalıyor. Üniversitenin Türk Dili ve Edebiyatı bölümünü bitiriyor yazın sanatının künhüne vakıf olmak amacıyla. Böylelikle yıllar önce önünde açılmış bulunan kapıdan geçerek ilerlemeyi sürdürüyor. Çocuklara hikayeler yazıyor. Bunların kitaplaştığını büyük bir sevinç ve sürurla görüp aynı aşk ve şevkle büyükler için hikayeler, denemeler kaleme alıyor.  Bunlardan bazıları Şehrin Hafızası, İlesam, Edebiyat Ortamı, Edebistan, Edebice, Tebeşir İzi, Truva Edebiyat, Aksaray’ın Hafızası gibi dijital ve matbu dergilerde; Yenigün, Türkiye gibi gazetelerde yayımlanıyor. On beş yılı aşkın bir süredir kalemi en yakın dostu ve enstrümanıdır ve bu dostluk ilk günkü heyecanla devam ediyor.   

2- Yazma tutkusu nasıl başladı? Yazmak sizin için ne ifade ediyor?

Yazmayı oldum olası severim. Mektuplaştığım, hatıra defterlerine yazdığım arkadaşlarım vardı. Manileri, şiirleri özenle seçer, çabucak ezberlerdim. Kompozisyon ödevleri, hikâye oluşturma, masalın sonunu tamamlama gibi ders ve etkinliklerde çok eğlenirdim. Yazarların hayatları bana son derece ilgi çekici, ulaşılmaz ve esrarengiz gelirdi. Bir de yine okul çağlarında projelere isim bulma, temsillerde rol dağılımları ve replikleri ayarlama, afiş tasarlama gibi faaliyetlerde çok istekli ve verimli olduğumu hatırlıyorum. Sanırım bunlar var olan bazı yeteneklerin tezahürü idi. Tabii o zamanlar bunun bilincinde değildim. Fakat sonradan hatırlayınca benim yolum o zamandan belliymiş diyorum.

Yazın sanatı, edebiyat insanın kendini ifade yollarından biri. Kimisi bunu konuşarak kimisi resim, hat, tezhip, minyatürle, kimileri heykel gibi plastik sanatın herhangi bir dalıyla kimisi müzikle vs. ortaya koyar. Benim içinse nefes almanın, ruhen tatmin olmanın ve kendini gerçekleştirmenin yolu yazmak oldu.

3-Yayımlanmış kaç eseriniz var, bunlardan kısaca bahseder misiniz?

Bugüne kadar beş kitabım yayımlandı. Bunlar sırasıyla: Tavan Arası Öyküleri, Uçtu Uçtu Öykü Uçtu, İkizim Günlük, Ezgi’li Günler ve Yunus Emre ile Yedi Altın Kural.

 Bunlar çocuk edebiyatına yönelik kitaplar. Hikâye, uzun hikâye hatta bazıları küçük ölçekli roman olarak adlandırılabilir. İlk kitabım on bir ayrı hikâyeden oluşuyor. İkincisi bazı dergilerde yayımlanmış hikayelerin derlenmesi ve bir uzun hikâyeden oluşuyor. Üçüncüsü yani ikizim Günlük ikiz kardeşler Kıvanç ve Övünç’ün maceralarını konu alıyor. Ezgi’li Günler çölyak gerçeğine dikkat çekmek ve bu konuda bir farkındalık oluşturmak arzusuyla kaleme alındı. Yunus Emre ile Yedi Altın Kural’da, Türk büyüğü Yunus Emre’nin öğretilerinden yola çıkarak tespit ettiğimiz yedi altın değeri ele aldık.

4- Gördüğümüz kadarıyla kitaplaşmış tüm eserleriniz çocuk edebiyatı alanında. Çocuklar ve büyükler için yazmak sizin için zor olmuyor mu? Bu dengeyi nasıl sağlıyorsunuz?

Bu konuyu şöyle açıklayabilirim. Aldığım eğitim ve okumalarım doğrultusunda fıkra, deneme, sohbet ve hikayeler yazmak beni zorlamıyor. Öte yandan çocuklar için ürün ortaya koymak aslında kolay gibi görünen ancak işin içine girildiğinde hiç de öyle olmadığı anlaşılan netameli bir mevzu. Özellikle vermek istenilen mesajın ifade edilme şekli ve kullandığınız kelimelerin yaş grubu için uygunluğu, dağarcık gelişimine katkının nerede başlayıp nerede bittiği gibi konuların ince ince düşünülmesi ve tartılması gerek. Benim şanslı olduğum nokta ise içimdeki çocukla irtibatımı hiç kesmemiş olmak. Aslında ilk önce onun için yazıyorum. Bir ürün onun onayından geçtiyse tamam demektir. Bu kıstas şimdiye kadar beni hiç yanıltmadı…

5-Yeni yayımlanan kitaplarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Bu yıl Ezgili Günler ve Yunus Emre ile Yedi Altın Kural Kitaplarımız okurla buluştu. Yukarıda içeriklerinden biraz bahsettim. Öncelikle çok mutluyum. Uzun uğraşlar, araştırmalar sonucunda ortaya çıkan bu çalışmalar umarım çok sayıda çocuğa ulaşır.

Ezgi’li Günler kitabını çölyak gerçeğiyle yaşamak durumunda kalan büyük küçük herkese ve ailelerine armağan etmiştim. Bunun ömür boyu devam edecek bir mücadele olduğunu ve zorlu süreçlerden geçtiklerini biliyorum. Toplum tarafından hasta bireyler olarak adlandırılmak ve öyle muamele görmek işlerini daha da güçleştiriyor. Ümit ederim ki kitap bu konularda bir farkındalığa sebep olur ve amacına ulaşır.  Yunus Emre ile Yedi altın Kural kitabı raflarda yerini alalı birkaç hafta oldu. Buna rağmen şimdiden güzel geri dönüşler almaya başladım. Burada Türk Milletinin ulularından birinin; Yunus Emre’nin nam-ı diğer ‘Bizim Yunus’un öğretilerinden yola çıkarak geçmiş ve bugün arasında bir köprü kurmaya karar verdik. O öyle bir derya ki daldıkça daha da derinleşiyor ve o derin sularda sayısız inci mercan talipleri tarafından çıkarılmayı bekliyor. Fakat yeni nesil bu değerlerden haberdar edilmezse yeni arayıcılar ve yeni aktarıcılar yetişemez. Biz bu deryada birkaç kulaç atabildik. Umarız bu nevi hikmet pınarlarının değeri yeni nesillerce anlaşılır ve nice asırlar istifade edilir.

6-Kahramanlarınızı seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Ben bu konuda biraz gelenekçiyim sanırım. Kahramanları ‘iyi’ karakterlerden seçiyorum. İyi emsal iyiliği çoğaltır; “kötüyü, kötülüğü anma, dillendirme ki yayılmasın” düsturunca ufak tefek hatalar yapabilen, yanlışa düşebilen ancak bunun farkına varıp düzeltme yolunu seçen karakterler. İlerleyen zamanlarda belki denemediğimi dener; uyumsuz, kötü olarak adlandırılabilecek özellikleri ağır basan karakterler üzerinden bir hikâye yazmayı düşünebilirim. Hatta bu da bir okurun önerisi idi ve değerlendirmek boynumuzun borcu…

7- Hedeflediğiniz belli bir yaş grubu var mı?

Çocuk Edebiyatı denilince aslında çok da dar olmayan yaş gruplarına hitap eden bir alandan bahsetmiş oluyoruz. 0- 14, 15 yaş aralığından… Sıfırdan başlatıyoruz çünkü bilimsel veriler bize eğitimin bebeklikten evvel hatta anne karnında başladığını kanıtlıyor. Hal böyle olunca hitap ettiğiniz kitle çok çabuk gelişen değişen ve bu gelişim sonucunda ihtiyaçları çeşitlenen bir grup oluyor.  Bunu sınırlandırıp 0-3 yaş, 3-6 yaş, 6-11 yaş, 11- 14 yaş gibi kategorize edebilirsiniz. Benim şimdiye kadar çıkan kitaplarım bu kategoriler arasında daha çok 11- 14 yaş grubuna hitap ediyordu. Ancak okul öncesi için masal kitapları kaleme aldığımı ve Tavan Arası Öyküleri’nin 7-8 yaş grubu çocukların da severek okuduğunu göz önünde bulundurursak geniş yelpazede yer alan bir okur kitlesine sahip olduğumu belirtmek isterim. Dolayısıyla hedef kitlem (kitaplar için) her yaştan çocuk ve içindeki çocukla bağını koparmamış olan tüm büyük çocuklardır diyebilirim.

8-Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Dijitalin giderek hayatımızı daha çok etkisi altına aldığı günümüzde çocuklara okumayı sevdirmek her zaman olduğundan daha fazla önem vererek üzerinde durmamızı gerektiren bir mefhumdur. Bilgiye belki bilgi de değil bir takım dedikodu, lafı güzaf ve malumat kalabalığına ulaşmanın bir tık ötemizde bulunduğu bu çağ belki de cahilliğin en yaygın olduğu en tehlikeli çağdır. Bunu önlemek için tedbir almak başta ana babaların ve öğretmenlerin yani çocuğa birebir dokunabilen bireylerin sonra da her sorumlu vatandaşın vazifesidir. Neslimizin midesine girenlere dikkat ettiğimiz ölçüde belki de daha fazla onun beynine, gönlüne nüfuz eden ajanlara dikkat etmemiz son derece elzemdir. Bu da büyük bir dikkat ve rikkati, uyanık olmayı gerektirir. Çocuklar geleceğimizdir ve onlara yapılan yatırım vatanımıza, milletimize ve devletimize yapılacak en mukaddes hizmettir. Bu bilinçte olmak ve milletçe güneşli, güzel günler görmek temennisi ile…

Kaynak: Muhammed Esad Çağla