Saha analizleri ve ekonomik veriler ışığında yapılan bu çıkış, tarımsal üretimin devamlılığı açısından kritik bir uyarı niteliği taşıyor. Sektör temsilcilerinin de uzun süredir dile getirdiği üzere, tarladaki üretim çarklarının dönmesi doğrudan doğruya çiftçinin elde edeceği refah payına bağlı görünüyor. Mevcut piyasa koşullarında üreticinin emeğinin karşılığını alamamasının sadece kırsal nüfusu değil, dolaylı olarak tüm ülkedeki gıda tedarik zincirini ve tüketici fiyatlarını olumsuz yönde etkileyeceği öngörülüyor. Tarımın ekonomik bir faaliyet alanından öte, ülkenin yarınları için bir beka sorunu olduğunu kaydeden parti yönetimi, üreticileri koruma altına alacak radikal yapısal reformların acilen hayata geçirilmesi çağrısında bulundu.
Rakamlar Gerçeği Ortaya Koydu: Hububattaki Artış Enflasyonun Altında Kaldı
Açıklanan resmi taban fiyat tarifeleri ile piyasadaki girdi kalemleri karşılaştırıldığında, üreticinin aleyhine işleyen makasın boyutları daha net bir şekilde gün yüzüne çıkıyor. Ekonomi yönetiminin tarım sektörüne biçtiği mali portreyi eleştiren Yeniden Refah Partisi Konya İl Başkanı Av. Hasan Yel, somut yüzdelik verilerle mevcut tablonun çiftçiyi nasıl bir zarara uğrattığını gözler önüne serdi. Paylaşılan verilere göre, yeni sezonda buğdayın kilogram fiyatı 13,50 TL'den 16,50 TL'ye çıkarılarak %22,2 artış yapılmış, arpanın kilogram fiyatı ise 11,00 TL'den 12,75 TL'ye yükseltilerek %15,9 artış verilmiştir.
Buna karşın, tarlada ekinin yetişmesi için zorunlu olan ana girdi kalemlerindeki dikey yükseliş, yapılan bu artışları tamamen eritmiş durumda. Resmi verilere dayandırılan karşılaştırmalı analizde, aynı dönem içerisinde tarım işçiliği maliyetleri %49, gübre fiyatları %43, tarımsal elektrik giderleri %38,6 ve genel enflasyon %32,4 oranında artmıştır. Bu matematiksel gerçeklikten yola çıkan siyasi irade, girdi maliyetleri bu seviyelere ulaşmışken çiftçiye verilen fiyat artışlarının enflasyonun dahi altında kaldığını savunuyor. İşçilikten enerjiye kadar her alanda iki haneli büyük yükselişler yaşanırken, hububat fiyatlarındaki artışın bu seviyelerde tutulması, üreticinin kendi cebinden sermaye kaybetmesi anlamına geliyor.
Yanlış Ekonomik Adımların Faturası Tarım Sektörüne Kesiliyor
Ülke genelinde uygulanan makroekonomik kararların toplumsal katmanlar üzerindeki negatif etkilerini dile getiren muhalefet kanadı, tarım kesiminin son dönemde en çok yara alan grup olduğunu iddia ediyor. Toplumun farklı kesimlerinin ekonomik darboğazla mücadele ettiğini belirten siyasi parti kurmayları, emeklilerin faiz giderlerine kurban edildiğini, asgari ücretlilerin yüksek enflasyon karşısında ezdirildiğini ve şimdi de çiftçilerin maliyetlerin altında açıklanan taban fiyatlarla karşı karşıya bırakıldığını ifade ediyor. Bu durumun, tarım topraklarının boş kalmasına ve üreticilerin tarlalarını terk etmesine yol açabileceği uyarısı yapılıyor.
Üretim maliyetlerini dahi karşılamaktan uzak olan bu fiyat politikalarının sürdürülebilir bir tarafının kalmadığı vurgulanıyor. Çiftçinin tarlada kalması ve üretime devam etmesi için hak ettiği finansal konforun mutlak surette sağlanması gerektiği belirtilirken, aksi bir senaryonun ülkeyi dışa bağımlı hale getirebileceği hatırlatılıyor. Toprağın ve üreticinin alın terinin korunmadığı bir ekonomik modelde, genel ekonomik başarının yakalanmasının imkansız olduğu gerçeği tıpkı bir kural gibi önümüzde duruyor.
Gıda Bağımsızlığı Tehlikede: Tarım Bir Milli Güvenlik Meselesidir
Tarım politikalarının sadece bir ticaret veya ekonomi başlığı altında değerlendirilemeyecek kadar stratejik bir derinliğe sahip olduğu gerçeği, küresel gelişmelerle de sabitlenmiş durumda. Tarımsal üretimin sekteye uğramasının, bir ülkenin egemenlik haklarını ve gıda güvenliğini doğrudan tehdit edebileceğini savunan Av. Hasan Yel, çiftçinin kazanmadığı bir sistemin uzun vadede iflas etmeye mahkum olduğunu söyledi. Çiftçinin tarladan çekildiği bir ülkede ne gıda güvenliği sağlanabilir ne de ekonomik bağımsızlık korunabilir gerçeğinden hareketle, milli tarımı yeniden ayağa kaldıracak hamlelerin geciktirilmeden devreye alınması gerektiği aktarılıyor.
Üretimi cezalandıran değil, tam aksine teşvik eden ve çiftçinin emeğinin hakkını tam manasıyla teslim eden korumacı modellere ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor. Toprakla bağını koparan bir toplumun gıda arzında yaşayacağı krizlerin geri dönüşünün çok zor olacağı hatırlatılırken, tarımsal kalkınmanın ulusal bağımsızlığın en güçlü kalesi olduğu gerçeği bir kez daha yüksek sesle vurgulanıyor. Çiftçi kazanmazsa Türkiye kaybeder, çiftçi üretmezse Türkiye doymaz vecizesiyle sonlandırılan saha raporu, tarım politikasında acil bir rota değişikliğinin sinyallerini veriyor.



