Pazartesi günkü köşe yazımda çorbadan, çorba çeşitlerinden ve bazı çorba mekânlarından söz etmiştim. Özellikle cuma, cumartesi ve pazar günlerinde bazı selâtin camilerde kılınan sabah namazından sonra, Konyalıların gruplar halinde, çorba salonlarına, çorba dükkânlarına, bazı vakıf ve dernek binalarına gidip çorba içtiklerini yazmıştım.
Meğer sohbet ve ardından çorba içilen mekânların sayısı bir hayli çokmuş. Meğer Konyalı kardeşlerimiz bu konuda bir hayli cömertmiş.
Bu uygulama ile Konyalı kardeşlerimiz, arkadaşlarını, yakınlarını hem namaza hem de sohbetlere alıştırıyorlarmış.
Öncelikle niyet namaz, sohbet, dua ve muhabbetmiş. Çorba da bu işin garnitürü ve süsüymüş. Çorbadaki lezzet de yağından, suyundan malzemesinden değil, pişiren aşçıların ihlâsından ve aşkındanmış.
ESADER'İN ÇORBASI
ESADER, Konya'mızın önemli sivil toplum kuruluşlarından biridir. ESADER'in amacı marifetullah yolunda genç ihtiyar, kadın erkek, zengin fakir herkesi eğitmektir. Mükerrem insan yetiştirmektir.
ESADER'de, her Cuma sabahı, çok önemli bir sebep olmadıkça, sabah namazını Kapı Camii veya başka camilerde kılıp gelen insanlar bir araya gelirler. Durmuş Sert hocamızın sohbetinden sonra önceden okunan Kur'ân hatimlerinin duası yapılır. Okumak isteyenlere yeni Kur'an cüzleri dağıtılır. Tamamen gönüllülük esasına bağlı olarak, gelenler kendi istekleriyle kaç cüz okuyacaklarsa talepte bulunurlar.
Bir hafta boyunca yapılacak faaliyetler duyurulur ve gelenler çorba ikramı için yemek salonuna davet edilir. Her Cuma yüze yakın insan çorbasını içer, çayını içer, duaya iştirak eder, âminler göklere yükselir. Sonrasında herkes evine, işine yönelir. Çorba ikramı yine gönüllülük esasına göre cebi ve gönlü zengin insanlar tarafından karşılanır.
ESADER'in çorbası çok lezzetlidir. İçince içiniz ısınır. İşin sırrı sohbettir, muhabbettir. İhlâs ve samimiyettir.
AĞUSTOS'TA BÖCEKLER
Yıllar önce Polatlı'da öğretmenlik yaparken yaşadığım, bir çorba hikâyesi vardır ki hiç unutamam. Tekirdağ'lı öğretmen arkadaşımız Süleyman Egi evini diğer öğretmen arkadaşlara açar. Maksadı onlara çorba içirmektir. Kendisi bekâr, arkadaşlar da bekârdır. Aylardan ağustostur, ortam çok sıcaktır.
Büyük bir tencerede kırmızı mercimek çorbası hazırlamaya başlar. Dört kişilik çorbaya, yeni arkadaşlar geldikçe su ilave eder. İki kişi gelir, iki bardak su, üç kişi gelir, üç bardak su ilave eder. Kırmızı mercimek miktarı hiç değişmez. Su miktarı gelene göre artar, gelenleri sayısı onu geçmiştir.
Süleyman hocamız ihlâsla ve aşkla kocaman tenceredeki suyu karıştırmaya devam eder. Bir yandan da dudakları bir şarkı okur gibi, kıpırdar:
Ağustos'ta böcekler
Çorba mı içecekler?
Sallıyorum kepçeyi
Nerde bu mercimekler?
Saatler sonra mercimekli su çorbası, bembeyaz bir su halinde servis edilmeye başlanır. Çorba bahane, muhabbet şahanedir.
KALBE GİDEN YOL
Büyükler insan, ihsanın kuludur derler. Yani, insan iyiliğin kuludur. Zamaneler bunu biraz daha değiştirip kalbe giden yol mideden geçer şeklinde söylemeye başlamışlardır.
Bir tas çorbayla da olsa, insanlara iyilik yapmak, çorba yapınca suyunu artırıp komşulara ikram etmek önemli bir peygamber tavsiyesidir.
Vermek cömert olmanın göstergesidir. Vermek, Allah'ın verdiği nimet ve imkânları paylaşmak, nimetin artmasına vesiledir. Komşusu aç iken, tok yatan, bizden değildir diyen bir dinin mensuplarıyız.
İnsanları hayır ve güzelliklere davet ederken 3 ( Z ) Formülü çok önemlidir. Bunlar: Ziyaret, Zerâfet ve Ziyafet'tir.
GAZETEMİZİ YAKAN
Konya'mızda da vandalın biri, gaza gelip, gazetemizi yakmış.
Olayın sebebi yeniden restore edilen Bedesten'le ilgili Belediye'nin yaptığı uygulamalarmış.
Belediye'nin yumuşak güçle ikna etmeyi bırakıp, esnafın üzerine zabıtayla gidip, kaba güç kullanması, esnafın çoğunun haberimiz yok dediği Salı İndirimi uygulaması birisini germiş, öfkesini gazetemizden çıkarmak istemiş.
Gazetemiz yayın danışmanlarından Sadık Gökce de haklı olarak, olayı kınamış ve tepkisini ortaya koymuş.
Ey âdemoğlu, düşünmeden yaktığın o gazetede kaç insanın emeği var, hiç düşündün mü?
Ey âdemoğlu, birilerinin gazına gelerek yaktığın o gazete senin ve ait olduğun Bedesten Esnafı'nın hakkını savunuyordu, haberin var mı? diye sormuş.
Ey âdemoğlu, gazına geldiğin o makam sahiplerinin gücü, bugün var, yarın yok, ancak yaktığın gazete var olmaya devam edecektir diye devam etmiş.
Sadık Gökce bir kızmış, pir kızmış. Bence bu kadar kızmaya gerek yok.
Bence o âdemoğlu üşüttüğü ellerini ve beynini ısıtmak, öfke ve nefretle doldurduğu beynindeki buzulları ve urları gazetemizi yakarak eritmek istemiştir.
Böylesine kızılmaz, gülünür. Hem de acı acı gülünür.
Ben de soruyorum: Ey âdemoğlu ellerin ve beynin ısındı mı?
GÜNÜN SÖZÜ
BİR KERE TÖKEZLEYEN ŞAŞI, İKİ KERE TÖKEZLEYEN KÖRDÜR.
Çerkez Atasözü