banner5

O, vaizlerin sultanıydı

Verdiği vaazlarla halkı bilinçlendiren, halkta büyük etki uyandıran “Vaizlerin sultanı” olarak anılan merhum Tahir Büyükkörükçü Hoca, ömrü boyunca İslam’a hizmet aşkı ile yandı. İlme ve insanlara hizmet eden Tahir Hoca, bugün hayırla yad ediliyor

29 Nisan 2020 Çarşamba 10:56
O, vaizlerin sultanıydı

Askerden sonra küçük bir camide başladığı ilk vaaz yıllarında dikkatleri üzerinde toplamayı başaran merhum Tahir Büyükkörükçü Hoca, İl Müftüsünün isteği ile girdiği sınavı kazanarak merkez vaizi olur. Güzel anlatımı, bilgi ve birikimiyle insanlarda büyük etki uyandıran Tahir Büyükkörükçü hoca, ihtilal dönemlerinde zor zamanlar geçirdi. Sürgüne gönderildi, görevinden uzaklaştırıldı, hapse atıldı. Bu zorluklara rağmen o İslam’ı anlatmaya, Hakk olanla insanları aydınlatmaya devam etti. Onun tek derdi İslam’dı. Müslümanların dertleriyle dertlenir, verdiği vaazlar ile halkı bilinçlendirir, dünyanın çeşitli yerlerindeki mazlum Müslümanların çektiği sıkıntıları dillendirirdi. Ömrü boyunca İslam’a hizmet aşkı ile yandı. Ömür boyu ilme ve insanlara hizmet etti. Maddi hiçbir karşılık beklemeden dünyevî bir makama talip olmadan insanların elinde olanı asla mail etmeden Allah rızası için koşturdu, çalıştı, çabaladı.

TAHİR BÜYÜKKÖRÜKÇÜ (1925-2011)

Konya’da doğdu. Babası Körükçüler’den Marangoz Mehmed Efendi, annesi Dülgerzâdeler’den Aliye Hanım’dır. Küçük yaşlarda Bahçıvan İsmail Efendi’den Kur’an-ı Kerim okumayı öğrendi. İlköğrenimini tamamladıktan sonra Konya Karma Ortaokulu’na devam etti. Ortaokulu üçüncü sınıftan bırakarak İsa Ruhi Bolay’dan medrese usulü Arapça,  tefsir, hadis, fıkıh, usul, feraiz, gibi dersleri okudu. Çocukluk yılları Hoca Efendi’nin zor yıllarıdır. Oğlu Abdurrahman Büyükkörükçü Hoca Efendi o yılları şu şekilde anlatmaktadır: “İstiklal harbimizden  çıkan aziz milletimizin evinde görülen yokluk Tahir Hoca Efendi'nin evinde de hat safhadadır. Bu sebeple daha ortaokul dönemindeyken birkaç kuruş kazanabilmek, evin ihtiyaçlarının karşılanmasında babasına destek olmak için kunduracı bir yakınlarının yanında çalışmaya başlar. Zira evin en büyük çocuğu ve tek erkek evladıdır. Endazenin Mustafa Efendi namı ile tanınan dükkan sahibi sadece bir kunduracı değil ilmi yönü de olan değerli bir insandır ve Hoca Efendi’nin de ilk Kuranı Kerim hocasıdır. Çıraklık günleri devam ederken Konya'nın meşhur Kapu Camii'nde dinlediği bir vaaz hoca Efendi’nin hayatında fevkalade inkılaba sebep olacak güzel bir başlangıcın ilk hatırasıdır. Bir gün daha sonra bütün ilimleri tahsil edeceği hocası Hacı İsa Bolay Hoca Efendi’yi Kapu Camii'nde dinler. Çok tesir altında kalır. Rabbim lütfetse de böyle bir hoca olabilsem diye aklından geçirir. Çalıştığı dükkana döndükten biraz sonra güzel bir tevafukla İsa Ruhi Bolay Hoca Efendi yakın dostu olan Endazenin Mustafa Efendiyi ziyaret için dükkanına gelir, kısa bir sohbetten sonra dükkan sahibi ve Tahir hoca Efendi’nin Kuranı Kerim hocası olan bu zat İsa Efendiye;

 -Efendim Tahir bizim evladımız çok gayretli ve zeki bir yavrudur der ve duasını alması için hoca efendinin elini öptürür. İsa Hoca Efendi küçük Tahir ile yakından ilgilenir, çalışmaya ve okumaya merakını görünce de;

-Evladım Tahir her şeyi bırak bana gel ben sana hakiki bir ilim okutayım der. Bu ilgi üzerine Kuranı Kerim hocası ertesi gün Tahir Efendi’yi ve diğer bir arkadaşını da alarak İsa Ruhi Hocaya götürür. Ancak Hoca Efendi belirli bir talebe grubu ile uzun zaman önce derslere başlamıştır ve hayli mesafe kat etmişlerdir.

 -Bu dönemi bitirelim de bir dahaki sefere Tahir'i de arkadaşını da alalım diyerek kabul etmek istemez. Ancak Kuranı Kerim hocası

-Efendim Tahir çok zekidir Allah'ın izniyle mesafeyi kapatır diye ısrar edince, Hoca Efendi kırmaz ve Tahir Hoca Efendi ders halkasına alır. O da gayretiyle diğer arkadaşlarına kısa zamanda yetişir.”  

            Hacı Veyiszâde Mustafa Kurucu Efendi’den Ebu Said Muhammed Hadimî’nin  Berîka adlı eserini okudu. Kapı Camii imamı Hacı Haydar Efendi’den kıraat ve tashih-i huruf, Hacı Haki Efendi’den Farsça dersleri aldı. O günlerin hafızlık merkezi olan Bulgur Tekkesi’nde hafızlık çalışmalarına devam etti.

            Öğrenciliği sırasında Konya’ya gelen Mahmut Sami Ramazanoğlu ile tanışarak ona intisap etti. Bu intisap onun hayatında çok büyük değişikliklere sebep olur. O bu günlerini şöyle anlatırdı;

Çok titiz bir derviş idim. Takva sahibi olayımdiye tek taraflı pantolon değil, ütüye ihtiyacı olmayan çift taraflı şalvar giyerdim. Adı Frenk gömleği diye yakalı gömlek giymez, yakasız gömlek giymeyi tercih eder, iskarpin değil yemeni denilen sade ayakkabı giyerdim. Geceleri sabahlara kadar devam eden sohbetlere katılırdım. Geceleri arkadaşlarla hep uykusuz geçirdik.”

            Askerlik dönüşü evlendi ve Eski Garaj civarındaki Boncuk Camii’nde imamlığa başladı. Bir yandan da yarım kalan hafızlığını tamamladı. Bu yaşlarda kürsülerden yaptığı vaazlar Konya’da ilgi uyandırmaya başladı. Vaazlarına devam ettiği sırada Konya’da bir vaazını dinleyen dönemin Diyanet İşleri Başkanı Ahmet Hamdi Akseki’nin talimatıyla 1950 yılında açılan imtihanı kazanarak Konya merkez vaizliğine tayin edildi. Vaaz ve sohbetlerine gösterilen büyük ilgi nedeniyle Şerafeddin Camii’ne nakledildi. 1951’de açılan Konya İmam Hatip Okulun’da Hacıveiszâde Mustafa Efendi ile birlikte Arapça öğretmenliği yaptı (1952-1953). 1952 yılında hacca gitti.

            Yaptığı vaazlar sebebiyle 1964 yılında Burdur’a sürgün edildi. Kendisi resmen, Diyanet’in vaizi idi. Konya’da uyandırdığı dini heyecan bazılarını korkutmuştu. Hoca Efendi’nin, Konya’ya nazaran daha değişik bir yapıya sahip olan bu küçük ilimizde yalnız kalması hedeflenmişti.  Ancak Burdurlular yeni hocalarına o kadar sahip çıkmışlar, o kadar çok sevmişlerdi ki, Hoca Efendi o günlerini, “Ensârın Muhacirîne sahip çıktıkları gibi Burdur’lu kardeşlerimiz de bize sahip çıktı, hiç yalnızlık çekmedik, hiç garip kalmadık.” diyerek anlatırdı. Ali Ulvi Kurucu da hatıratında bu günleri şöyle anlatmaktadır;

Burdur’a gönderilmesi, tabii Burdur’lular için bir nimet oldu. Burdur’dan gelen hacılara onu sorardım. Hepsi kendisini hayırla anarak şöyle derlerdi: “Allah razı olsun, Tahir Hoca’mızın gelmesiyle, Burdur ve Isparta yeniden canlandı. Biz, cihat nedir, ilmî sohbet nedir, zikir nedir, fikir nedir bunları bilmezdik. Tahir Hocamız, çocuklarımızı okutmamız, İmam Hatip Okulları’na vermemiz için bizleri uyandırdı. Eskiden İmam Hatip Okullarına hep köylerden çocuk gelirken, şimdi artık şehirlilerin de çocuklarını İmam Hatip Okullarına gönderdiğine şahit oluyoruz.”

Yapılan vaazlar sonucu, Burdur ile Isparta adeta tek il olmuş, civar vilayetlere ve ilçelere Tahir Hoca konuşmalara gitmiştir. Cuma vaazlarına ise  Isparta’dan otobüslerle gelip dönmüştür. Bir hoca olarak ilk salon konuşmasını 1965’te Burdur’dan giderek Denizli’de yapmıştır. Hoca Efendi bir buçuk yıl kadar Burdur’da vaiz olarak görev yaptı. Tahir Hoca Efendi’nin Burdur hatıralarının en önemlilerinden biri de Üstat Necip Fazıl’la tanışması olmuştur.  Konferansı için Burdur'a gelen Üstat halkın övgülerle kendisinden bahsettikleri hocalarını yakından tanımak ister, akşam kaldığı evde banttan bir vaazını dinler ve ertesi gün verdiği Konferansı'nda da bizzat tanışırlar. Kolay kolay kimseyi beğenmeyen Üstat Necip Fazıl, Tahir Hoca Efendi’yi çok sever ve onun hakkındaki ilk meşhur yazısını da yazar.  

1965 yılında yapılan seçimlerde siyasi iktidar değişir ve sürgün olarak çıkarıldığı  Konya'ya müftü olarak geri  döner.  6 yıl devam eden müftülük yıllarında unutulmaz hizmetler yapılmıştır. Konya'ya meşhur üstatlar getirilerek önemli konularda hocalara ders verdirilir. Bugün meram müftülüğü olarak hizmet vermeye devam eden müftülük binası Konya’ya kazandırılır.  Müftülük yaptığı yıllarda vaaz etmekten ve çevre illerde konferanslar vermekten hiç geri kalmamıştır. İstişarelerine çok değer verdiği üstadı Mahmut Sami Ramazanoğlu ile müftülük konusunu da istişare etmiştir. O da kendisine vaaz etmeyi bırakmamak şartıyla izin vermiştir. Hoca efendi de müftülük döneminde de hep kürsüde olmuştur. Bu dönemde yaptığı vaazlar yine birilerinin hedefi olmuş, 1968 yılında bir siyasi parti lideri Büyük Millet Meclisi kürsüsünde yaptığı konuşma ile Hoca’yı eleştirmiştir. Bunun üzerine Üstat Necip Fazıl kendisine sahip çıkarak “Çerçeve” adlı köşesinde şunları yazmıştı:

“Konya Müftüsünden ne isterler? Onu belli başlı bir şahıs olarak mı ele alırlar, bir makam veya bir sembol diye mi? Hakkında menfî sıfatların hepsini tükettiğimiz ve yenisini bulmakta âciz kaldığımız ihtiyar Paşa (İsmet İnönü), asıl alâkalı isimleri anmaktan çekindiği için, “Konya Müftüsü”nü bir kere ağzına alır ve ondan sonra bu tabir sloganlaşır. Konya Müftüsü aşağı, Konya Müftüsü yukarı!.. Hattâ mâhut gazetenin yazarı, Konya Müftüsü’nü  üç ayaklı sehpanın bir ayağı olarak göstermeye kadar gider; başka bir gazete de “Günün Ansiklopedisi” şeklinde, bu yedi başlı, kırk kollu ve yetmiş ayaklı canavarın kafa kâğıdını neşretmeye kalkar. Konya Müftüsü, Tahir Büyükkörükçü isimli, ruhta ve maddede genç ve dinç, derin ve gerçek bir Müslümandır; ve din adamları içinde vecd, ihlâs, irfan ve idrak bakımından sayısı birkaçı geçmeyen müstesnâ örneklerden biridir.”

Yedi yıl süren bu görevden sonra merkez vaizliği görevine geri döndü (1972). Bir yıl sonra da emekliye ayrıldı (1973). Emekli olduktan sonra ki senelerinin büyük bir kısmını hac ve umre için gittiği kutsal topraklarda geçirmeye başladı. 1976-1979 yılları arasında Almanya, Avusturya, Belçika ve Hollanda gibi Avrupa ülkelerine giderek vaaz ve konferanslar verdi.

1977’de siyasete atılarak MSP Konya milletvekili olarak TBMM’ye girdi. Üç yıl devam eden milletvekilliği 12 Eylül 1980 Darbesi’yle sona erdi. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden sonra gözetim altına alınıp mahkeme kararıyla tutuklandı ve on bir aya varan tutukluluk  süresinin ardından yargılanmak üzere serbest bırakıldı (25 Temmuz 1981). Ankara sıkı yönetim komutanlığı askeri mahkemesi tarafından tutuksuz yargılama neticesinde verilen 3 yıl ağır hapis cezası temyiz edildi (28 Şubat 1983). 11 aylık tutukluluk dönemi ve beş sene devam eden mahkemeler Tahir Hoca Efendi'yi hem Haremeyn  seferlerinden hem de konuşmalarından alıkoyar.  Bu arada Erenköy'deki evinde kütüphanesine kapanır. Beş sene devam eden mahkemeler beratla sona erer ama, Tahir Hoca Efendi kürsülerden uzaklaşmış olur .

1985 yılında berat edilir edilmez yapılan ilk iş pasaport çıkartılarak umreye gitmektir. Suudi Arabistan'da oturma izni alır ve yine senenin büyük bir kısmını burada geçirmeye devam eder. Medine-i Münevvere yılları 1999 yılına kadar devam eder. Eşinin rahatsızlığı Türkiye'ye dönüşü mecburi kılar ve Erenköy'deki evine çekilir. 1985 yılından 28 Şubat kararlarına kadar Konya'da bulunduğu sürede Kapı Camii vaazları devam eder.  O vaazlar bugün hala beğeniyle takip edilmektedir. Konferans ve vaazlarındaki düzgün ifade gücü ve dinleyenleri etkileyen güçlü hitabeti dikkat çekicidir. Vaazlarını konusuyla ilgili ayet ve hadislerin yanı sıra Mevlâna, Muhammed İkbal ve Mehmet Akif’ten okuduğu mısralarla zenginleştirirdi.

Tahir Büyükkörükçü Hoca Efendi’nin, ömrünü adadığı vaaz kürsülerindeki, dünya ve ahiret saadeti yolunda çizdiği kırmızı çizgileri (olmazsa olmazları), Allah ve Resulüne tam teslimiyet idi. Cehaletten uzak durma, nefsin isteklerine uyup haktan bihaber olmama, gizli ya da açık şirke girmeme, Allah’a tam bir teslimiyetle bağlanma, sabırla ve ağır başlılıkla yoluna devam etme, gıybet etmeme, gazap ve öfkeden uzak durma, namazı layıkıyla kılma onun vaazlarının ana konularından idi. Bir de tabi ki Muhammed aleyhi selam sevgisi… Onun tek derdi İslam’dı. Müslümanların dertleriyle dertlenir, verdiği vaazlar ile halkı bilinçlendirir, dünyanın çeşitli yerlerindeki mazlum Müslümanların çektiği sıkıntıları dillendirirdi.

Ömrü boyunca İslam’a hizmet aşkı ile yandı. Ömür boyu ilme ve insanlara hizmet etti. Maddi hiçbir karşılık beklemeden dünyevî bir makama talip olmadan insanların elinde olanı asla mail etmeden Allah rızası için koşturdu, çalıştı, çabaladı. Bu hususta şu cümleleri önemlidir.

“Bir gün İslam hayata hakim olursa, balkondan alkışlayanlardan olmayacağız. Bu güzel günlerde Allah'ın izniyle bizim de el emeğimiz alın terimiz var diye bahtiyar olanlardan olacağız.”

1970’de yirmi beş kadar arkadaşı ile kurulmasına öncülük ettiği, geniş bahçelerin içine yapılan, yüksek duvarları sayesinde birbirini hiç görmeyen evlerin meydana getirdiği mahalleye, “Erenköy” adını verdi. “Sadece ezan ve kuş sesi duyulur.” dediği mahallesi, hâlâ Konya’nın mutena bir semtidir.

            Hakiki Vechesi ile Mevlânâ ve Mesnevî (1959), Mübarek Ramazan ve Oruç (1961), Mevlânâ ve Mesnevi Gözüyle Peygamber Efendimiz (1963), Müslüman Peygamberini Tanımalısın (1963), İslâm’da Edeb (1963) Tahir Büyükkörükçü’nün yayımlanan eserleridir. Evli ve dört çocuklu Tahir Hoca’nın, oğlu Dr. Abdurrahman Büyükkörükçü de Konya’nın tanınmış vaizlerindendir.

5 Mart 2011 tarihinde vefat eden Tahir Büyükkörükçü Hoca Efendi 6 Mart 2011 günü mahşeri bir kalabalıkla Kapu Camii ’de kılınan cenaze namazından sonra Üçler Mezarlığı’na defnedildi.

Kaynaklar:

Atçeken,  İsmail Hakkı, “Tahir Büyükkörükçü”, Konya Ansiklopedisi, Konya 2011, II, 217;

Düzdağ, M. Ertuğrul  , Üstad Ali Ulvi Kurucu Hatıralar 3, İstanbul 2007, s.354-362;

Şahin, Bekir , Sultanü’l Vaizin, Konya Araştırmaları, Aralık, 2011;

Büyükkörükçü, Abdurrahman, Sultanü’l Vaizin, Genç Adım, Haziran 2012;

Koyunoğlu Müze ve Kütüphanesi Fotoğraf Arşivi.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner49

banner50