Yenik olmak, haksız olmak mıdır?

Abone Ol

Bir meslektaşımın, Prof. Dr. Berna Arda'nın, “Yenik Olmak, Her Zaman Haksız Olmak Değildir” başlığını taşıyan yazısı yıllar önce Ankara Tabip Odası tarafından yayımlanan Hekimden Hekime dergisinde yer almıştı. Aşağıda kısa hayat hikâyesini okuyacağınız Ignaz Semmelweis'i anlatan bu yazının çok sınırlı sayıda okuyucuya ulaşan bir mevkutenin sayfaları arasında kalmasına asla gönlüm razı olmamıştır. 

Konuyu ve yazıyı değişik bir mecrada gündeme getirmemin nedeni, Semmelweis'in ruha dokunan hikâyesinin de, yazının Prof. Dr. Fuat Aziz Göksel'in önerisi olduğu belirtilen başlığının da sadece tıp alanına değil hayatımızın tüm alanlarına uygulanabilecek ilkeleri çağrıştırmasıdır.  

***

Semmelweis 1818-1865 yılları arasında yaşayan Macar bir hekimdir. O dönemde Macaristan Avusturya İmparatorluğu'nun bir parçasıdır. Viyana Üniversitesi'nden diplomasını alan Semmelweis evlerde doğuran kadınlarda genellikle herhangi bir sorun ortaya çıkmıyorken doktorların hastanede doğum yaptırdıkları kadınlar ateşli hastalıklara bağlı ölümlerin sıklığını fark eder. Bu duruma bir açıklama bulmaya çalışan Semmelweis sonunda bu kadınları hasta eden şeyin hekimlerin ellerinden bulaştığına, bu nedenle hekimlerin hastalara dokunmadan önce, ellerini güçlü kimyasal maddelerle yıkamaları gerektiğine karar verir. Meslektaşları bu fikri hiç hoş karşılanmamış, söyledikleri hezeyan olarak yaftalanmıştı. 

Semmelweis yılmamış, fikirleri doğrultusunda uyguladığı el temizliği loğusa hummasından ölümleri % 20-25'lerden %2-3'lere indirmişti. Aldığı sonuçları hastane yönetimine sunduğu sıralarda Macaristan'da Avusturya yönetiminden çıkmak için bir girişim yapılmış, Viyanalı hekimler de Semmelweis'e karşı milliyetçi bir tepki göstererek sözleşmesini de başlattığı el yıkama uygulamasını da iptal ettirmişlerdi. Bir Macar'ın söylediklerine aldırmayan kahraman Avusturyalılar "milli onur”larını kurtarmışlardı. Semmelweis de "ait olduğu yer"e, Macaristan'a, dönmüş; Budapeşte'de “Lohusa Humması Kavramı, Nedeni ve Önlenmesi” adlı bir kitap yazmıştı.

Macar hekimler de Viyana'daki koroya katılmışlar, Semmelweis'i sarakaya almışlardı. Aklını, kimseye gösteremediği mini minnacık varlıkların lohusa kadınları öldürmesine taktığı söylenen Semmelweis'in ruh sağlığı bozulmuş ve bir süre sonra da kapatıldığı akıl hastanesinde ölmüştü.

Semmelweis yenilmişti.

Yenikti, ama haksız mıydı?

Haksız olmadığı ölümünden birkaç yıl sonra İngiltere'deki bir hekim, Lister, tarafından ispatlanacak ve tıpta antisepsi, yani tıbbi işlemlerden önce dokuları ve aletleri mikroplardan arındırma ilkesi yerleşecekti. 

“Ba'de harabel Basra”, Macaristan'da Semmelweis adını taşıyan bir üniversite, Viyana'da yine aynı adı taşıyan bir kadın ve doğum hastalıkları kliniği kurulacaktı!
 

***

Brennus komutasındaki Kelt ordusu, M.Ö. 390'larda Roma üstüne yürüdü. Çıkan savaşta Roma ordusu ağır bir yenilgi aldı. Binlerce Romalı öldü, Keltler savunmasız kalan Roma şehrini ele geçirdi, yağmaladı, yaktı, yıktı. Yöneticiler şehri askeri güçle kurtaramayacaklarını anlayınca Brennus'a fidye teklif ettiler. Brennus yüzlerce kilo altın karşılığında Roma'dan çekilmeyi kabul etti. Altınların tartılmasını izleyen Romalılar Keltlerin hile yaptığını anlayınca durumu Brennus'a şikâyet ettiler. Brennus tartının yanına geldi, kılıcını kınından çıkararak hışımla tartının ağırlık kefesine koydu, " Şimdi tartın altınları..." dedi ve haykırdı:

"Veyl mağlûplara!" 

"Yazıklar olsun yeniklere" anlamına gelen bu söz yenilenleri aşağılayan, yenilenlerin hiç bir hak iddia edemeyeceğini, onların yenilmekle geçmişte olduğu gibi gelecekte de haksız olduklarının ortaya çıktığını ima eden bir sözdür.

Oysa yenik olmak haksız olmak demek değildir. 

Bu, Semmelweis için de böyledir, şu an Batı karşısında yenik durumda bulunan İslam medeniyeti için de...

***

Bu dünya yapıp ettiklerimizin yankılanıp bize döneceği bir dağdır. (Mevlana)