banner5
banner68

Mutluerler, iki asra dayanan serüvendir

Mutluerler Ekmek ve Unlu Mamulleri Yönetim Kurulu Başkanı Mazlum Mutluer ‘“Mutluerler” denilince iki asra yayılmış bir uzun ticari serüvenden bahsediyoruz demektir. Bu hikâye, benden 5 kuşak önce başlayıp hala devam ediyor. Bizim firma logomuzda kuruluş yılımız 1902 yazıyor ancak ticari hayata asıl girişimiz 1800’lü yıllardadır.’ dedi

18 Ekim 2022 Salı 10:16
Mutluerler, iki asra dayanan serüvendir

Osmanlı döneminde bakliyat, hububat ve zahire ile temellenen ticari hayatın, uzun yıllar içinde evrilmesiyle, insan hayatının en temel ve zaruri gıdası olan ekmeğin hayatımızdaki varoluşunun hikayesini, Mutluerler Ekmek ve Unlu Mamulleri Yönetim Kurulu Başkanı Mazlum Mutluer bizim ile paylaştı. Mutluerler Ekmek ve Unlu Mamulleri, geçmişten bugüne kuşaklar boyunca verilen kutlu bir mücadele ile ekmeğin, emekle buluşmuş halinin sofralarda yerini almasında Konya’da ve Anadolu’da öncülerinden oldu. Çalışanların da kuşaktan kuşağa kendileriyle çalışmaya devam ettiğini söyleyen Mazlum Mutluer, sektör konusunda bilgi verirken gençlere de tavsiyelerde bulundu.

Mazlum Bey sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Ben Mazlum Mutluer. 1965 yılında, Mevlâna Türbesi yakınlarında Bey Sokağı’nda ailemize ait evde doğdum. Konya’da geçen eğitim yıllarının ardından, muhasebe ve mali müşavirlik staj deneyimim oldu. Evliyim ve dört çocuğum var. Aile olarak ekmek ve gıda alanında yer aldığımız için, doğal olarak aynı mecrada yol almayı seçtim.

Geçmişten bugüne Mutluerler ’in yaşam serüveninin hikayesini bizim ile paylaşır mısınız?

“Mutluerler” denilince iki asra yayılmış bir uzun ticari serüvenden bahsediyoruz demektir.

Bu hikâye, benden 5 kuşak önce başlayıp hala devam ediyor. Beş kuşak önceki dedemiz Hacı Ali Efendi Konya’da o yıllarda buğday, gıda, bakliyat ve zahire ticareti ile uğraşmış. Sonraki büyük dedemiz Yusuf Efendi de aynı 1800’lü yıllarda Konya’da ticari hayatına devam etmiş. Bizim firma logomuzda kuruluş yılımız 1902 yazıyor ancak ticari hayata asıl girişimiz 1800’lü yıllardadır. O yıllarda ticari kayıtların düzenli tutulamıyor olması ve savaş yıllarına denk gelmesi sebebiyle gelgitlerin sıkça yaşanması, ticari geçmişimizin kayıt altına alınamamasına sebep olmuştur. Bundan dolayı net bir tarih olan 1900’lü yılları ticari faaliyetimizin başlangıcı kabul ettik. 1900’lü yılların başında o yılların Konya’sında tanınmış bir isim olan dedemiz Müteahhit Kara Mehmet, buğday ve gıda ticaretinin yanı sıra dört yabancı dil (Arapça, Farsça, Fransızca ve İngilizce) bilen bir tüccarmış. 1900’lü yıllarda Aziziye Camii şadırvanının olduğu yerde yazıhane ve satış yerimiz ve ayrıca üç depo ile faaliyeti devam ederken, Cumhuriyetin kuruluşu ile eş zamanlı olarak gıda üretim işini de ilave ederek yoluna devam etmiştir. Bu yıllarda ana iştigal sahamız gıda, hububat ve zahire ticaretiydi. Bu süreci takip eden 1950’li yıllarda da babam Nazım Mutluer, eski Üzüm Pazarı’nın köşesinde tarihi Selimiye Fırını ile sektöre bir başlangıç yapmıştır. Daha o yıllarda şubeleşmeye gidilerek 5 şube olarak Konya’nın çeşitli yerlerinde hizmet verilmeye başlanılmış. 70’li yılların başında Konya sanayisinde özel sektörün en büyük fabrikalarında 30-40 çalışan istihdam etmek bile zor iken, bu beş ekmek üretim tesisinde ve diğer müteahhitlik işlerinde Nazım Mutluer’in yanında 300’ü aşkın yetişmiş personel istihdam imkânı bulabiliyordu. Takvimler 2014 yılını gösterdiğinde Mutluerler ‘in üretim portföyü yeni bir segmental açılım sergiledi ve unlu mamuller üretimine başlangıç yapıldı.  Böylece 3 bin metrekareyi aşkın kapalı ve 2 bin 650 metrekare açık alanda merkez üretim tesisimiz ve üç şube, üç franchising bayisi, üç yüzü aşkın ticari bayi portföyümüz ve yüz elliyi aşkın tecrübeli ve işinin ehli çalışanımız ile Konya halkına hizmet yolunda mücadele vermekteyiz.

  Ticari hayatınızın iki yüz yıla aşkın bir süreci kapsadığını söylüyorsunuz, bu süreçte devamlılığın sağlanmasının anahtar kavramı sizce nedir?

Kısaca iki kelime ile özetlemek gerekirse; DÜRÜSTLÜK ve AHLAK olarak söyleyebilirim.  

İşimizi, çalışma disiplini, dürüstlük ve ahlak prensipleri çerçevesinde yapmamızın bizi bugünlere taşıdığını düşünüyorum. Ticari hayatta devamlılığın finansal cephesi ise, atılan her adımda öz kaynak kullanımı yani bir diğer deyiş ile oto finansman yolunu tercih etmemizdir.

 Her daim, öz sermayemizle büyürken, gelişme süreçlerinin hiçbir aşamasında borçlanma yoluna gitmedik. Kalıcı olmamızdaki asıl sebep, “istikrar, sabır ve sebat” ile alakalıdır. Kat ettiğimiz yollarda azmi elden bırakmayarak, çizgimizi ise hiçbir zaman ve hiçbir sebep ile bozmadık. Kuruluş yıllarımızdan bu yana gelişen teknoloji ve sektördeki yapısal değişiklikler, firma olarak bizi gerek pazarın yapısı gerek tüketici profili ve gerekse teknolojinin yakından takip edilmesine yöneltmiştir. Bu yönelimler ürün yelpazesi, üretim portföyü gibi alanlarda kendisini daha çok hissettirmektedir.  Firma olarak bu konularda AR-GE çalışmalarına hep önem verdik ve gelişime uyum sağlamaya özen gösterdik.

Günümüzde artan makineleşme ve teknoloji, sizin sektörünüzde işinizi kolaylaştırdı mı?

Teknoloji her ne kadar gelişmiş olursa olsun, ekmeğin tekstürel yapısından dolayı hem fiziksel yapısı hem de görsel yönü tüketici beğenisine hitap eder hale getirmek ciddi bir ustalık gerektirdiğinden, kalifiye insan gücüne yine de ihtiyaç duyulmaktadır. Hamuru strese sokmayan makine teknolojisi dünyada henüz yaygın kullanım alanına bilhassa teknoloji know-how’u sektör maliyet ortalamalarına göre ciddi ekonomik ve finansal yük getireceğinden pratik kullanım özelliği gösterememektedir.   Zaten tek tip ekmek üretilmemesi de ayrı ayrı makinelere ihtiyaç duyuracağından, sektör hala insan gücü ağırlıklı devam etmektedir. Bu bahsettiklerimizden dolayı bizim sektörde tamimiyle makineleşme maalesef kısa vadede mümkün gözükmemektedir.

Serbest piyasada yer alan sektörünüzde bu yıl ilk kez uygulanan un fiyat sabitlemesi sizi nasıl etkiledi?

Bu yıl ilk defa yapılan serbest piyasadaki sabitleme uygulamasıyla, devletin vermiş olduğu fiyat ve komisyondan dolayı fazla kazanamıyoruz. Anlayacağınız, aslında kırk tane elekten geçiyoruz ancak gelen zamdan dolayı vatandaşın tepkisiyle karşı karşıya kalan biz üreticiler oluyoruz.

Çok ekmek tüketen bir toplum olarak Konya’da ekmek ve unlu mamuller sektörünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Konya’ya dışarıdan bakıldığında hamur işi ve ekmek tüketimi yönünden diğer illere göre bir artış olduğu gözlemlenir. Ancak bu sektörün içinde olan biri olarak söyleyebilirim ki, Konya’da ekmek tüketimi fazla iken, bunu gelip fırınlardan alan sayısı diğer illere göre daha az yani ters orantılıdır. Sebebi ise, Konya’da ev hanımı sayımızın daha fazla olmasından kaynaklı ekmeğini ve unlu gıdaları evinde yapan ya da fırınlara un götürerek ekmek yaptıran aile sayısı diğer illere göre fazlalık arz etmektedir. Bunun yanında etliekmek, börek vb. unlu gıdalar ülke ortalamalarına göre fazlalık göstermektedir. Bundan dolayı da ekmek tüketimi fazla iken, ekmek satışı diğer illere nazaran daha düşüktür.

Ekmek, yüzyıllardır sofralarımızın vazgeçilmezi. Günümüzde ekmeğin diğer çeşitlerine ilgi var mı, üretimlerinizde farklı ekmeğe yönelme gibi bir olgu söz konusu mu?

Son zamanlarda bazı gıdaların insan sağlığını tehdit edici unsurlar ihtiva ettiği şeklinde, artık bu işte lobicilik anlamına gelebilecek ve kamuoyunda algı yaratmaya yönelik sözlü, yazılı ve görsel medyada talihsiz ve kimi zaman asılsız beyanlara rastlanmaktadır. Bu meyanda, ekmek karşıtı bir lobi yıllardır ekmeğin zararlı unsurlar içerdiği gibi deli saçması beyanatlar ve bunlara basında ve televizyonlarda yer veren programlar sıkça gündeme gelmektedir. Türk kamuoyunda bilgi eksikliği ve bilgi kirliliğinden dolayı tam buğday dışında üretilen bütün ekmeklere beyaz ekmek gözüyle bakılıyor. 55-65 kül değerinde üretilen ekmeğe beyaz ekmek deniliyor. Günümüzde üretilen ekmekler ise, 2 Nisan 2013 tarihli resmî gazetede yayınlanan Ek-1 Ekmek Tebliği ilavesinde 70-80 kül oranı belirlenmiştir. Bu yüzden üretilen ekmeklere direkt beyaz ekmek gözüyle bakmamak gerekir. Ayrıca vücudun karbonhidrata ihtiyacı vardır ve bunun en kolay karşılanabileceği gıda, ekmektir. Bunun yanında tabi bazı rahatsızlıklardan dolayı diyetisyenlerin önerisiyle ekmeğin diğer çeşitlerine talep yaşanabiliyor. Bizde insanların yönelimlerine uygun siyez, kara buğday, yulaf, çavdar ekmeği gibi farklı çeşitlerde ekmek üretmekle beraber, toplam tüketici içindeki oranı yüzde 1-2 kadardır.

Net bir ifade ile ekmekte ambalaj olayına karşıyız. Bunun başlıca sebebi ise ekmeği ambalaja koyduğunuzda ekmeğin küflenme durumu ortaya çıkacaktır. Bu küf oluşumunun önüne geçmek için ve dayanıklılığı arttırmak için doğal olmayan maddeler ekmeğe eklenecektir. Bu tarz ekmeklerin raf ömrü normal ekmeklere göre daha uzun olmakla birlikte içerisindeki koruyucu maddeler sağlığa faydalı olmadığı kanaatini taşıyoruz.

Türkiye de en masum ürün buğdaydır. Üretilen diğer ürün gruplarına nazaran üretim yaptığımız buğdaylarda GDO bulunmamaktadır. Bunun sebebi buğdayın genetik yapısı gereği kendine özgü bir bitki olup yüksek karlılık için GDO İŞLEMİ uygulanamamaktadır. ICC başkanı Prof. Dr. Hamid Köksel, kendisinin Türkiye İhracatçılar Birliği bünyesinde kurulan tanıtım gruplarında çalıştığını ve birlik olarak buğday ile ilgili yapılan olumsuz yorumlar nedeniyle çok zorluk çektiklerini aktararak, şöyle devam etti: “Filipinler bizim önemli bir pazarımız. Oraya un satmaya çalışırken, 'Türkiye buğdayları GDO'lu imiş sizden un almayacağız.' diyorlar. Bu artık çiftçimizin emeğine, ülke ekonomisine zarar verebilir hale geldi. Buğdayda GDO yok. Dünya pazarlarında da yok. Biz bunu Filipinler'de söylediğimizde bize; 'Ama sizin profesörleriniz televizyonlarda her gün buğdayın GDO'lu olduğunu söylüyor. Demek sizin buğdayınız GDO'lu' diyorlar. Bu, Türkiye ekonomisine gerçekten zarar verebilir hale geldi. İnsanların uzmanlığı olmadığı konularda konuşmaması lazım.” Buğdayda korkulacak hiçbir şey olmadığını vurgulayan Köksel, şunları kaydetti: “Buğdayda GDO uygulaması yok. Lütfen insanlar uzman oldukları konularda konuşsunlar. Ben nasıl kardiyoloji konusunda konuşmuyorsam bir kardiyoloji hocası da gelip buğday konusunda konuşmasın. Ben uluslararası bir kuruluşun başkanıyım. Merkezi Viyana’da ICC diye. Bu, 1955 yılında kurulmuş bilimsel bir kuruluş. Kendi kendimizi kötülemek yerine bu buğdaylardan biz nasıl daha fazla faydalanırız diye çalışalım.”
 

Peki Konya’yı tarım şehri olarak hammadde üretiminde nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim çocukluk yıllarımızda Konya Ovası, buğday ambarı olarak bilinirdi. Maalesef son yıllarda Konya bu özelliğini yitirmeye doğru gidiyor. Sebebi ise, çiftçinin buğday fiyatında gereken desteği almamasıdır. Çiftçi de değer göremeyince kazancının daha fazla olduğu farklı ürünlere yöneldi. Konya günümüzde mısır, Ayçiçek ovası olmaya başladı. Bu da yanlış sulama tarımı yapılmasından kaynaklı ülkemizi kuraklığa götürmekte. Günümüzde buğday, mecbur su görmeyen, kurak yerlere ekiliyor. Bu da yanlış bir sistem. Buğday üretiminin Konya da giderek azalmasının başlıca sebebi çiftçilerin mısır kazancının buğdaya oranlandığında daha fazla olmasıdır. Bunun yanı sıra çiftçiler yıllık mahsul kaldırma sayısını arttırmak için Ayçiçek, mısır, pancar gibi farklı yönelimler yapıp yılın 4 mevsiminde de harman kaldırma mantığı ile buğday ekimini azaltmışlardır.

Sizin sektörünüzde iş hayatına başlayıp çıraklıktan yetişme insanlar var mı?

Tabi, şöyle söyleyebilirim ki kendisi iş hayatına bizimle başlayıp emekli olmuş, ardından da çocukları, torunları olarak birkaç kuşaktır bizimle çalışmaya devam eden arkadaşlarımız var. Bu, gurur verici. Ancak şu anda sıfırdan bu işe başlayıp yetiştirecek insan bulmakta zorlanıyoruz. Bizim sektör, tüketimden kaynaklı yılın 365 günü çalışma gerektiren bir meslek, zorlukları fazla. Kârların düşük olması sebebiyle işçilik maliyeti yansıtılamıyor, insanlar da bu yüzden sektörde çalışmak istemiyorlar. Daha rahat iş arıyorlar. Biz şu an 150 kişiyle beraber, sektördeki diğer işletmelerden farklı bir vardiya sistemiyle ve çalışanın hakkını vermeye gayret ederek çalışıyoruz ancak sektörde genel bir sıkıntı var.

Gençlerimize çalışma hayatında ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz?

Alın teri, çalışma ve sabır olmadan, işin kolayına kaçmakla, ticari ve iktisadi hayat yürümez. Sadece anı ve günü kurtarabilirler. Bu ise uzun vadede çok menfi sonuçlar doğurur. Çalışma hevesi ve gayreti içinde olun. Yeterince İstekli ve hevesli olursanız ve bu motivasyonunuzu kaybetmezseniz kesinlikle başarırsınız. Hayatı okumasını bilin ve çizginizi o yönde belirleyin. Okumak demek, hayatın bizatihi kendisini okumaktır. Hayat okulunda iyi bir başarı elde edin ki; yönetilen değil, yöneten olun. Vakit kaybetmeden kendinizi bir sanat ve zanaata adayın ve ilerleyin. Geleceğimiz siz gençlerin çalışma azmi ve kararlılığı sayesinde şekillenip, bizi daha üst refah seviyelerine taşıyacaktır.

Kamuoyunda Ekmek ile İlgili Yanlış Bilinen Bilgiler Nelerdir?

Ekmek sadece karın tokluğu için yenmemeli gerek mineral gerek vitamin gerek protein ve karbonhidrat anlamında besleyici özellikleri de göz önünde bulundurarak özenle tüketilmelidir.

Günümüzde kilo problemi olan kişiler hiçbir bilimsel bulguya dayanmadan kilo vermek için hemen ilk fırsatta hayatlarından ekmeği çıkartarak yanlış bir yol izlemektedirler. Burada izlenmesi gereken en temel yol herhangi bir gıda maddesini çıkartmak değil alınan toplam enerji miktarıdır. Günlük olarak alınan toplam enerji miktarını düzelterek kilo miktarımızı düzenleyebiliriz. Böylelikle ekmeği hayatımızdan çıkartma yanlışını engelleyerek ekmeğin sağladığı besin değerlerini de düzenli olarak almış oluruz.

Ekmeğin yüksek doyurucu özelliği sebebiyle kilo vermek isteyen kişilerde düzenli şekilde tüketildiğinde alınan kalori miktarını azalttığı için sağlıklı kilo verme adımlarında başarılı rol oynadığı bilimsel testlerde belirtilmiştir.

Bu konuda 03.04.2012 tarihinde Antalya’daki buğday ve ekmek kongresinde Amerikalı Profesör Julie Miller Jones, yapmış olduğu araştırmalarda bizlere ifade ettiği şekilde, Amerika ve Türkiye’yi kıyasladığında Türk insanlarının ekmek tüketim oranının daha fazla olduğunu fakat daha zayıf ve sağlıklı olduğunu öngörmüştür. Amerika da ise kadın ve erkeklerin üç de ikisinin obez olduğunu belirten Prof.  Jones beyin çalışması için karbonhidrata ihtiyaç olduğunu belirtti.

Prof. Jones, Norveç de yaptığı bir araştırmada ise 122 obez kadınla yaptığı araştırma ile ilgili olarak, kadınları iki gruba ayırmış ve ilk gruba ekmek ile diyet yaptırmış olup diğer gruba ekmeksiz diyet yaptırmıştır. Araştırmaların sonucuna göre ekmek ile diyet yapan grubun daha fazla kilo verdiğini gözlemlediğini belirtmiştir.

 HACER CEYLAN 

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner64

banner50