banner5
banner68

Kazım Öztürk: Batılılaşma Tanzimat’la başladı

Eğitimci, Araştırmacı Yazar ve Şair Kazım Öztürk Tanzimat’tan Sünnet reddiyecilerine uzanan serüvenle ilgili olarak, “Tanzimat’tan bu yana bir dönüşüm yaşanıyor. Bugünde bu yenileşme, batılılaşma ve batıllaşma olarak ne yazık ki sürüyor” dedi

01 Mayıs 2020 Cuma 14:08
Kazım Öztürk: Batılılaşma Tanzimat’la başladı

25 yıl öğretmenlik yaparak yüzlerce öğrenciye ışık olan, emekli olduktan sonra da gazete yazıları ve kitaplarıyla kültür dünyasında varlığını sürdüren Kazım Öztürk ile ihtisas konusu Hazreti Mevlana merkezli bir sohbette bulunduk. Öztürk darbelerin oluşturduğu etkiler, Tanzimat dönemiyle başlayan yenileşmenin sonuçları ve ‘Tanzimatçı-Sünnet reddiyecileri arasındaki benzerlik’ konularında da önemli tespitlerini anlattı.

M.GÜDEN: Hocam sohbetimize sizi kısaca tanıyarak başlayalım.

K.ÖZTÜRK: Aymanas Mahallesinde 28 Mayıs 1949’da dünyaya gelmişim. Babam İmam Mehmet Efendi idi. Konya İmam Hatip Lisesi’nin ardından İzmir Yüksek İslâm Enstitüsü yani bugünkü adıyla İlahiyat Fakültesi’nden 1973-1974 döneminde mezun oldum. Vakit geçirmeden de 1975 senesinde Yedek Subay olarak askerlik vazifemi ifa ettim.

Ardından yurdun muhtelif ilerinde öğretmenlik ve idarecilik görevlerinde bulundum. 2000 yılında Almanya’nın Freiburg şehrine Milli Görüş tarafından görevlendirildim ve bir ay buradaki görevim bir ay sürdü.

M.GÜDEN: Öğretmenliğe nerede başladınız, nerelerde görev yaptınız?

K.ÖZTÜRK: 1976 yılında Kırşehir Cacabey Ortaokuluna atamam yapıldı. Burada Din Kültürü Öğretmenliğinin yanında Müdür Yardımcılığını da üstlendim. Daha sonra Kadınhanı’na gelip bir yıl görev yaptıktan sonra Konya merkeze tayinim çıktı. Meram Anadolu Lisesi ve Mevlana İlköğretim Okullarında çalıştım.

M.GÜDEN: Eğitimci kişiliğiniz yanı sıra hem şair hem de yazarsınız. Şiire merakınız ne zaman başladı?

K.ÖZTÜRK: Daha ilkokul sıralarındayken şiir yazmaya başladım. Tabi bunlar çocukça şiirlerdi. Asıl Konya İmam Hatip öğrencisiyken duygularımı şiirle ifade yolunu seçtim. Etkili olduğunu fark ettim ve sosyal olayları şiirlerle anlattım.

M.GÜDEN: Etkisine kapıldığınız şair, yazar fikir adamları var mı?

K.ÖZTÜRK: Var tabi. Bu etkiye kapılmasam ne şair olabilirdir, ne de kitap yazabilirdim. Hz.Mevlâna, Konevi, İbni Arabi, Şems, Yunus Emre benim cezbesine kapıldığım başlıca isimlerdir. Yakın nesilden Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Cahit Sıtkı Tarancı, Abdurrahim Karakoç gibi isimlerin yanında Cengiz Numanoğlu gibi yaşayan şairlerimizin de üzerimde tesiri büyüktür.

M.GÜDEN: Sizi şiire sizi sevk eden duygular nasıl gelişti?

K.ÖZTÜRK: Sosyal olaylar ve hayatın akışı bunda etkili oldu diyebilirim. Mesela annemin ve babamın ölümleri ciğerimi dağladı, duygularımı şiire döktüm. Yaşanmışlıkları anlatan şiirlerde şairin ruhu vardır ve etkisi de bundandır.

M.GÜDEN: Fakat henüz şiir kitabı yayınlamadınız, neden?

K.ÖZTÜRK: Şiir kitabından önce yayınlanması gereken araştırma kitaplarım vardı. Bu sebeple, 800’ü aşkın şiirimi beklemeye aldım. Ama onları da bir düzene koyarak zaman içerinde kitaplaştıracağız.

M.GÜDEN: Türkiye’nin darbe süreçlerini yaşadınız. Sizin üzerinizde ne gibi etkileri oldu? Darbelerin toplumsal sonuçlarını değerlendirebilir miyiz?

K.ÖZTÜRK: Darbeler insanlığa uygulanan zulümdür. Darbenin olduğu yerde özgürlük ve insan hakları olmaz. Özgür düşünemezsiniz. Darbeler bir nevi mankurtlaştırmadır. Mesela 28 Şubat’ın sıkıntılarını ben yaşadım. İnsanlar fişlendi. Beni de fişlemişler tahkikata uğradım. Hatta kızım Ankara’ya doktora için gitmişti, yazılıdan 95 almasına rağmen, hocaları; sana yeterlilik vermeyeceğiz demişler. Vermediler de. Sonradan onların nasıl bir hain, PKK uşağı ve FETÖ’cü oldukları ortaya çıktı, birçokları görevlerinden atıldı.

15 Temmuz ülkeyi işgal etme planının darbeye dönüşmüş şekliydi. Devlet kuşatılmıştı. FETÖ isimli şahsın mason olduğu, Amerika tarafından yetiştirilmiş bir ajan olduğu artık bilinen gerçektir. 15 Temmuz’un olmasıyla devletin içindeki pislikler ortaya çıktı ve devletin arınması mümkün oldu.

M.GÜDEN: Emekliliğinizden bu yana nerdeyse ikinci bir emekliliği hak edecek kadar zaman geçti. Kaç yılında emekli oldunuz?

K.ÖZTÜRK: Severek, aşkla ve şevkle sürdürdüğüm öğretmenlik görevimden 2000 yılının Ağustos ayında 25 yılı doldurarak isteğe bağlı emekli oldum. Fakat sizin de söylediğiniz gibi gerek gazete yazılarımla, gerek kitap çalışmalarımla ve sivil toplum faaliyetlerimle daima hareketli oldum.

M.GÜDEN: Emeklilikten sonra hayatınız nasıl şekillendi?

K.ÖZTÜRK: Bir süre Turizm seyahat acentesinde sorumlu müdürlük görevinde bulundum. Memleketimin sivil toplum örgütü İnliceliler Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin Kuruculuğu ve Yönetim Kurulu üyeliğini yaptım. Bugün ünü yurt dışına da yayılan Dost Eli Yardımlaşma Derneği’nin de Kurucu Başkanıydım. Bir süre Ribat FM Radyosunda Müdürlük yaptım. Almanya’nın Freiburg Şehrinde Enderun Koleji Müdürlüğü görevinde bulundum.

M.GÜDEN: Bütün bunların yanında yazarlığa özel bir ehemmiyet verdiniz.

K.ÖZTÜRK: Gazete yazarlığım 1980 yılından beri devam ediyor. Konya Postası, Türkiye’de Yarın, Yeni Meram, Merhaba ve Hakimiyet gazetelerinde köşe yazılarım yayımlandı. Halen de Yeni Konya’da yazmaya devam ediyorum.

Yeni İpek Yolu Dergisi, Yeni Karatay ve Ribat Dergisinde de birçok makalem yayımlandı. Konya Kitabı’nda, (Yeni İpek Yolu Özel Sayı) makalelerim yer aldı, Konya Ansiklopedisine "Çocuk Oyunları" maddesini yazdım. KON TV ve Radyo EN’de de muhtelif programlar yaptım.

M.GÜDEN: İlk kitabınızı yazmaya nasıl başladınız?

K.ÖZTÜRK: İlk kitabımı Konya’da Dini Hayat adıyla 2008 yılında yayınlamıştım. Halk inanışlarından, tarikatlara, Konya’daki peygamber mezarlarından cami uygulamalarına, dini günlerden, ramazan kutlamalarına kadar pek çok konuya kitabımda yer verdim. Detaylı ve özenli bir çalışma oldu. Arkasından 2010 yılında da Mevlana’nın Tefekkür Dünyası adlı araştırma eserim yayınlandı.

M.GÜDEN: Kitaplarınızda ağırlıklı olarak Hz. Mevlana’yı işlemenizin sebebi nedir?

K.ÖZTÜRK: Mevlana Hazretleri’nin “Ben Kur’an’ın kölesiyim, Hz. Muhammed’in yolunun tozuyum. Kim benden bundan başka bir söz söylerse, ondan da o sözden de o sözü söyleyenden de bizarım” şeklindeki sözü beni çok etkilemiştir. Bundan dolayı Hz.Mevlana’yı, bu söze uygun olarak anlatmanın derdine kapıldım. Kur’an’i hayat yaşamış ve bütün insanların da Kur’ana uygun yaşamasını arzulamış, Mesneviyi de bu düşüncelerle yazmıştır. Ben de bu büyük alimin doğru anlaşılmasına katkı vermeye çalıştım. Gerek Hz. Şems, gerek Hz.Konevi’de Mevlana gibidir.

M.GÜDEN: Hz.Mevlana ile ilgili yanlış anlaşılmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

K.ÖZTÜRK: O dönem insanlarının belki cahilliklerinden, belki fesatlıklarından mütevellit, Hz.Mevlana ve Şems’e atılan çok büyük iftiralar var. Bunlar ahlâka mugayir şeyler. Halbuki hak dostu bu iki zatın zikirden ve hakka erişmekten başka bir gayesi yoktur. ‘Prof.’ Kimliği taşıyan bazı insanların bile günümüzde çıkıp “Mevlana’yı ahlaksız ve Moğol ajanı” gibi gösterme gayretleri son derece üzücüdür.

Edep timsali olan Hz. Mevlana ve gönül dostu Şems’in saatlerce, hatta günlerce bir odada zikre kapıldıkları olurmuş. Bir seferinde, zikir seslerini takip eden hanımı, şehirdeki söylentilerin de etkisiyle kapıdaki delikten içeriyi gözleyip, Mevlana ve Şems’in iki ayrı köşede zikre daldıklarını müşahede eder ve çıkarılan dedikoduların iftiradan ibaret olduğunu ifade eder.

M.GÜDEN: Hz.Hevlana’nın Moğol ajanlığı ile itham edilmesine ne diyorsunuz?

K.ÖZTÜRK: Moğollar cihanı yakıp yıkmaya başladığında, bundan ilk etkilenen İslam belgelerinden biri de Hz.Mevlana’nın ata yurdu Belh ve civarıydı. Çocuk yaşta yurdunu terk etmek zorunda kalan Mevlana Moğolların acımasızlığını, zulmünü çok daha iyi biliyordu. Çünkü o zulümden dolayı yurtlarını terk edip hicrete revan olmuşlardı. Moğollar tarihin seyri içinde Konya’yı da kuşatmaya gelirken Mevlana şehrin nasıl bir yıkıma, halkın nasıl bir zulme düçar olacağını herkesten iyi biliyordu. Sayıca çok büyük olan Moğollarla kılıç kılıça savaşmanın Selçuklu’nun zararına olacağını da biliyordu. Moğolları, kuşatma sırasında vergilerle ve sulh anlaşmalarıyla oyalayarak zaman kazanmak, bu süre içinde de, Moğol askerleri ve aileleri arasında gezici dervişlerle Müslümanlaştırma çalışmaları yapmak istiyordu. Düşmanın ne kadarını kendi dinine çevirebilirse kârdı; kalanlar da o kadar zayıflayacaktı. Önce gönüller fethedilecek, sonra kaleler.

M.GÜDEN: Peki Hz.Mevlana’nın bu planı başarılı oldu mu?

K.ÖZTÜRK: Elbette oldu. Kalpleri İslam’a ısındırma hareketi ile yola çıkmışlar ve üç yol oluşmuştur. Baciyanı Rum, Gaziyanı Rum ve Abdalani Rum sistemi vardır. Baciyanı Rum, yani Anadolu kızları köy köy dolaşıp Müslümanlığı anlatmış. Gaziyanı Rum, yani Anadolu gazileri askerleri fetihler yapmış. Abdalani Rum Anadolu erenleridir, bunlar tasavvufi yolu tercih etmiştir. Mevlana bu yolun bir temsilcisidir. Moğol kuşatması sırasında İslami tebliğler yoğunlaşmıştır. Moğol askerleri ve dağ köylerine iskân edilen aileleri arasında da gizliden gizliye yapılan tebliğler neticesinde, uzun süren kuşatma devrinde önemli bir bölümü Müslüman olmuştur. Müslümanlaşan Moğollar sayesinde, Moğol ordusunun gücü zayıflamıştır.

M.GÜDEN: Osmanlı Devletinin kurulmasına Konya’nın da katkısı var mıydı?

K.ÖZTÜRK: Moğollara verilen aşırı vergiler Selçuklu Devletini zayıf düşürmüştü. Birçok beylik devlete bağlılıktan uzaklaşıp yeni oluşum için harekete geçmişti. Bunlar içinde devlete başkaldıranlar da vardı. Selçuklu Sultanı da, gönüller Sultanı Mevlâna da Kayıboyu’nu gizliden gizliye devlet kurmakla ilgili hazırlamış olabilir. Bunlar akla mantığa uyan şeyler. Edebalı gönül ehli ve Mevlana ile fikir birliği var. Üstelik Osman beyi de geleceği hazırlayan bir bilge insan.  

M.GÜDEN: Kitaplarınızı anlatır mısınız, neler yazdınız?

K.ÖZTÜRK: Konya’da Dini Hayat, Mevlana’nın Tefekkür Dünyası, İsrail İhaneti ve Gazze, Şemsi Tebrizi’nin Evrensel Mesajları, Hz. Mevlâna’nın Evrensel Mesajları (2. Baskı), İbni Arabi’nin Evrensel Mesajları, Hz.Mevlâna’da İlahi Aşk, Hz. Mevlâna’nın Yedi Sırrı, Sadreddin Konevi’nin Evrensel Mesajları, Sultan Veled’in Evrensel Mesajları, Hz. İbrahim’in Evrensel Mesajları, Muhammed’ül Emin Hz. Peygamberin Evrensel Mesajları, Huzur Kapısı, Şebi Arus, Gönüller Sultanı adlı kitaplarım yayınlandı.

M.GÜDEN: Mevlana’daki yedi sır nedir?

K.ÖZTÜRK: 1.Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol, Şefkat ve merhamette güneş gibi ol, Başkalarının kusurunu örtmede gece gibi ol, Hiddet ve asabiyete ölü gibi ol, Tevazu ve alçakgönüllülükte toprak gibi ol, Hoşgörüde deniz gibi ol, Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol şeklindeki yedi öğüdü Hz.Mevlâna’nın yedi sırrıdır. Bu yedi sır adam gibi adamı ortaya çıkaran, insan-ı kâmili ortaya çıkaran en önemli rehberdir.

M.GÜDEN: Çok sorulan bir soru var; Şems’mi Hz.Mevlâna’yı yoksa Mevlâna’mı Hz.Şems’i eğitti?

K.ÖZTÜRK: Bana göre göre Hz.Mevlâna Şems’teki manevi sırrı, gizemli alemi görmüş ve onun bu haline meftun olmuştur. İkisi de birbirini etkilemiş ve ikisi de birbirini eğitmiştir. Birini diğerinden ayrı düşünemiyoruz.

M.GÜDEN: Bunca yıllık ömrünüzde bugün size “Nerede o eski Ramazanlar” dedirten bir şey var mı? Kaybedilen ya da aranan ne var?

K.ÖZTÜRK: Zaman aynı zaman; mekanlarda değişiklik var. Hayatın akışı sürüyor. Bir gün yine 24 saat. İnsanların yaşam tarzlarında bir sıkıntı var. Bunun sebebi imani hassasiyetin zayıflaması mı, sosyal hayat mı düşünmek lazım. Eskiye göre Ramazan hassasiyetlerimizde bir çözülme, zayıflama var. Buna belki de yozlaşma demek daha doğru olur. Mesela benim çocukluğumda kimsenin açıkta oruç yediğini görmezdik. Şimdi açıkça oruç yiyenleri, hatta caddelerde, parklarda sigara tüttürenleri bolca görebiliyoruz. Oruçluya saygı beklerken, ‘oruç tutmayana da saygı göstermek lazım’ gibi bir durumla karşılama abesliğini yaşıyoruz. Teravihlerin de eskisi kadar dolu olmadığını söylemek de mümkün.

M.GÜDEN: Şehirlerin yeni yapılaşmasının kültürümüze katkısı ya da alıp götürdüğü şeyler var mı?

K.ÖZTÜRK: Binaların kabahati yok da; Tanzimat’tan bu yana bir dönüşüm yaşanıyor. Yenileşme anlamı taşıyan Tanzimat’ı başlatanların Müslüman olmadığını görmekle bunu anlayabiliyoruz. Bugünde bu yenileşme, batılılaşma ve batıllaşma olarak ne yazık ki sürüyor. Kur’an’dan başkasını kabul etmeyen, Sünnete karşı olan bir zümre belirdi. Halbuki Kur’an’ı sünnetsiz düşünmek ne mümkün. İkisi birbiriyle ikiz kardeştir, tamamlayıcıdır. Kur’an’ın ilk müfessiri de Peygamber Efendimizdir.

M.GÜDEN: Sohbetimizi bir şiirinizle bitirelim mi?

K.ÖZTÜRK: Elbette. Şanlı yurdumunuz kahraman şehit ve gazileri için kaleme aldığım ‘Yiğitlerimiz Var’ başlıklı şiirimi takdim edeyim;

Ölümden korkmayan, bir milletiz biz,

Yiğitlerimiz var, her ilimizden

Barışla yaşayan, bir devletiz biz

Yiğitlerimiz var, her ilimizden!

Her taşı kaldırsan, şehitler çıkar

Hak için ölürler, hak için bakar

Vatan yapmak için, düşmanı yakar,

Yiğitlerimiz var, her ilimizden!

Tüm Anadolu’dan, Türk’ün boyundan,

Ülke sevgisi hiç, bitmez soyundan,

Gaza ve şehadet, gitmez huyundan,

Yiğitlerimiz var, her ilimizden!

Ülkeleri sular, bizim arkımız,

Şanlı bir milletiz, budur farkımız,

Hak rızası için, döner çarkımız,

Yiğitlerimiz var, her ilimizden!

Ezanlarımızı, dindiremezler,

Bu şanlı bayrağı, indiremezler,

Vatan sevgisini, söndüremezler,

Yiğitlerimiz var, her ilimizden!

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner64

banner50