Geçen hafta toplumumuzu dehşete düşüren ve derinden sarsan iki acı olay yaşadık. Siverek ve Kahramanmaraş’ta, biri 19 diğeri 14 yaşındaki iki öğrenci okullarına silahlı saldırı düzenledi. Bir öğretmenimiz ve dokuz öğrencimiz hayatını kaybederken, onlarca evladımız yaralandı. Saldırganlar da olay yerinde yaşamlarını yitirdi.
ABD’de görmeye alışık olduğumuz okul baskınlarının bir benzerini maalesef kendi ülkemizde yaşadık. Acımız çok büyük. Vefat eden öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Gerçek bir akıl tutulması yaşıyoruz; bu durumu havsalamız almıyor. Kalem tutması gereken eller nasıl olur da pompalı tüfek ve tabanca tutar? Bir insan, daha dün beraber olduğu arkadaşlarına "Kaçış yok!" diyerek nasıl sadistçe kurşun yağdırabilir?
"Tekerlek kırıldıktan sonra yol gösteren çok olur," derler. Bu şiddet olaylarının ardından, yetkin olan olmayan pek çok kimse "atış serbest" diyerek kimi siyasetçileri, kimi öğretmenleri, kimi sosyal medyayı, kimi de anne babaları günah keçisi ilan etti. Toplumdaki kutuplaşmanın bir sonucu olarak bazıları da bu trajediyi, rakip gördüklerini suçlamak için bir fırsat bildi.
Millet olarak her konuda derinlemesine okumadan âlim, yazmadan kâtip olma ve hızla hüküm verme alışkanlığımız var. Olayları irdelerken bir kesim, "körün fili tarif etmesi" gibi sadece kendi durduğu yerden bir suçlu ilan ediyor. Hâlbuki oktan da var, yaydan da var, oku atan koldan da var... Bu tür olaylar çok katmanlıdır ve asla tek bir sebebe indirgenemez.
Dua edelim ki bu tür olaylar yaygınlaşmasın; aksi takdirde sıradanlaşır ve biz duyarsızlaşırız.
Eğitime 41 yılını vermiş birisi olarak şunu söylemeliyim: Öncelikle "öfkeyle kalkıp zararla oturmamak" için soğukkanlı olmalıyız. Bu tür olayların tekerrür etmemesi adına, tüm paydaşların katılımıyla derinlemesine çalışmalar yapılmalı; nedenler ve çözümler üzerinde ciddiyetle kafa yorulmalıdır. Problemin; çocuk, ebeveyn, okul, toplum ve medya olmak üzere çok farklı boyutları olduğu bir gerçek.
Peki, Neler Yapılabilir?
Öncelikle "proje çocuk" anlayışından vazgeçilmesi gerekir. Bugün çocuklarımız, velilerin kendi hayallerini gerçekleştireceği birer "yarış atına" dönüştürülmüş durumda. "Yeter ki zeki, başarılı ve hep en önde olsun; arkadaşına çelme takmış, canını yakmış önemli değil..." anlayışı hâkim. Sonuçta; egosu şişirilmiş narsist ebeveynler ve robotlaşmış çocuklar türedi.
İnsanlara değer vermek bir yana, diğerlerini "böcek" olarak gören taşlaşmış kalpler; kendisini dışlanmış hisseden ve öfkeyi kuşanan hasta ruhlu gençlerin sayısı hızla artıyor. Veliler çocuklarını "kusursuz, en zeki, en yetenekli" olarak görmeye devam ettikçe, bu tür üzücü olaylara daha çok şahit olabiliriz.
Anne ve baba olarak çocuklarımıza her şeyden önce insan olma erdemini, sevgiyi, merhameti, paylaşmayı, kul hakkını ve saygıyı öğretmeliyiz. Tıpkı Abraham Lincoln’ün, oğlunun öğretmenine yazdığı meşhur mektuptaki gibi: