Gün batar usul usul! Kararır gece! Ve saatler sonra gökyüzünde bir canlılık! Yeniden doğar, doğa renklilikle! Yamuk yumuk bir çizgidir hayat; dibine kadar karanlığı, zirveye kadar aydınlığı yaşadığın. Hiçbir şey şairin, Uzun ince bir yoldayım. Gidiyorum gündüz gece! dediği gibi dümdüz ilerlemez. Bazen bir kuş gibi süzülerek uçsuz bucaksız gökyüzünün keyfini çıkarır, bazen ise bataklığın seni dibe çekmesine izin verirsin.
Hayata küçük bir anaokulu öğrencisi gibi okuma yazma bilmeden başlarız. O çocuğun boyama kitabında bulunan; rakamları sırasıyla birleştir ve boya etkinliğindeki gibi adım adım ilerleriz. Her ânı bir cümle olan yaşamı okuyamadan, birbirini takip eden sayıları birleştirmeye çalışırız. Öğrenmeden bunu beceremeyiz ve resim karmakarışık bir hâl alır.
Zamanla tecrübelerin bize kattığı deneyimlerle çevremizi okuyabiliriz. Sırasıyla; bir, iki, üç! rakamlarını birleştirerek güzel bir resmin ortaya çıkmasını umut dolu gözlerle bekleriz. Sonra ise tüm güzelliğiyle renklenmeyi bekleyen bir pencere aralanır karşımızda!
Yoğun bakımda yatan bir hastanın kalp atışlarını gösteren, inip çıkan yamuk çizgilerdir hayatın en anlamlı özeti! Bir korku, bir heyecan! Dümdüz bir çizgi olmaması için dua ederek, zor anlara meydan okuyan! Çünkü düz çizgi hayatın son bulduğunun ve büyük bir hüsranın kapıya dayandığının habercisidir.
Steve Jobs'un; Bazen hayat kafanıza bir tuğlayla vurur; sakın inancınızı kaybetmeyin. dediği gibi hayat bazen birbirini takip eden acılarla boy gösterir. Fatih Sultan Mehmet'in, Ya ben İstanbul'u alırım. Ya da İstanbul beni! sözündeki kararlılık ve inanç sayesinde beş yüz altmış bir yıllık bir destan yazılmış ve Efendimiz (s.a.v)'in hadisine mazhar olmuştur.
Yaşamı bir balık ağı gibi örüp, her ilmeği tek tek işlemekle her şeyin yolunda gidebileceğini bilemeyiz. Hayat hesaplarla yaşanmaz. Bunu öğretme görevi de zamana verilmiştir. Ördüğün ağı okyanusa attığın da bir köpek balığının lime lime edebileceğini düşünemeyiz, buna engel de olamayız. İnanç olmazsa, tamir götürmez yırtık ağlardan geriye, bir harabe kalır.
Hayatı fethetmek için değil, kalbimizle sonsuz inanmak için kapılarımızı aralamalıyız. Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u niçin fethettin? sorusuna; önce o benim gönlümü fethetti! diye cevap vermiştir. Zorluklara göğüs germek için gönülden inanmak gerek. Hz. Ali'nin bu konuda, Bin kapıdan, yüz bin kaleden içeri girebilirsin de küçücük bir gönülden içeri giremezsin! sözü çok da güzel tercüman olmuştur.
Lâkin yamuk yumuk çizgilerle dolu hayatta insan da kendini yüceltmemeli ya da tam tersi küçük de görmemeli! Ne olursa olsun herkes özeldir çünkü! Binaenaleyh, cebinde iki ayrı not taşıyacaksın. Birinde, 'dünyanın merkezi sensin'; diğerinde 'bir hiçsin' yazacak. Kendini bulunmaz Hint kumaşı sanmaya başladığında ikincisini, yaşadığın hayattan zevk almadığında ise birinci notu okuyacaksın. Çünkü hayat, zikzaklarla doludur. Ayak uyduracaksın!
Bu günlerde de tokluktan açlığa bir geçiş yapacağız. Kapımıza dayanmış ve evlerimize onu buyur etmemizi bekleyen Ramazan ayını bereketiyle karşılayacağız. On bir ay boyunca doyurduğumuz karnımızın yerini, bir ay da olsa gönlümüzü doyurmaya çalışmakla geçireceğiz. Şimdiden Ramazan ayımız hayırlara vesile olsun. Feyz almayan gönül, muhabbet dolmayan ev kalmasın. Mutlu bir Ramazan ayı geçirmemiz ve rahatlıkla tutulan oruçlarımızın hayatımıza güzellikler getirmesi duasıyla! Vesselam.