2010 yılında Anayasa değiştirilerek Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) üyelerinin seçimle belirleneceği esası kabul edildi. Amaç, o zamana kadar HSYK'ya hâkim olan yapıyı değiştirmek ve yargıyı kontrol etmekti. Bu amaç ve seçim işi vatandaşımızın da hoşuna gitti, referandumda değişikliğe evet oyu verildi.
Sonrası malûm: 17 Aralık'tan sonra Sayın Başbakan kendi oluşturduğu HSYK'dan paralel yapı'nın HSYK'ya hâkim olduğu gerekçesiyle şikâyet etmeye başladı ve kanun değişiklikleri ile HSYK'nın iç yapısı da değiştirildi.
Seçim işi hoşumuza gitse de bir kısım kurumlara, özellikle yargıya seçimin girmemesi lâzım. Çünkü seçimin girdiği kurumlara siyasetin girmemesi mümkün değil. Nitekim daha ilk seçimlerde hâkim ve savcılarımız kendi içlerinde şucu - bucu diye bölündü. Bu son derece tehlikeli bir gelişmedir. Çünkü hâkim ve savcılar tarafsız olmak, tarafsızlıklarına gölge düşürecek organizasyon ve davranışlardan uzak durmak zorundadırlar. Ama ne yazık ki bu kural hem de bir Anayasa hükmü ile alt üst edildi.
Şimdi önümüzde yeni bir seçim var. Anayasa gereği HSYK üyeleri yeniden seçilecek. Yine listeler ya da adaylar yarışacak.
Yaklaşan HSYK seçimleri öncesi tartışmalar yeniden başladı. Hükümet paralel yapı diye adlandırdığı kesimi HSYK'dan uzaklaştırmak istiyor. Ancak HSYK verilerine göre Türkiye genelinde yaklaşık 12.047 hâkim ve savcı var. Bu sayının yaklaşık üçte birinin Gülen cemaati ile ilişkisinin olduğu tahmin ediliyor. Rakam biraz abartılı gelebilir. Ancak AKP hükümetinin göreve geldiği günden itibaren hâkim savcı alımlarında, özellikle mülakat imtihanlarında Gülen cemaati mensuplarını kayırdığı, daha açık bir ifadeyle cemaatçi olmayanların hâkim savcı yapılmadığı çok konuşuldu. Bu iddia doğru ise sayı hiç de abartılı değil.
Aldığımız duyumlara göre bu veriler karşısında Adalet Bakanlığı ne yapacağını bilemiyor. Çünkü seçimlerde blok halinde oy kullanacak 4.000 tane cemaatçi hâkim savcı olduğu tahmin ediliyor. Kalan 8.000 kişinin bir kısmı CHP'ye bir kısmı MHP'ye bir kısmı ise AKP'ye yakın isimlerden oluşuyor. Tarafsız ya da başka görüşlerden olanlar da var. Bu durumda Bakanlığın AKP'li isimlerden oluşan bir lise ile seçime girmesi halinde (ki Bakanlığın liste çıkarması son derece yanlıştır) cemaat mensuplarının HSYK'yı ele geçirme ihtimali çok yüksek.
Bu durumda Bakanlık özellikle MHP'li hâkim savcılardan destek almak zorunda. Ancak bu desteği ne kadar alabilir belli değil. Çünkü bu zamana kadar hükümet tarafından dışlanan ve etkili görevlere getirilmeyen MHP'li hâkim ve Savcılar hükümete karşı tepkili. CHP'li üyelerden ise hiç ümit yok. Zira Anayasa değişikliği CHP zihniyetini HSYK'dan uzaklaştırmak için yapılmıştı.
Gelinen nokta hükümet açısından hiç de iç açıcı görünmüyor. Ama daha da önemlisi bu durum Türkiye açısından çok tehlikeli! Zira siyasetin hiç girmemesi gereken bir kurum olan yargı, boğazına kadar siyasete batırılmış durumda.
Peki, çözüm ne olmalı?
Seçim işinden derhal vazgeçmek gerekiyor. Bizim teklifimiz özetle şudur: Belli şartları taşıyan (yaş, kıdem vs.) hâkim ve savcıların HSYK üyeliği için müracaatları alındıktan sonra kur'a ile kimin üye olacağı belirlenmelidir. HSYK üyelerinin görev süresi iki yıldan fazla olmamalı, görevi biten kürsüye geri dönmeli ve on yıl süre ile tekrar üye olamamalıdır.
Bu çözüm yargıyı siyasallaşmaktan kurtaracaktır. Çünkü her görüşten hâkim - savcı HSYK üyesi olabilecektir. Görev süresi kısa olduğu için olay kolay hiçbir üye başkasına haksızlık yapmayı düşünemeyecektir. Çünkü iki yıl sonrasını hesap etmek zorunda kalacaktır. Böylece HSYK belli bir görüşün ya da partinin temsilcisi değil, adaletin temsilcisi haline gelecektir.
Görev süreleri kısa olduğu için kişiler değil kurum ön plâna çıkacak, keyfiliklerin yerini kurumsallaşma alacaktır.
Kuvvetler ayrılığı ilkesini yürekten benimseyen bir iktidarın yapması gereken budur. Ancak yargıya hükmetmek isteyen bir iktidar için böyle bir çözümün düşünülmesi bile mümkün değildir.