Seçimin ardından hükümet henüz kurulamasa da makam, mevki, görev yarışı şimdiden başlamış durumda.
Seçim sürecinde milletvekili adayları ile çalışan, arkalarında koşanlar, beklenti içinde elleri ovuşturmaya başladı.
"Benim aday vekil oldu"diyen heyecandan neredeyse kırk takla atacak.
Heyecanı vekil olmasından değil, bizde o vekil üzerinden ne kadar geçiniriz düşüncesinden.
Sosyal medya bu anlamda bize ışık oluyor.
Vekilin rozetini takan, çiçek veren, Meclis'e beraber giden, hayırlı görevlerde bulunulması için dua eden... çekiyor fotoğrafını sosyal medyada paylaşıyor.
Bir anlamda şunu göstermek istiyor;
"Biz bu vekille bir yola çıktık, kazandık yine birlikte çalışacağız..."
Ya o vekil üzerinden düşündüğü çıkar hesapları!
Bunları açıkça söylese ahlaksızlık olur ama verdikleri görüntülerle zaten bunu ortaya koyuyorlar.
Kiminin derdi danışmanlık, kiminin derdi bürokratlık, kiminin derdi iş, kiminin derdi il başkanlığı, kiminin derdi ihale...
Bu anlamda kimse alınmasın. Ama Türk siyasetinin genel yapısı bu.
Mühür kimde ise Süleyman odur.
Süleyman'ı bulan şimdi yağlı ekmek kapma yarışında. Ekmeği yerler mi bilinmez fakat yaptıkları yapmacık davranışlarla kafalarındaki düşünceleri de çok fazla gizleyemiyorlar...
Diğer yandan burada milletvekillerine büyük iş düşüyor. Seçim süreci öncesinde veya sonrasında; "Benim arkamda koşturdular, her türlü desteği verdiler..." düşüncesiyle vizyonu düşük, devlet bürokrasisinden anlamayan, işinin ehli olmayan insanlara bir görev verme ya da alacakları görevde aracı olma rolüne girmemelidir. Çünkü işin sonunda ortaya çıkan beceriksizliklerde yine kendileri mahcup olacaktır.
Milletvekilliği sürecinde her vekil kendi çalışma ekibini oluşturacaktır. Bizim kiminle nasıl çalışacağımız noktasında söz söylememiz haddimize değildir ama uyarıda bulunmakta yarar vardır.
Başarılı bir Meclis performansı ortaya koymak isteyen vekiller bu uyarıyı dikkate almalıdır. Başarı bir ekip işiyse, başarısızlıkta o ekipten çıkacaktır.
Bu anlamda Sultan Abdülmecit ile Serasker Mütercim Rüştü Paşa arasında geçen şu hikaye bu anlamda oldukça düşündürücüdür;
Sultan Abdülmecit, pek beğendiği yaveri, Binbaşı Şerif Ağa'yı ödüllendirmek amacıyla, terfi ettirmek ister:
― Paşa, der seraskerine, Şerif Ağa'yı miralay yaptım; gereken işlemleri yaptır.
Seraskerin yüzü ekşir. Padişah, Şerif Ağa'nın yöneteceği birliğin asker sayısının, o konuda yetişmiş olmasının ne derece önemli olduğunu düşünmemiştir. Miralay, bugünkü albay rütbesidir ve askerî rütbe sıralamasında arada, o devirdeki adıyla kaymakamlık, yani yarbay rütbesi vardır. Şerif Ağa, yarbay olmadan albay olacaktır. Devlet geleneğinde, askerî disiplinde böylesi bir terfi, padişah tarafından istense bile, uygun görülecek bir ödül değildir.
― Sultanım, der Mütercim Rüştü Paşa, Şerif Ağa sayenizde miralay da olur, livada; ancak rütbeleri sırasıyla almalıdır. Rütbe atlatmak uygun değildir. Önce kaymakam olması gerekmektedir.
Terfiyi isteyen padişahtır; bir küçük işaretle kendisini görevden, hatta canını bedeninden alabilecek mevkidedir.
Serasker, taviz vermez.
Olayın üzerinden kısa bir süre geçer. Sultan Abdülmecit yine,
― Paşa, der Mütercim Rüştü Paşa'ya, Şerif Ağa'yı miralay yaptım; gereken işlemleri yaptır.
Seraskerin tavrında bir değişiklik yoktur:
― Sultanım, der; Binbaşı Şerif Ağa, sizin sevginiz sayesinde miralay da olur, livada; ancak rütbeleri sırasıyla almalıdır.
Bu konuşmanın aralarında kaç kez geçtiğini vakanüvisler yazmamış.
Mütercim Rüştü Paşa görevden alınmıştır; ancak, kendisinin serasker olduğu dönemde, böyle bir terfi yapılmamıştır.