Hangi insan sever acılarını?
Kim sever acı çekmeyi?
Dahası insan diyebildiğimiz, akıl sahibi, eşref-i mahluk olarak nitelendirilen hangi yaratılmış, bir başkasının acı çekmesini isteyebilir?
'Öldürmeyeceksin' diye emredilmesine rağmen, kim hangi cüretle onlarca insanın bir çırpıda ölümüne vesile olabilir?
Yazacak kelime, söyleyecek söz bulmakta zorlanıyor bazen insan.
Acı ne kadar büyük bir şey...
Üç harften ibaret olup, tüm hurufatı tarumar edecek kadar büyük etkileri olan bir kelime.
Tarifi yok!
Dağlıca'nın dağladığı yüreklerin sayısı çoktan haddi aştı.
Bugün nefretimiz de haddini aştı.
Önceki gün akşam saatlerinde başlayıp gün boyu devam eden çatışmalarda kaç şehit verdiğimiz kesinlik kazanmadı.
Dağlıca kara kutu gibi. Tüm kilitleri çözecek yer sanki. 2007 yılında 12 askerimizin; 2012 yılında 8 askerimizin şehit düştüğü bölgede son bir günde meydana gelen olaylarda kaç şehidimiz olduğunu bilmiyoruz.
Bir şeylerin yanlış gittiği anlaşıldı artık. Anlaşıldı da biraz geç kalındı. Adına çözüm süreci denilen süreçte her ne kadar ülkemizin doğu bölgesindeki silahlar susmuş olsa da, bu suskunluğun hayra alamet olmadığı da artık zihinlere kazındı.
Ülkeyi yönetenlerin itirafları da aldığımız şehit haberleri kadar acıydı. Çözüm sürecinde bölücü terör örgütünün sessizliğinin hayra alamet olmadığını acıdır onlar da itiraf etti.
Devlet, milleti içindir. Milleti için zalime yavuz, mazluma yunus olmakla mükelleftir...
Cennet mekan 2. Abdülhamit Han, ne de güzel demiş: Hak isteyenin hakkını verin. Baş kaldıranın başını kesin.
Şimdi bu söz üzerine düşünmek lazım.
Hak mı istiyorlar?
Şayet hak isteniyorsa, ortada bir haksızlık olması gerekir. Kime ne haksızlık yapılıyor da bu kadar haince ve kalleşçe pusular kurulabiliyor?
Haksızlıksa adını hak aramak koyup, bunun arkasına sığındıktan sonra ülkemizi birbirine karıp karıştırmaya çalışanların yaptığıdır haksızlık.
Sonra bakıyorsunuz, bir haksızlık göremediğiniz için şu yargıya varıyorsunuz: Baş kaldırıyorlar...
Baş kaldıranların başını kesmek de bu milletin bekası için var olan devletin boynunun borcudur.
Ya devlet başa, ya kuzgun leşe!
Anaları ağlatmaya kimsenin hakkı yok! Allah kimseye böyle acılar yaşatmasın. Hep söylerim. Yine söylüyorum. Siz bir şehidin cenazesine gitmediyseniz, bir şehit anasının yürek dağlayan feryadına şahit olmadıysanız, bir şehit evladının masum bakışlarında içinde kopan fırtınaları görmediyseniz, yaşanan acıları anlayamazsınız.
Bugün kelimelerin içi boşalmış durumda. Anlamlarını tamamen yitirmişler.
Beyhude sözlerin, beylik lafların hiçbir anlamı yok. Dağlıca'da yaşananları kimse ifade edemez. Kimse bu durumu açıklayamaz.
Acı itiraflar da bu acıyı örtbas edemez. Acılar, ne yazık ki acı gerçeklerin gün yüzüne çıkması ile ortadan kaybolmuyor.
Milletin bu raddeden sonra beklentisi ve isteği hainlerin temizlenmesi, ülkenin huzur ve refah ortamına kavuşması, akan kanın durdurulması için gereken neyse yapılmasıdır.
Bu kadar şehidin ahı öldürmez, süründürür insanı...