Vücudun savunma mekanizması olan bağışıklık sisteminin, doğası gereği virüs, bakteri ve toksinleri "yabancı" olarak tanımladığını ve onları yok etmek üzere optimize edildiğini belirten Medicana Sağlık Grubu İç Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Ömer Akyürek, bu karmaşık savunma ağının bazen moleküler bir hata sonucunda kendi dokularını da yabancı algılayarak saldırıya geçtiğini söyledi. Tıpta otoimmünite olarak adlandırılan bu durumun vücudun kendi öz kaynaklarını hedef almasıyla sonuçlandığını vurgulayan Doç. Dr. Ömer Akyürek, son yıllarda kliniğe başvuran hasta profillerinde dikkat çekici bir değişim yaşandığını aktardı. Yaşanan tabloyu değerlendiren Akyürek, "Bu sorunlar artık sadece enfeksiyonlar veya klasik metabolik sorunlarla değil, vücudun kendi içinde başlattığı 'sessiz bir iç savaş' ile karakterize olan, karmaşık ve sistemik otoimmün tablolarla kendini gösteriyor" ifadelerini kullandı.

BAĞIŞIKLIK MEKANİZMASI KENDİ DOKULARINI DÜŞMAN SAYAN BİR YAPIYA DÖNÜŞEBİLİYOR

Dünyadaki 3. vaka: İki rahimden de bebek dünyaya geldi
Dünyadaki 3. vaka: İki rahimden de bebek dünyaya geldi
İçeriği Görüntüle

Bağışıklık sisteminin normal şartlarda kendi dokularını tanıyıp onlara tolerans göstermek üzere eğitildiğini ifade eden Doç. Dr. Ömer Akyürek, bu tolerans mekanizmasının bozulmasıyla düzenleyici T-hücrelerinin görevini yapamaz hale geldiğini aktardı. Üretilen oto-antikorlar nedeniyle eklemler, cilt, tiroit bezi ve sinir sistemi gibi sağlıklı dokuların düşman muamelesi gördüğünü belirten Akyürek, "Etkilenen bölgeye göre çeşitlilik gösteren kronik inflamasyon ve doku harabiyeti görülür. Bu durumun klinik yansıması, teşhis edilmesi bazen yılları bulan 'multi-sistemik' belirtilerdir. Yorgunluk, açıklanamayan ağrılar, eklem hassasiyeti ve sindirim sorunları, sistemik bir inflamasyonun öncü işaretleri olabilir" uyarısında bulundu. Otoimmün hastalıkların artışında genetik yatkınlığın bir anahtar olduğunu ancak tek başına yeterli bir açıklama sunmadığını dile getiren uzman isim, karşı karşıya kalınan durumun modern hayatın etkileriyle şekillenen çok faktörlü bir tablo olduğunu belirtti.

MODERN YAŞAM TARZI VE ÇEVRESEL FAKTÖRLER TETİKLİYOR

Bağışıklık sisteminin dengesini bozan unsurlara değinen Doç. Dr. Ömer Akyürek; aşırı sterilizasyon, çocukluk çağında enfeksiyonlara maruziyetin azalması ve rafine şeker ile işlenmiş gıdalarla dolu modern beslenme biçiminin bağırsak bariyerine zarar verdiğini dile getirdi. Endüstriyel kimyasallar, mikro plastikler, ağır metaller ve kronik psikolojik stresin yanı sıra kapalı alanlarda fazla zaman geçirilmesine bağlı D vitamini eksikliğinin de bu süreci hızlandırdığını kaydeden Akyürek, "Bu endokrin bozucular, sadece hormon dengemizi değil, aynı zamanda bağışıklık hücrelerimizin sinyalizasyon yollarını da bozuyor. Sistem, uzun süreli bir kafa karışıklığı yaşıyor" dedi.

BÜTÜNCÜL TEDAVİ YAKLAŞIMI VE YAŞAM TARZI DEĞİŞİMİ ŞART

Otoimmün yanıtın durdurulmasında yalnızca semptomları baskılayan ilaçların yeterli olmadığını, sistemi tekrar eğitmeyi ve yatıştırmayı hedefleyen bütüncül yaklaşımların öne çıktığını vurgulayan Doç. Dr. Ömer Akyürek, "Bağışıklık sistemimiz bir düşman değil, bir aynadır. Kendimize yaptığımızın bir yansıması olarak, dış dünyayla kurduğumuz ilişkiyi yeniden düzenlemek, bu kendine saldırı sürecini durdurmanın anahtarı olabilir" değerlendirmesinde bulundu. İnflamasyonun kaynağını bulmanın, mikro besin desteği sağlamanın ve stres yönetimini biyolojik bir zorunluluk olarak görmenin tedavi sürecindeki önemine dikkat çeken Akyürek, vücudun verdiği uyarılara karşı hassas olunması gerektiğini belirterek "Eğer kendinizi sürekli yorgun, huzursuz ve doğru çalışmıyor gibi hissediyorsanız, bu semptomları geçiştirmeyin; çünkü vücudunuzun dili, bazen bağışıklık sisteminin verdiği bu sessiz tepkilerle konuşur" açıklamasını yaptı.

Kaynak: İHA