Türkiye’deki bürokrasiyi bilirsiniz...
Egosu yüksek, vurdumduymaz, kendini beğenmiş, görmedim, duymadım, bilmiyorum...
Ruh hali içinde...
İstisnaları vardır ama onlar da kaideyi bozmaz...
Aslında tüm bu özellikler bir hastalık.
Hastalık ise Osmanlı’nın çökmeye başladığı 19. yüzyılda bulaştı...
Aradan bir asır geçti hale bürokratlar bu illet hastalıktan kurtulamadı...
Devletin şefkatli ellerini milletle buluşturmak yerine, devleti milletten kopardılar...
Milletin devleti bir öcü gibi görmesini sağladılar...
İnsanlar bir müdür görse “siz devletsiniz, başımızın tacısınız” diyerek hürmet etmeye başladı...
Hürmet öyle bir noktaya geldi ki en üst düzeyde ilgi, alaka gösterildi, iltifat dolu sözler söylenmediği zaman barut olup patlamaya başladılar...
Bir patlamada Bartın da yaşandı...
Bartın Valisi Bülent Savur, Saadet Partisi'ni ziyarete gidiyor.
Kendisini kapıda İl Başkan Yardımcısı karşılıyor...
Vay anam beni nasıl İl Başkanı karşılamaz egosuyla başlıyor yaygaraya...
"Ben cumhurbaşkanının temsilcisiyim bu memlekette, beni yardımcı karşılayamaz. Protokolü öğrenin" sözleri havada uçuşuyor...
Eğer kendisini başkan yardımcısının karşıladığını bilseymiş, gelmeyecekmiş...
Ye kürküm ye misali, Vali ziyareti mevki için yapıyor...
Diğer yandan Vali, İl Başkan Yardımcısı’nın teşkilat mensuplarını tanıtması üzerine yine sinirleniyor. İl Başkanı Ünal Yurtbay'ı uyararak, “Efendim siz varken konuşmak başkasına düşmez. Eğer böyle devam edecekseniz. Ben burayı terk ederim” sözlerine başlıyor...
Kalk git be... diyen de yok!
Bu kadar da egosu yüksek bir vali olur mu?... Herhalde valiliği sonradan gördü...
Şimdi gel bu valiye saygı duy... Tabii ki Vali’ye saygımız vardır ama adam olana! Adamlık ise nitelikle kazanılır, Vali olmakla değil!
Bu olaydan sonra Bartın halkı Vali’ye hürmet ve iltifatını daha fazla yapacaktır. Kurum ve kuruluşlar tam kadro kapı önünde Vali’yi karşılayacaktır. Karşılamayan fırçayı yiyecektir!...
Yazık vallahi yazık! Egolu bürokratlarla işimiz gerçekten çok zor!
Ama bilmiyor ki makam ve mevkinin geçici olduğunu!
Bugün fırçayı atan zat, yarın Vali makamında olmayacak. O da halkına bağırıp çağıran, ezen karunlar, firavunlar, zalimler gibi hesap vermeye gidecek. İşte o zaman rüyadan uyanacak ama pişmanlık fayda etmeyecek...
Bu açıdan Halife Harun Reşid’in şu hikayesi ders niteliğindedir:
Bağdat kırlarında çevresiyle birlikte geziye çıktığı sırada ağaç altında uyuyan bir adamı görür ve yanındakilere:
–– Şu Adamı uyandırın, otların arasında çıkan bir yılan onu sokup öldürebilir der.
Hemen uyandırılan adam bakar ki karşısında Harun Reşid var.
–– Sultanım neden uyandırdınız. Rüyamda padişah olarak seçilmiştim tahtımda oturmuş çevreme ne güzel emirler veriyor, hizmetçileri koşuşturuyordum…
Harun Reşid rüyada padişah olan adama gülerek:
–– Efendi uykudaki padişahlıktan ne olur ki işte böyle gözlerini açınca padişahlık falan kalmaz
–– Adam cevap verir: Sultanım padişahlığım gözümü açınca yok olup gitti, seninki de gözünü kapayınca yok olup gidecek aramızda büyük bir fark mı var sanki?
Bu sözle saltanat gafletinden uyanan Halife, bundan sonra her fırsatta tekrar ettiği söz hep aynı olmuştur: Ey harun gözünü kapayınca yok olacak saltanatına sakın güvenme...