Vaizlerin cezaevi hatıralarına dair mülahaza

Abone Ol

Bugün ister kader kurbanı diyelim isterse hak ettiği için ettiğini buldu diyelim cezaevlerimiz çeşitli suçlardan bir araya gelmiş insanlarla doludur. Bu insanların hapisten çıktıktan sonra toplumun başına sıkıntı olmamaları için onlara bir meslek kazandırmak, hayata hazırlamak adına hükumet yetkilileri ve cezaevi yetkilileri bir araya gelerek çeşitli organizasyonlar düzenlemişlerdir. Bu etkinliklerden biri de Diyanet İşleri Başkanlığıyla Adli makamların yaptıkları anlaşma gereği vaizlerin ceza evlerine giderek mahkumlarla konuşmaları, davranışlarıyla, sıcak ve samimi yaklaşımlarıyla ümitsiz olan insanları hayata döndürmeyi gaye edinmeleridir. Elimdeki kitap bu konu üzerinedir.

Cezaevi Vaizleri Hatıraları, Türkiye Diyanet Vakfı tarafından 1Aralık 2022 yılında Ankara’da basılmıştır. Kitap 172 sayfadan ibaret olup, küçük boy ve karton kapaklıdır. Amaç, kişilerin suç işlemeden önce onları bu işten vazgeçirebilmek.

Kitapta mahkumların adları ve vaizlerin adları değiştirilerek orada yaşanmışlıklar ve hayata döndürülen, bir meslek sahibi olanlar ve mahkûmiyet sonrasında yeniden doğan kişiler anlatılmakta, onların duygu ve düşüncelerinin hayata bakış açılarının olumlu bir şekilde değiştiği ifade edilmektedir.

Sevgili okurlarım, duvarların arka tarafında da bir hayat olduğunu hatırlatan parçaları gelin birlikte okuyalım. Ola ki sizler de bir şeyler yaparak suç işlenmeden önce felaketlerin önüne geçmede bir nebze dahliniz olur.

Din eğitimi ceza evlerinde mahkumlar üzerinde olumlu bir etki yaratıyor ve en sert tabiatlı kişiler dahi yumuşuyor ve ümitvar oluyorlar: “Cezaevinde din eğitimin mahkumlar üzerinde olumlu bir etkisi görülüyor. Hoca mahkumların kaldığı koğuşta "Allah kurtarsın" diyerek sohbete başlıyor. Mahkumlardan birisi "Hocam dua et de kurtulalım!" diyor. Hoca, hep birlikte dua edelim, diyor. Sonra namaz vakti gelince, birlikte namaz kılma teklifinde bulunuyor. Mahkumlar seve seve namaza iştirak ediyorlar. Cemaatle kılınan namazın ardından hocanın ettiği duaya hep birlikte amin diyen mahkumların yüzleri gülüyor, gerginlikler ortadan kalkıyor. (s.13 vd.)

İkinci gün bahçede kılınan namaza diğer koğuşlardan da katılanlar oluyor. Başka koğuşlardan da namaz kılmak ve kuran okumak isteyenler çıkınca üç kısımda da namaz kaldırmaya başlıyor. Her namazın ardından okunan Kuranı Kerim ve Peygamber Efendimizin hayatından anlatılan kıssalar mahkumların gönüllerindeki boşluğu dolduruyor. Onların Kuran öğrenme isteklerine karşı bir yatakhane dershane haline getiriliyor. Ayrıca hocanın avluda mahkumlarla birlikte yürümesi ve sohbet etmesi, çeşitli sorulara Kuran ve sünnet çerçevesinde cevaplanması dini eğitime meyli arttırıyor. Salıverme yasasının kapsamı ve genişletilmesi beklentisinin gerginliği yerini hissedilir bir sükunete bıraktı. Yasanın netleşmesi ve tahliyeleri gerçekleşmesi zarfında yaklaşık 500 kişinin kaldığı bu üç kısımda kayda değer bir asayiş olayı yaşanmadı. (s.17 vd.)

Hoca, selamlaşmanın bile insan hayatında ne kadar etkili olduğunu bir hatırayla anlatıyor: " Bir keresinde maltada (avlu veya koridor) çay dağıtmakla görevli ve daha önce sadece selamlaştığımız bir hükümlü, her sabah yaptığım gibi kendisine selam verdiğim sabahların birinde beni durdurup: Hocam, sabah olup ceza evine gelmenizi dört gözle bekliyorum. Sizinle selamlaştıktan sonra içim huzurla doluyor ve o günüm çok güzel geçiyor." deyişi göstermektedir ki din görevlilerin ceza infaz kurumlarındaki varlığı dahi birçok hükümlü ve tutuklu nezdinde büyük bir değer ifade etmektedir. (s.19 vd.)

Cezaevindeki dini telkinler ve yaklaşımlar, toplumun dışladığı bu insanlar arasında birlik ve dayanışma ruhunu arttırıyor. Bunu benimseyen mahkumlar serbest kaldıklarında koğuştaki arkadaşlarının dine ve Kur’an eğitimine sıcak bakmalarında etkili oluyor. Cezaevinden çıktıktan sonra dini uygulamadan memnun kalan mahkumlar arkadaşlarına mektup yazarak telkinlerde bulunuyor: “Bir merhabaya kim kayıtsız kalır ki. Cezaevi vaizi Muhammed, terör koğuşunda pek sıcak karşılanmaz. Koğuşun lideri mahkumları baskı altında tuttuğunu söyleyen vaiz, dini konulardan bahsetmemek şartıyla içeri alınıyor. Merhabalar ilerledikçe yavaş yavaş yaklaşıyorlar, lakin bire bir görüşmeye izin vermiyorlar. Bir tek Ali adında bir mahkûm ile bire bir konuşabiliyor. Bir müddet sonra lider baskısından o da bırakıyor. Ali tahliye olduktan sonra dışarıda tesadüfen karşılaşan hoca oturup bir çay bahçesinde çay içiyorlar. Durumdan memnun kalan Ali, Cezaevi arkadaşlarına mektup yazarak öğrendiklerini kendini mutlu ettiğini, din konusunda bilmediklerini öğrendiğini belirtiyor. Bunu üzerine koğuşa yeni gelenler hoca ile görüşmek isterler. Hoca da onlara lazım gelen dini bilgileri kaynağından öğretmeye başlıyor ve sorularına cevap vermeye çalışıyor. Teröristleri önce dinleyerek onlara insan olarak yaklaşıyor ve yumuşak bir üslup kullanıyor. (s.24 vd.)

Uyuşturucu satmaktan cezaevine düşen Ömer, babasını öldürmenin caiz olup olmadığını hocaya soruyor. Babasıyla olan bir tartışmada baba silahını kapıp ateş ediyor, anne çocuğunu korumak için üzerine kapanıyor ve çıkan kurşuna hedef oluyor. Ömer annesinin kendini feda edişini unutamıyor, babasını öldürebilmek için aynı ceza evine naklini dahi istiyor. Hoca telkinleriyle Ömer'i vazgeçirebildi mi bilemiyor ama her cinayet haberinin ardından o olmadığını duyunca derin bir oh çekiyor ve telkinlerinin faydalı olduğunu düşünüyor. (s.38 vd.)

Vaize Münevver Serim Eser, Gülsüm Teyzeye namaz sürelerini ve dualarını ezberletiyor ve namaz kılmasını öğretmiş. Açık cezaevine nakli için talepte bulunmuş, para biriktirmek için çalışmaya başlamış. Kendi elinin emeğini yemenin tadına varmış. Zamanı gelince nakil için işlemler tamamlanmış. Münevver hoca onu otogara götürmüş. Yolda giderken etrafına bakınmış ve özgürlüğün mis gibi koktuğunu ifade etmiş. Demek ki özgürlük mis gibi kokabiliyormuş. (s.50 vd.)

Cezaevi bir mektep vazifesi görüyor. Açılan kurslarla mahkumlar hayata tutunmayı öğreniyor. Mustafa Yılmaz Hoca cezaevinde liseden mezun olmuş Oğuz adlı bir gencin kaderine dokunuyor. Ona, olmuş şeyleri sürekli dert etmemesini, bu sıkıntıların misafir gibi gelip geçeceğini, zamanı iyi değerlendirerek faydalı işler yapmasını öneriyor. Kuranı Kerim ve imamlık öğreniyor ve koğuşun müezzini ve imamı oluyor. Ön lisansını tamamlıyor, ayrıca aşçılık ve beraberlik kursuna devam ederek sertifikasını alıyor. Dışarı çıkınca hayatını idame ettirecek iki meslek sahibi oluyor. Oğuz tahliye edildiğinde dikey geçişle İlahiyat Fak. devam ediyor. Aşçılık mesleğinde otellerde iş bularak harçlığını çıkarıyor. Kendisine bir hedef belirlemiş: Ceza evi vaizi olmak. Bittim ben, mahvoldum diyerek umutsuzluğun girdabında olan Oğuz gitmiş yerini başka insanların kaderine dokunan, umut aşılamak isteyen bir delikanlı gelmişti. (s.58 vd.)

Muhammed Süleyman Gündüz, Çocuk ve Gençlik Cezaevinde bir yıllık vaiz.

Cezaevi...sınırları koca koca duvarlarla çevrili, avluları derin duygularla gizli, git ve gel yüz adım hesaplı, şiirlerle, anılarla bezeli, özlem, hasret taşıyan, vuslat bekleyen yüreklerin, kadınların, çocukların, erkeklerin kilitlendiği garip bir yer işte... Sadece bedenlerin değil, duyguların da hapsedildiği bir mekân...

Yargının verdiği karar neticesinde onların başında bekleyen, nöbet tutan, onları idare eden yöneticilerin orada olanların hatalarına bakmadan yeniden onları kazanmak için çırpındığı yer buralar... Müdürü, öğretmeni, baş memuru, sosyal çalışmacı, psikoloğu, hemşiresi ve cezaevi vaizi ile yeniden onları hayata döndürmek için uğraş verilen bir mektep burası.

Burada tiyatro, resim, müzik, halk oyunları, terzilik gibi 40’ın üzerinde kurs var. Muhammed hoca da bir ilahi korosu kuruyor. Afganlı Hüseyin’e Hacı Bayram Veli’nin bir ilahisini ezberlettiriyor ve kandil gününde okutturuyor. Hırçın olan Hüseyin herkesin sevgisi ve güvenini kazanan bir birey oluyor. (s.62 vd.)

Empati kurmak önemlidir: Bir mahkûm için mahrumiyetlerin en büyüğü, ana babadan, yardan, aileden, sevdiklerinden, eş ve dostlardan uzak bir şekilde demir parmaklarının ardında hayatını sürdürmektir. Bir cezaevi vaizinin en önemli sorumluluklarından biri de ilgi ve sevgi yetimleri olan mahkumlara şefkat göstererek umutla yaşama tutunmalarını sağlamaktır. Suça karışmış kimselerin hayatlarındaki en temel eksikliklerin biri de empati eksiğimiz. Mahkumlarla kurulan candan bir iletişim sayesinde kimse ile paylaşamadıkları en mahrem konuları bile cezaevi vaizleriyle paylaşabilmektedirler. (s.71 vd.)

Birebir görüşmeyi bir arkadaşının vasıtasıyla kabul eden Ergin' i hoca zor da olsa ikna eder ve ümitsizliğini kırar. Onu dinler ve sıkıca sarılır, anlatmaya başlar. Cezaevinde her gün vukuatı olan Ergin derslere devam etikten sonra hiçbir sıkıntı çıkarmadan yaşamaya devam etti. Kendisinde olan değişikliği şöyle ifade ediyordu. “Ben Rabbimi buldum ya, içerisiymiş dışarısıymış hiç önemli değil artık. Asıl özgürlüğüme Allah'ın beni affetmesine inanarak hayatımı büyük bir heyecan içerisinde özgürce yaşıyorum.” (s.78 vd.)

Vaize Ümmü Gülsüm Çokyürür, koğuşunda iki kadını kendi özgür istekleriyle İslam dinine girmelerini sevincini mahkumlarla birlikte yaşıyor. (s.81 vd.)

Hocam ben kan görmek istiyorum.” Ayşenur Altınkaynak Balkan, kadın mahkumlarla tanışıyor, kimilerini de daha önce görmüş. Aslı daha önce uyuşturucu bağımlılığından hüküm giymiş, tahliye olduktan sonra satıcılıktan tekrar içeri girmiş. Aynı koğuşta Zeynep diye çok yaşlı bir kadın da aynı suçtan tutuklanmış, kocası ve oğulları da uyuşturucu satmaktan tutukluymuşlar. Ayşenur bu insanlara nasıl muamele edeceğini bilemiyor. Ramazan boyunca mukabele okuyor, hafızlığa çalışan hanımların derslerini takip ediyor. Mukabeleden sonra bir genç kız; hocam ben kan görmek istiyorum. Birilerini kesmek, öldürmek istiyorum. Bunları yapamasam kendimden bir yerleri kesiyorum. Ben ne yapayım?” demiş. Bu kızı bir kenara çekerek uzun uzun nasihat etmiş. İnsanın çok değerli bir varlık olduğunu, kendisine zar vermesinin de günah olduğunu ayetlerle izah etmiş. O günden sonra kız bu tür sorularla karşısına çıkmamış.

Ramazan ayı sonunda kurumda topluca iftar vermişler. Hafızlığa çalışanları taltif etmişler. Daha sonra Kur’an-ı Kerim okuyanların sayıları artmış, sadece namaz kılmak isteyenler de olmuş. Bu insanlara namaz surelerini ve namazın nasıl kılınacağını öğretmiş. Tuba Kur’an öğretimine karşı sert çıkmış. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra kendiliğinden Kur’an okumayı öğrenmek için dilekçe vermiş. Terör olaylarından sonra yaralanarak hapse düşen Elif, en duyarsız ve dine karşı tavırlı olan arkadaşlarını bile sohbete katıyor. Sonunda bu gençlere dini asıl kaynağından öğreterek onları topluma kazandırmaya çalışıyor. Elif Anne babasına Kur’an okuduğunu söyleyince ailesinin sevincini hocasıyla paylaşıyor. (s.96 vd.)

Hasan Tekin ve Kadir Güneş Hocalar, İbrahim nusuh tövbesinde hapisten çıktıktan sonra dini bir hayat yaşadığını terzide kocasını şikâyet eden bir kadından öğreniyorlar. İbrahim, aile ilgisinden ve sevgisinden mahrum kaldığı için sevgiyi dış ortamda aramış, yanlış kişilerle ilişki kurmuş ve netice suça bulaşmış ve mahkûm olmuş. Dine karşı çok mesafeli olan bu insanların dini bir terbiye ve telkinlerle nasıl değişebileceğini gözlemliyorlar. (s.123 vd.)

Cezaevinde annenin suçunun cezasını çocuklar da çekiyor. Cezaevinde dünyaya gelen çocuklar, güneşe, gökyüzüne hasret kalıyorlar. Hep dışarıda geçirecekleri günlerin hayalini kuruyorlar. Fatma Melek Karabulut Hoca da hapishanede pek çok kişinin hayallerini, umutlarını paylaşıyor ve onlara destek oluyor. Boncuk gözlü anaokuluna giden bir kızın annesi; “Hocam bir her gün kızımla hayal kurma oyunu oynuyoruz. Yatmadan önce dışarıda neler yapmak istersek gözlerimizi kapatıp onu yapıyor gibi hayal kuruyoruz.” diyor. Bedenler dört duvar arasında olsa da hayaller özgür oluyor. Bazen alıp başını Kaf dağına çıkıyor. (s.139 vd.)

Fatma Melek Hoca bu hayali duyunca çok şaşırıyor. Çünkü onun kızı da aynı okulda okuyor. Kızı ders çıkışı salıncakta sallanmak, oyun oynamak isteyince söylene söylene salladığını düşünerek yaptıklarından utanıyor. İnsan her anın kıymetini bilmeli, bunun için de halimize çok şükretmemiz gerektiğini belirtiyor.

Faruk Yağmur Hoca, “Cezaevinde hatasını fark edip, normal bir hayata dönmek isteyen kişiye destek olmazsak, sahip çıkmazsak onu eski hatalarının kucağına itmiş olmaz mıyız?” diye soruyor ve bu kişilere gerekli yardımın ve yol gösterinin yapılmasını tavsiye ediyor. Cezaevinden çıkan Umut ve açık ceza evinde bir caminin bakımıyla infaz süresini tamamlamaya çalışan Mutlu’yu Hoca onların masraflarını çekerek umreye gönderiyor. Aynı zamanda ceza İnfaz kurumuyla yeni bir proje geliştirerek infaz süresince iyi hali olanlara, kurumun yaptığı sınavlarda başarı gösterenleri de umreye göndermek projesi icraya konuluyor. (s.140 vd.)

Çocuklarımızı mutlaka dinlemeliyiz ve onlara değer vermeliyiz. Ailesinin yakını tarafından cinsel tacize dayanamayıp, adam öldürmek zorunda kalan genç kızların hayatı ilgisizlik ve güvensizlik yüzünden kararıyor. Hale genç bir kız. Bir akrabası tarafından cinsel tacize uğruyor. Ailesine söyleyince o yapmaz deyip kızlarını dinlemiyor. Sonunda adam sürekli taciz edince bir gün mutfak bıçağıyla adamı öldürüyor ve hapse düşüyor. Nazife Benli Hoca soruyor? Suç kimin?

Cezaevinde de olsa bir çocuğun anne sevgisine ve kucağına ihtiyacı vardır. O güne kadar tek sığınağı olan çocuk için anne çok şey ifade ediyor. Annesinden ayrılmak hem çocuk için hem de anne için yıkım oluyor. Ama anne çocuğunun geleceği için her türlü cefaya katlanıyor. Cezaevinde annesiyle birlikte yaşayan küçük bir kızın okula gönderilmesi için Sevgi Evine gönderilen küçük Ayşecik’in feryatları duvarları parçalıyor. Annesi Hatice Hanım ise evladı okusun, iyi bir insan olsun diye tüm gözyaşlarını içine akıtıyor. Sevgi evine yerleştirilen Ayşecik, yıkanması için annesinin kulaklarına taktığı küpeyi çıkarmak isteyen görevliyi yanına yaklaştırmıyor ve “annemden kalan tek hatıra!” diyor.

Sonuç

Cezaevlerinde dini eğitim ve kurslar güzel bir uygulama. Ama tek başına yeterli değil. Bataklık kurutulmadan sivri sinekten kurtulamayız. Bu insanların suç işlemelerine engel olmak için kökten tedbirler alınmalı. Televizyon ve internet ortamında yapılacak programlarla vatandaş eğitilmeli. Toplumu ayakta tutan ve huzurlu bir yaşam amaçlayan değerler eğitimi verilmeli. Aile ve çocuk eğitimi konusunda sinema ve dizi filimler yapılmalı. Çocukları ve gençleri suça özendirici filimler izlettirilmemeli. Küçücük çocuğun eline oyuncak da olsa tabanca verilmemeli. Kendilerini ve vatanı korumak için yaşı geldiğinde zaten bu eğitim verilecek. Televizyonlarda sık sık seyrettiğimiz fitne fesat yuvası, kimin eli kimin cebinde belli olmayan diziler, şiddet ve nefret aşılayan filimler yayından kaldırılmalı. Kültürümüzü yaşatacak çizgi filimler, oyunlar, sinema ve tiyatrolar hazırlanmalı. Okullarımızda müspet ilimler kadar manevi ve kültürel dini, ahlaki eğitim müfredata alınmalı, sosyal yaşam ve aktivitelere, spor ve sanat etkinliklerine yer verilmeli.

Toplumun huzuruna dinamit koyan uyuşturucu satıcılarına göz açtırılmamalı. Baronların önü kesilmeli. İlkokullara kadar yayılan esrar kullanımının önüne geçilmeli.

Toplumdaki rüşvet, yolsuzluk, çocuk ve kadın istismarcılığının önüne geçilmesi gerekir. Parayla adalet ve mevki satın alınmamalı. Adalet yerini bulmalı ki herkes kendisi adalet arayışına kalkışmamalı; kişi göz kırpmadan karşısındakini öldürmemeli.

Cezalar mutlaka caydırıcı olmalı. Suçlu bir kapıdan girip öbür kapıdan salıveriliyorsa hükümet olarak toplum olarak oturup düşünmek gerekir. Doğru oturup doğru konuşalım. Bu durum suç işlemeye teşvikten öte geçmez. Çünkü cezaevinde ekmek elden su gölden yaşıyor, neden dışarıda sıkıntı çeksin ki.

Huzurlu ve güvenli bir toplum inşası temennisiyle hoşça kalın.