Uyuşturucu tehlikesi hafife alınamaz

Abone Ol

Zaman zaman gidip tıraş olduğum berber kardeşim öfkeliydi. Abone olduğu gazeteyi göstererek “artık bu gazeteyi bırakacağım, aboneliğimi sona erdireceğim” diyordu.

“Hayırdır, neden? “diye sordum.” En az dört kere telefon ettim, bir kere olsun ciddiye alıp yazmadılar, haber yapmadılar.”dedi. Merakım iyice arttı, “neyi haber yapmadılar, neyi yazmadılar ustam? “ Diye sordum.

 Eliyle dükkanın önünden geçen Ahmet Özcan caddesini ve daha uzakları göstererek” Bak hocam” dedi, “bu caddenin sağında solunda, sokak başlarında, camii avlularında, okul bahçelerinde, her yerde rahatlıkla uyuşturucu, esrar, eroin ve bonzai satıyorlar, şu eski evlerde oturanlar bu işi kolaylıkla yapıyorlar” diyerek konuşmaya devam etti.

“Polisler” diyecek oldum. Polisin “Devlet benim arkamda durursa, ben olaylara müdahale ederim, ben canımı sokakta bulmadım, ben yakalıyorum devlet salıyor” diyerek hiçbir iş yapmadığını, suçluları görmek istemediğini de anlatınca hayretler içinde kaldım.

Hatta berber arkadaşım” Polisin hız yapan mafyavari insanlara bir şey diyemediğini, ceza yazamadığını, emniyet kemeri takmadıkları için onlara bir şey yapamadıklarını, öfkelerini normal, gariban vatandaşlardan çıkardıklarını” anlatınca “bu kadarı da olamaz, bu polisimize atılan bir iftira, onlar devletten boşuna mı maaş alıyorlar? “ diyerek tepkimi gösterdim.

Bütün bunları abone olduğu gazetede görmediği için, abone olmaktan vazgeçeceğini söyleyen berber kardeşime “senin gazete, İstanbul'da yayınlanıyor, Konya'yı nereden bilecek. Sen en iyisi bizim gazeteye Konya Yenigün'e abone ol” dedikten sonra saçlarımı tarayarak ve selamlaşarak oradan ayrıldım.

Aynı zamanda adaşım olan berber arkadaşım yerden göğe haklıydı. Gerçekten içinde yaşadığımız toplumda, özellikle gençlerde, kız olsun erkek olsun büyük bir yozlaşma, kokuşma, ahlakî bir dejenerasyon hakim olmaya başlamıştı.

Ülkemiz ilerliyordu ama bu, geriye doğru bir ilerleyişti. Oğlanlar züppe, kızlar hoppaydı. Akıllarını ellerindeki akıllı telefonlara kiralamış gibi, nargile cafelerde, internet cafelerde, çay bahçelerinde, parklarda başı örtülü kızlar bile ellerinde sigara, ellerinde nargile hortumları, erkeklerle sarmaş dolaş, şen ve şuh kahkahalar atarak kendilerinden geçmiş, edep ve haya kavramlarını bir kenara bırakmış bir vaziyette görünmekten çekinmiyorlardı.

Ne çocuklarını takip eden bir baba, ne kızlarını kontrol eden, akşam geç saatlerde evine gelince “ bu saate kadar nerdeydin?” diye soran bir anne vardı.

“Allah sonumuzu hayır eylesin, evladımızı böyle olmaktan korusun” diye düşünürken, gazetemizde dün manşetten verilen “Tuvalette Uyuşuyorlar” haberi gözümün önüne geldi. Haberi tekrar okudum. Sonra, Rasim Atalay'ın konuyla ilgili köşe yazısı.

Uyuşturucu bağımlısı olanların umuma açık tuvaletleri istila ettikleri, akşam saatlerinde buralara girip kullanmanın büyük cesaret ister hale geldiği, bir görevlinin bunlar tarafından bıçaklandığı anlatılıyor, yetkililer göreve çağrılıyordu.

Şimdi okullar açılacak. Bu işin tüccarları, satıcıları para kazanmak için çocuklarımızı zehirlemek için, bağımlı hale getirmek için hareke geçecekler.

Okulların civarında, cafelerde, parklarda gençliğimizi kızlarımızı, erkeklerimizi önce uyuşturucu sonra da fuhuş bataklığına düşürmeye çalışacaklar.

Şimdi hepimizin, herkesin uyanma zamanı. “Bana, benim evladıma hiçbir şey olmaz ya da beni sokmayan yılan bin yaşasın, bana ne, nemelazım?” dememeliyiz.

Bu çeteler, bu mafya bozuntuları hepimizi ve hepimizin evladını aldatabilir, tuzaklarına düşürebilir.

Albert Einstein “Dünya kötülük yapanlar değil, seyirci kalıp hiçbir şey yapmayanlar yüzünden tehlikeli bir yerdir.” buyuruyor.

Karanlığa kızmaktansa, sövmektense bir mum da olsa yakmak görevimiz olmalıdır. Görüldüğü gibi konu önemli, berberim, adaşım da haklı, gazetem ve Rasim Atalay da.

Konu baştan savacak kadar basit ve önemsiz değil. Haberiniz olsun.                                                

                                             HEM NALINA HEM MIHINA

DİYANET İSTEMESE OLMAYACAK MIYDI?

Karatay Müftülüğü her cumartesi “Sultan Selim Cami'nde Sabah Namazı'nda Buluşalım” programını gerçekleştirip, halkla birlikte toplu tesbihat, zikir, Tefsir, Hadis sohbeti, dua yapıyor, ardından da çorba ikram ediliyormuş.

Program çok beğeniliyormuş, halkın ilgisi yoğunmuş.

Müftü Hasan Hüseyin Arslantürk sabah namazı buluşmasının Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından istenilen bir uygulama olduğunu söylemiş.

İlâhi Hocam, Diyanet işleri Başkanlığı istemese bu güzel buluşmalar, bu güzel çalışmalar olmayacak mıydı?

Sizler ne güne duracaktınız.?

                                                         GÜZEL SÖZ

KİMLE GEZDİĞİNİZE, KİMLE ARKADAŞLIK ETTİĞİNİZE DİKKAT EDİN. ÇÜNKÜ BÜLBÜL GÜLE, KARGA ÇÖPLÜĞE GÖTÜRÜR.

Atasözü