'Hanımefendi sanatçı' olarak tanınan Melihat Gülses (56), "Ne parayla ne de şöhretle hiç ilgim olmadı. Kendimi Konyalı olarak hissederim. Sevgi, karşılıklı olduğu zaman güzeldir. Festivallere hep popüler isimleri çağırırlar. Bu beni üzüyor. Sanki üvey evlât gibiyiz" diyor.
Melihat Gülses, neredeyse tüm müzikseverlerin adından saygı ve sevgiyle bahsettiği bir isim. Buğulu ve insanı derinden yakalayan sesi, hanımefendi kişiliği ve güçlü yorumuyla kadın sanatçılar içerisinde özel bir yere sahip. Şu anda TRT İstanbul Radyosu'nda programlar yapıyor. Kendisiyle Konyalı olması münasebetiyle bir araya geldik. Sohbetimizin bir kısmı radyoda, bir kısmı da restoranda gerçekleşti. Çok sıcakkanlıydı. Samimiydi. Gülses'in, Konya'ya, özellikle Akşehir'e karşı biraz sitemli olduğunu gözlemledik.
- Melihat Gülses kimdir?
Konya Akşehir doğumluyum. O bozkır havasını, kokusunu, toprakları, hakikaten sevgi ile ve de her zaman hasret duyarak İstanbul'da yaşayan biriyim. Akşehirli bir anne ve babanın üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldim. Babam, Ahmet Tahir Köseoğlu, Akşehir'in yetiştirdiği önemli kanun sanatçılarındandı. Annem de ev hanımı olup, çok iyi bir dinleyiciydi. Çocukluk yıllarımdan sonra gözümü açtığım ilk dönemler hep bir kanun sesi ve şarkılarla geçti. Sanatçılıkta ön eğitimim, bunlar olsa gerek. Babam, sanatçı olup, şarkı söylememi pek istemezdi. Ama babamın arkadaşlarının teşvikiyle 1975 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı'na girdim. Okuldan sonra TRT İstanbul Radyosu'nda programlar yapmaya başladım. 2011 yılında TRT Müzik Kanalı'nın düzenlediği organizasyonda, halkın oylarıyla, 'Türk Müziği Kadın Sanatçısı' ödülünü almaya hak kazandım. Bunun gibi birçok ödüle lâyık görüldüm. Hâlen müzik yaşamıma TRT İstanbul Radyosu'nda devam ediyorum. Evliyim ve 2 çocuk annesiyim.
- Kaç yaşına kadar Akşehir'de durdunuz?
Babamın memur olması dolayısıyla ilkokul 1. sınıftayken Akşehir'den ayrıldık. 5 yaşındaydım. Ayrılmadan önce Akşehir'de 'gezek' diye tabir edilen yani söz üstatlarının bir araya geldiği haftalık toplantılar, çok özel piknikler, çalınan müzikler ve tüm bunların içerisinde babamın dizlerinin dibinde oturarak şarkılar söylediğimi çok net hatırlıyorum.
- Daha çok popüler olmayı arzu ettiğiniz oldu mu?
Öyle bir arzum hiç olmadı. Sadece doğru olduğuna inandığım şeyleri yaptım. Bu da beraberinde sevgiyi getiriyor. Ne parayla ne de şöhretle hiç ilgim olmadı. Çok sevildiğimi ve sesimin beğeniyle karşılandığını biliyorum. Ama unutmuyorum ki her şey Yaradan'a ait. Onun verdikleri ile de şımarmamak gerektiğini düşünüyorum. Doğru bir şekilde, elimden geldiğince, yeteneğimin olduğu ölçüde hep hizmet etmeyi düşündüm. Bütün gayem insanlara Türk Müziği'ni sevdirmeye çalışmak.
- Kazandığınız ödüllerle, yaptığınız çalışmalarla birçok başarıya imza attınız. Neye borçlusunuz?
Çok çalışmama borçluyum. Ayağımı yere çok sağlam basarım. Hiçbir şeyin beni kandırması, etkilemesi mümkün değil. Herkesi dinledim. Herkesi dinleyip iç sesime kulak vererek yol aldım. Düşünün, 26 yaşında yeni evli, maddi durumu da kötü olan bir durumdayken Maksim Gazinosu'nun Sahibi Fahrettin Aslan'ın çok büyük iş teklifini, elimle geri itebilecek kadar sağlam durmaya çalıştım.
"MÜTEVAZİ HAYATI SEÇTİM"
- Sahne sanatçılığı pek size göre değil herhalde.
Para ile insanların bana şarkı okutması çok tatsız geliyor. Çünkü oraya çıktığınız zaman bir karşılığı var. Konser yaptığınız zaman da emeğinizin karşılığını alıyorsunuz ama gazinoda iş farklı. O ortamlar bana hiç cazip gelmemiştir. Daha mütevazi bir hayatı seçtim. Konserlere çıktım. Yine birçok geceye katıldım. Hiç fanatik bir bakış açım yok. Sadece o tür gecelerin ve de o ortamın belki beni istemesem de başka yere sürükleyeceğini düşünerek hiç girmedim o kulvara. Ama orada da çok başarılı insanlar var. Herkes kendi yapabildiğini yapıyor. Benim yapabildiğim de bu yönde oldu.
- Yetişme ortamı itibariyle biraz şanslı mıydınız?
Şansa pek inanmıyorum. Şans, sizin önünüze gelen fırsatlardır. Eğer o fırsatları doğru zamanda ve doğru yerde değerlendirirseniz size başka kapılar açılır. Kaçırırsanız da o başka kapılar da kapanmış olur. Dolayısıyla ben en üst seviyede çalışarak, önüme gelen belki başkalarının çok cazip olarak da düşünmediği küçücük şeyleri bile, işim uğruna kabul ederek ve sevgi ile yaparak, başka kapıların açıldığını gördüm.
- Kendi isteğinizle mi ses sanatçısı oldunuz?
Konservatuara beni babamın arkadaşları yazdırdı. Okuldaki 9 yıllık eğitimim boyunca çok zorluk çektim. Çünkü ailem istemedi. Onlarla da ayrıca mücadele ettim.
- Yani sanatçı olmanızı istemediler, öyle mi?
Evet. Çünkü o zamanlar sanatçılık bugünkü gibi saygın değil. Babam, üniversite bitirip, daha düzgün bir meslek yapmamı arzu etti. Çok karşı durdu. Sahne ortamına girip, o ortamda bozulurum, lekelenirim diye korkardı. Çok mücadele ettim ve sonunda kazandım. (Gülüyor). Daha sonra onlar da kabullendiler ve hakikaten onların da çok tasvip edeceği bir sanatçı oldum. Şarkı seslendireceğim zaman babam, radyonun, televizyonun başından ayrılmazdı.
Babamın bir edebiyatçı arkadaşı da benim için, 'Akşehir'den Uçan Kuş' diye çok özel bir şiir yazmıştı.
- Ailenizin tasvip ettiği bir sanatçı olduktan sonra babanız, 'iyi ki de dinlememişsin bizi' dedi mi?
Demedi çünkü o günleri unutmuştu. Ben de hiç hatırlatmadım. (Gülüyor). Dolayısıyla o güzelliği paylaştık.
- O günlerden bugünlere gelmeyi hayal edebilir miydiniz?
Hayır. Aklımın ucundan bile geçmezdi.
"SIKINTILARLA BÜYÜDÜM"
- Çok zorluk çektiniz mi?
Evet, çok zorluk çektim. Mücadele etmek, dik durmak, bu camiada çok zor.
- Bir engel ile karşı karşıya kaldığınızda ne yaparsınız?
Çok yıkılırım. Biterim. Fakat o beni öyle bir kamçılar ki. Nasıl ki kökleri çok sağlam olan ağaçlar sallanırlar ama hiçbir zaman için yıkılmaz, ben de öyle. Sallanırım, üzülürüm. Ama iki kat güçle ayağa kalkarım.
- Bu özelliğiniz ailenizden gelen bir şey mi?
Herhalde. Çok varlıklı bir ailenin çocuğu değildim.
- Yokluk çektiniz mi?
Tabii. Babam, veznedardı. 3 kardeşiz. Ağabeyim savcı. Ablam, Banka Müdürlüğü'nden emekli oldu. 3'ümüzü de okuttu. Hiçbir zaman hediyelerimizin kitaptan başka bir şey olduğunu hatırlamıyorum. Babamın, benim sanatçı olmama karşı çıkmasının sebebi de oydu. 'Tamam sen şarkı söyle ama eğitimin tam olsun' arzusundaydı. Tek maaş. Annem çalışmıyordu. Babamın bizi sıkıntılarla büyüttüğünü biliyorum.
- Babanız hiç, 'okumayın, gelin yanımda çalışın, bütçeye katkınız olsun' demez miydi?
Asla. Annemin bize ev iş bile yaptırtmasını bile istemezdi.
- Konyalılık yönünüz var mıdır?
Yok. O topraklarda çok kalmadığımız için Konya şivemin olduğunu söyleyemem. Annem Vanlıydı. Babam da Akşehirli.
- Konya kültürüne ne kadar vakıfsınız?
Konya mutfağını iyi bilirim ama yemek yapmaya pek vaktim olmaz∑. (Gülüyor).
"ÜVEY EVLÂT GİBİYİZ"
- Piyanist ve Besteci Tuluyhan Uğurlu ile görüştük. Konya'ya, özellikle yöneticilerine karşı biraz sitemliydi. 'Bizleri halk ile buluşturmuyorlar' diye bir serzenişte bulundu. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Bir vefasızlık mı var?
İnsan sevdiğini yerden yere vururmuş. Neticesinde biz nasıl kendimizi Konya'ya ait hissediyorsak tabii ki Konya'nın da bizi aynı şekilde sarıp sarmalaması gerekiyor. Bu sevgi karşılıklı olduğu zaman güzeldir. Yani işlerine geldiği zaman bizim yetiştirdiğimiz sanatçılar diyorlar. Ama en özel festivallerde, en özel konserlerde, popüler bazı isimleri davet ediyorlar. Bu beni üzüyor. Sitemim, Konya'dan ziyade Akşehir'e ait. Özellikle Nasreddin Hoca Festivalleri'nde, Akşehir'den davet gelmemesi, beni son derece incitiyor. Halbuki seneler öncesinde bazı Konya Milletvekili arkadaşlarla buluşup, Ankara'ya giderdik. 'Konya için ne gibi hizmetler yapabiliriz?' diye istişare ederdik. Bu anlamda bir vefasızlık yaşıyorum. Sanki üvey evlât gibiyiz.
- Konya'dan bir davet geldiği zaman o an ne hissedersiniz?
Çok mutlu olurum. Koşa koşa, en ufak bir menfaat düşünmeden giderim. Çünkü hayat çok kısa ve birtakım kırgınlıkları uzatmamak gerekiyor. Zararın neresinden dönülürse kârdır.
- Karşıdan biri gelse, konuşmasını dinleseniz, 'haa bu Konyalı' der misiniz?
Elbette ki. Kendim konuşamam belki ama onu hemen hissederim.
- Konya ile şu an bir bağınız var mı?
Çoğu akrabalarım İstanbul'da yaşıyor. Ama dayı çocukları, amca çocukları, tek tük de olsa Konya'da yaşayan var.
- Ara sıra gider misiniz Konya'ya?
Sadece konser vermek için 2 3 kere gittim. O da eskiden. Annemi de babamı da götürdüğüm seneler. Ondan sonra da aranmaz, sorulmaz olduk.
"ELBİSELERİMİ KENDİM TASARLIYORUM"
- Hobilerinizi öğrenebilir miyim?
Kıyafetlere karşı ayrı bir düşkünlüğüm var. Üzerime giydiğim elbiseleri kendim tasarlıyorum. Moda takip etmem. Tamamen kendi tarzım vardır. İç dünyamın arzu ettiği kıyafet ve takı tasarımı en büyük hobim. Her anne gibi ev dekorasyonu benim için çok önemlidir. Programlarımın yoğunluğundan ötürü, keyif yapmaya, film izlemeye, kitap okumaya, inanın hiç vaktim olmuyor.
- İşin stresinden, yoğunluğundan bıkıp da, 'artık uğraşmayacağım' dediğiniz anlar oluyor mu?
Yok. İşimi severek yapıyorum. Farklı bir tutkum var. Şarkı söylemek, en doğru bir şekilde kendimi ifade ediş şeklim. Derdimi ve sevincimi şarkılara döküyorum. Ses sanatçılığı çok zor elde edilebilen bir şey ve de çok kıymetli.
- Daha ne zamana kadar devam etmeyi düşünüyorsunuz?
Sesim çıktığı sürece devam edeceğim.
- İftihar vesilemiz olan bazı Konyalı isimlere ulaşmakta zorluk çekiyoruz. Duvarları aşamıyoruz. Neden ulaşılmazlar? Düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?
Niçin ulaşılmazlar, niye duvarlar örüyorlar bilmiyorum. Çünkü ben hiçbir zaman duvarlar örmedim. Sadece bu ülkenin yetiştirdiği bir sanatçıyım. Herkesin işini yaptığı gibi ben de işimi yapıyorum. İşimin haricinde de ülkemin sıradan bir vatandaşıyım. Kendimi, kimseye duvar örecek kadar farklı bir yerde görmüyorum.
- Bir gün Konya'da yaşamak ister misiniz?
Tabii ki. Ama Konya'da yaşamak için müziği bırakmam lazım. Müzik benim can damarım. Onu bırakma şansım çok zor. Fakat ilerleyen zamanlarda, dinlenmeye çekildiğimde Konya'da yaşamak, o manevi ortamı teneffüs etmek isterim.
- Konyalılara mesajınızı sorsam neler söylemek istersiniz?
Kültürümüze dört elle sarılalım. Türk Müziği'ni ve sanatçılarını başımızın tacı yapalım. Çünkü buna ihtiyacımız var.