Tut beni ey oruç, tut!

Abone Ol

Kur'an'ın doğum ayı olan Ramazan'ın ilk haftasını tamamlamak üzereyiz. İlk günlerin serinliği, ilk günlerin yağmurları yerini sıcak günlere bırakmaya başladı. Allah zor şartlarda çalışan, çalışırken orucunu tutmaya çalışan kardeşlerimize yardım etsin.

Serin havada, gölgede, çalışmadan uyuyarak, orucu uykuya tutturarak Ramazanı yaşamak kolay.  Asıl önemli olan, yerin altında maden ocaklarında, inşaatlarda, tarlada, üstü açık Pazar yerlerinde, direksiyon başında, kızarmış ateşin karşısında, fırında, sanayide tamirhanelerde, imalathane gibi pek çok yerde aç susuz saatlerce çalışmak, alın teri dökerek oruç tutabilmektir.

Hele bir de sınırlarda güneşin altında, kavurucu sıcakta, oruçlu bir halde nöbet bekleyen askerlerimiz, güvenliği sağlamaya çalışan emniyet mensuplarımız var ki, her biri alnından öpülmeyi hak etmişlerdir.

Orucun eski adı “savm”dır. Savm, Arapça bir kelime olup, tutmak demektir. Farz olan savm,Kur'an'ın indirildiği, Kur'an'ın doğduğu Ramazan ayı boyunca fecirden gün batımına kadar yeme, içme ve cinsel ilişki gibi beşerî faaliyetlerden uzak durarak insanın içgüdülerini ve ayartıcı benliğini, nefsini dizginlemesidir. Heva ve heveslerine belli bir süre de olsa dur diyebilmesidir.

Bununla amaçlanan sorumluluk bilincinin zirvesine ulaşan yolda bir merhale daha kat etmektir. Buradaki sorumluluk bilincine Kur'an, takva demektedir.

Oruç tutmak kendini tutmaktır. İnsanın başına ne gelirse kendini tutamadığı için gelir. Günahların kökeni, öfkesini tutamamak, nefsini tutamamak, şehvetini tutamamak, dilini tutamamak gibi sebeplere dayanır.

Oruç, ruhu beslemek için bedeni aç bırakmaktır. Az konuşmak,  az yemek ve az uyumak nefsi terbiye eden üç önemli faktördür. Bunun aksine çok konuşmak, çok yemek ve çok uyumak da nefsi azdıran üç önemli faktördür.İnsan madde ve ruhtan meydana gelmiş bir varlık olduğu için, oruçla ruhunu hatırlar, ruhsal olgunlaşmanın önemini hatırlar ve bir ay boyunca ruhsal olgunlaşma, insan olma, kendini ve Rabbini tanıma noktasında temrinler yapar.

Oruç, saatlerce aç kalma, susuz kalmaktan öte, kendimizi kötülüklerden, çirkinliklerden uzak kalabilme mücadelesidir.

Nasıl ki kötülüklerden, çirkinlilerden, haksızlıklardan, yalandan dolandan, kul hakkı yemekten bizi uzaklaştırmayan namaz, namaz değilse, oruç ta oruç değildir diyebiliriz.

Oruç, dilimize, gözümüze, kulağımıza, elimize, belimize bütün benliğimize oruç tutturmakla mümkün olabilecektir.

Oruç, vakti Müslümanca kuşanarak, Allah rızası için aç kalarak, susuz kalarak, nefsanî arzu ve isteklere geçici bir süre de dur diyerek olgunlaşabilmektir.

Oruç, Kur'an'ın doğduğu, Kur'an'ın indirilmeye başlandığı Kadir Gecesi'nin içinde bulunduğu bu feyizli ayda, Kur'an'la yeniden tanışmak ve barışmak için güzel bir vesiledir.

Oruç, çevremizdeki yoksulları, muhtaçları, aç ve susuzları hatırlayıp, onlara yardım etme, onlara şefkat ve merhamet gösterme kanallarımızı harekete geçirebilmektir.

Oruç, sevgidir, oruç saygıdır. Oruç hoşgörüdür, tahammüldür. Oruç sabırdır, oruç berekettir ve manevi bir harekettir.

Oruç ve orucu içinde barındıran Ramazan, bir eğlence bir Karagöz ayı değil, bir yardımlaşma, paylaşma, dualarda buluşma günleridir.

Onun için, bizi her türlü kötülükten, azgınlıktan, nefsanî ve şehevî arzularınsapkınlığından, çirkinliklerinden uzak tutması için, “Tut beni ey oruç” diyorum.

ÖZÜR VE DÜZELTME

22 Haziran Pazartesi günkü, “BABALAR GÜNÜYMÜŞ” başlıklı yazım, teknik bir hata nedeniyle “GÖRME NİMETİNİ GÖREBİLMEK” başlığıyla çıkmıştır. Ramazan mahmurluğuyla genç kardeşlerimin göremediği bu hatayı düzeltir, okuyucularımdan özür dilerim.(K.B.)

GÜNÜN SÖZÜ

SENİN HER GÜNÜN YARININDAN BİR HABERDİR.

                                                                                                 Muhammed İkbal

KAMİL BİRCAN, 24.06.2015