Türk'ün eli mi, Gavurun ipi mi?
Meseleleri kökten kavrayışın vazgeçilmezliğini fark etmek hayatî bir mesele idi. Kökten kavrayış köktenci bir tutumu da beraberinde getirecekti. Ütopyacılıktan beslenen köktenci tutum, radikal tavır; sâliklerini duvara toslatmakta gecikmeyecekti. Duvara toslayanlar köktenci tutumun yanlışlığını fark etmekte gecikmediler ve önceki tavırlarından rücû' etmeye başlayarak uzlaşmacı bir yol takip edilmeli demeye başladılar. Bu geri dönüş sadece tavırları tebdil etmekle kalmadı. Düşüncelerdeki köktenci kavrayışın da yanlış olduğu vehmine kapılındı. Radikal tavrın yanlış olduğunu anlayan kalabalık radikal düşüncenin de yanlışlığına hükmetmekte gecikmeyecekti.
İlk baskısı 1978 senesinde yapılan 'Üç Mesele'nin son yazısında ne denilmişti:
Fakat aklımıza takılan ilk soru radikalizmi ve ütopyayı reddetmekle eyyamcılığa, küfr ile uzlaşmaya, cellatlarla işbirliğine kapı açıp açmayacağımız sorusudur.
Bir meseleyi kökten kavramakla, o meseleye köklü bir çözüm getirmeye çabalamak birbirinden çok farklıdır. Kavrayıştaki köktenci tutumumuz bizim şükreden, hamdeden tarafımızdır. Buna karşılık bir meseleye kökten bir çözüm önermek, bir rububiyet iddiasıdır. Gerçekte meseleyi kökten kavrayan kişi, o meselenin nihai çözümünün elinde olmadığını da kavramış sayılır. Ancak meselenin radikal bir yaklaşımla kavranışı o mesele içinde erimekten, o mesele dolayısıyla karşılaşılan belâlara, günahlara bulaşmaktan bizi alıkoyar. Kavrayışında radikal olmayan, istikametinde de isabetli olamayacaktır.(*)
Radikal tavrın yanlışlığı zaman içinde anlaşılınca bu radikal düşüncenin de yanlış olduğu gibi bir hataya yol açtı. Böylece insanlar hiçbir meseleyi kökten kavrayamaz hale geldiler. Akabinde itikaden pis olan şeyin dışında kalma selahiyetlerini kaybettiler. Radikal tavır yanlıştı. Ama radikal düşünce, meseleleri kökten kavrayış terk edilmemeliydi. İmanın en zayıf noktası olan kalben buğz derecesinde bari kalınmalıydı. Ancak maalesef radikal tavırla birlikte köktenci kavrayış ve itikadi titizlik de terk edildi. Ve bu durum sanki bir olgunluk, yaşın ve fikrin tekamülü gibi insanlara takdim edildi.
Meseleleri kavrayışta radikal ve köktenci tavır terk edilince iş; eyyamcılığa, küfr ile uzlaşmaya, cellatlarla işbirliğine hemencecik varıverecekti.
Tahminlerimde haklı çıkmaktan nefret ediyorum diyen yukarıdaki yazının müellifi yine haklı çıkmıştı.
Eskinin gavi radikalleri yeninin söz dinlemez uzlaşmacısı oluvermişti bir anda...
Uzlaşmayı tercih etmenin mükafatını almada bir mahrumiyet yaşamadılar.
Artık radikal tavırlarıyla birlikte radikal görüşlerinden de kurtulmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyorlardı. Cellatlarla işbirliği yapmanın vazgeçilmezliğini(!) anlamışlardı. Bu iş başka türlü olmazdı!
Uzlaşmacı, ortak akılcı, kazan kazancı tavır saliklerinin kartondan zaferler kazanmaları konusunda cimri davranılmadı!
'Gördün mü tuttu'dediler. "Bu zamana kadar salak gibi radikal düşüncelere intisap etmişiz. Halbuki o yol çıkmaz yolmuş. Doğru yol buymuş, bak! Dünyada muzafferiyet, ahirette muvaffakiyet! Elhamdülillah..."
Bu neşeli duruma patron daha ne kadar dayanacak bakalım derken... Gece yarısının gongu vurulmaya başladı. Bir anda küheylanlar fareye, faytonlar balkabağına dönmeye başladı. Yoksa! Büyü bozuluyor muydu ne?
Sindrella ve sevenleri bu duruma şaşkın. Hâlbuki prens elini tutmuş gözlerinin içine bakmıştı. Çok da samimi görünüyordu...
Olan olmuştu büyü bozuluyordu.
Sindrella ve muhibbanı "Stretejik ortaklı, ortak akıllı, kazan kazanlı ne güzel gidiyorduk ne oldu?" diyorlar... Bir mana veremiyorlar!
25 sene evvelki ikazın sahibinin teşhisi şöyleydi: "Amerika Amerikancılarla değil, Amerikalılarla çalışmak istiyor."
Saddam'ı Kuveyt'in işgaline teşvik edenler daha sonra anlaşıldı ki, Diktatör Saddam bahanesiyle Irak işgal edecek olanlardı.
Geldiğimiz yer Suriye'ye müdahale konusunda teşvik edilmiş hükümetin diktatörleştirilmiş (!) başvekili bahane edilerek Türkiye'nin haritadan silinmesi menzilidir.
Verilen bin nasihattan biri, musibet başa gelmeden anlaşılacak mı?...
Türklüğe gelmemekte inad eden Türkiye'nin Müslim olduğunu, Türk olduğunu söyleyen ahalisine; Gürcülere, Çerkezlere, Arnavutlara, Kürtlere bir çift Türk atasözünü hatırlatma zamanıdır.
Domuzdan post, gavurdan dost olmaz.
Gavurun ipiyle kuyuya inilmez.
Mustafa DEVECİ
(14 Rebiül evvel 1435)
(*)İsmet Özel'in ÜÇ MESELE (1978) adlı eserinden. Radikalizm ve Ütopya başlıklı yazıdan.