TÜRKÜLERDE HAYAT-2

Abone Ol

Geçen hafta Türkülerde Hayat isimli bir yazı ile sizlere bu sütunlardan seslenmiştim. Anlatılacak o kadar çok şey vardı ki tek bir köşeye sığdırmak pek mümkün olmadı. Onun için yazımın son satırlarında haftaya Perşembe günü devam edeceğimi duyurmuştum.  Bu gün bu yazımı o duyuruya binaen kaleme alıyorum.

Evet, sevgili dostlar, türkülerimizde yaşanmış koskoca bir hayat var. Yalnız bir ferdin değil toplum olarak herkesin hayatında türkülerin yeri vardır ve çok önemlidir. Erkek çocuklarımızı davullarla, zurnalarla, halaylarla askere göndeririz. Onların düğününü yaparken yine davullarla, zurnalarla, türkülerin eşliğinde halaylarla ve oyunlarla evlendiririz.

Ermenek yöresinde 70'li yıllarda düğünlerimiz karışık değildi. Kadın erkek ayrı oynardı. Kadınlar kapalı bir alandan, erkekler ise harman yerinde oynarlardı.

Bayan düğünlerinde düğünü idare eden yaşlı bir hanım vardı. Bu hanım, herkesi tanır, kadın kılığına girmiş delikanlı ve orta yaşlı insanları döve döve düğün evinden çıkarırdı. Çocukluğumuzda köyde elektik yoktu. Onun için düğünlere çıra yakarak giderdik. Çıranın yanmasıyla oluşan ışık huzmeleri etraftaki ağaçlara yansıdıkça değişik gölgeler oluşur, yaşı küçük olanlar ya da yalnız başına düğüne gidenler bu görüntülerden korkardı. 

Düğünlerimizde kenarlarında zil takılan defler çalınırdı. Biz bunlara davul derdik. Türküleri çok iyi bilen kadınlar bu işi meslek edinmişlerdi. Benim tanıdığım en eski ve en iyi davulcu “Kiraz” lakaplı bir kadındı. Gerçek adını bilmiyorum. Belki de gerçek adı da Kiraz idi. Düğünü idare eden de onun annesi idi. Anasına “Koca Şerif” derlerdi. Her ikisi de öldü. Allah rahmet eylesin. Kiraz kadına bir iki kadın daha eşlik ederdi. Onun birisi davul çalar, ötekisi “kora çalar”dı. Büyük cümle kapısının anahtarına “kora” deriz. Bu anahtarların boyu yaklaşık 12-13 cm.dir. Kadın şişeyi dizlerinin arasına sıkıştırır, davulun ve türkünün ritmine göre koraları şişeye vururdu. Bir diğer kadın da dizlerine kaşıkları vurarak kaşık çalardı.

Düğünde Koca Şerif, kimi gösterirse o kişi oyuna kalkmak zorunda idi. Çünkü zoraki kaldırırdı. Bazen elinde upuzun bir sopası olurdu. Kalkmayana vururdu. Bazen kadınlar kalkmak için naz ederlerdi. Saçı başı dağılır, saçından sürüye sürüye oyun alanına getirirdi. O nazlanan kadınlar kendilerini oyuna öyle bir kaptırırlardı ki oturmak nedir bilmezlerdi. Genelde herkes kaşık çalmasını bilirdi. Kaşığa ya tek tek vururlar, ya da her iki eldeki kaşığa iki defa vururlardı. Keklik gibi sekerler, fırıldak gibi dönerlerdi. Ben çocuk olduğum için bu hareketleri pek yorumlayamazdım.  Ama şimdi anlıyorum ki kadınların hareketleri aynı kamları andırıyordu. Kiraz kadından sonra Topbayse lakaplı Beyza Coşkun ve Ebiş (gerçek adını bilmiyorum) kadın bu mesleği bir müddet devam ettirdiler. Şimdi tamamen ortadan kalktı.

 Düğünlerimizde genelde “Konyalım”, “Şu Sillenin Bağları”, “Çek deveci”, “Cezayir” , “Kozan dağı ulam ulam”, “Şerif Hanım” türküleri söylenirdi. Kiraz kadın, türkü söylemeye o kadar yetenekli idi ki her türküye kendisinden de bir şeyler katar, ilavelerde bulunurdu. Mesela, “Konyalım” türküsüne pek çok ilaveler yapardı.

“Yürü yavrum yürü

Fistanını sürü” ye

Nazire olarak;

“Güzel isen beri çirkin isen geri

Uzun uzun saçların süpürüyor yeri”

Hani ya benim elli gram domatam

Konyalıdan olsun benim gaynatam

Yürü yavrum yürü saçlarını sürü

Uzun uzun saçların süpürüyor yeri

 Şimdi buradan geçti Konyalının biri

Elma yanak kiraz dudak öldürüyor beni” 

Yine düğünlerimizde söylenen bir Türkü daha vardır ki mutlaka her düğünde yoğun istek üzerine dört beş defa söylenir: Cezayir Türküsü.  Aslında bir ağıt olan Cezayir türküsü notalara döküldüğü gibi söylenmiyor. Sözleri, aşağı yukarı diğer Cezayir türküleriyle aynı, biraz söyleyişi, ezgisi değişik. Uzun havayı andırır bir şekilde söyleniyor. Nakarat kısımları, tamamen farklı. Cezayir'e gidip de dönmeyenler için yakılmış bir türkü. Türkünün sözleri:

“Cezayiri gemileri yağlanır

Yağlanır daaa iskeleyeee bağlanırrr.

Benim yarimmm yadellerde eğlenenirrr, eğlenenirr

El gülsün oynasın ben ah edeyim, edeyim aman aman

Yarim yok yanımda bol dünyayı nideyim nideyim aman aman

Cezayiri engin engin evleri

Türkçe bilmez Arapça'dır dilleri

El gülsün oynasın ben ah edeyimmm, edeyim aman aman

Yarim yok yanımda bol dünyayı nideyim, nideyim aman aman.”

Sille Türküsü de

“Şo silleden dün gece geçtim görmedim

Karlı buzlu soğuk soğuk sular içtim ölmedim” ufak tefek değişikliklerle söylenirdi.

 Çek Deveci” Türküsü

Çek deveci develeri yokuşa, 

Gül dudaklar bir birine tokuşa

Develer daylak

Severle aylak

Sen kimin yarisin

Her yanların gaymak

Çek deveci develerin engine

Kimse çıkmaz benim yarin dengine

(Nakarat)

Çek deveci develerin sulansın

Akan çeşmelerin suyu bulansın

(Nakarat)

Türküler söylenir, düğünlerimiz üç gün üç gece devam ederdi. Kültürümüzü yaşatanlardan ve devam ettirenlerin cümlesinden Allah razı olsun. Allah'a emanet olun.