Türkler, dünya tarihinde görüleli beri sürekli bir hareket halindedir. Bilinen en eski Türk devleti olan Sakaların yayıldığı coğrafyaya baktığımız zaman Karadeniz'in kuzeyinden Doğu Avrupa, Orta Asya ve Çin Denizi'ne kadar yayılmış olduğunu görürüz. Bunu daha sonra Hun devleti takip etmiştir. Gittikleri her yere de kendi medeniyetini, kültürünü de taşımıştır.
Türklerin sürekli yer değiştirmeleri ve geniş bir coğrafyaya yayılmaları, onların sadece sürekli hayvanlarına otlak bulmak mecburiyetinde kalmalarıyla izah edilemez. Her Türk, gök kubbeyi kendisine çadır, yeryüzünü de kendisine yurt olarak görür. Yani, yeryüzündeki tüm milletleri tek bir bayrak altında toplamak, dünyaya nizam vermek Türkün ülküsü, idealidir.
Oğuz han, Doğuda Çin Denizi, güneyde Himalayalar ve batıda Hazar Denizinin kuzeyinden Volga ve İrtiş ırmağına ve kuzeyde de buz denizine kadar olan bölgelerdeki kavimleri Türk idaresi altında toplamıştı. Türklerin genlerinden gelen cihana hâkim olma fikri Oğuz Han'da da doruk noktasına ulaşmıştı. Oğuz Han'ın M. Ö.220'lerde kurduğu devlet M.S.50 yıllarında kuzey ve güney olarak ikiye ayrılmış, Güney Hunları Çin egemenlini kabul etmiş, Kuzey Hunları ise batıya doğru göç ederek orada Çiçi'nin idaresinde Semerkant bölgesinde devletini kurmuştur. Çiçi'nin Çinlillerle yaptığı savaş sonucunda yenilmesi ve hanedan üyelerinin de içinde bulunduğu 1519 kişinin kahramanca mücadelesi, hepsinin tek tek uçmağa varmaları kendinden sonra gelen Türk liderleri için Türk'ün muhayyilesinde destanlaşmış, kahramanlığın son raddesine ulaşmıştır. Bu olaydan sonra Türkler daima yönünü batıya çevirmişler fakat geldiği yerleri de unutmamışlardır. Çiçi Han'dan sonra Türkleri Karadeniz'in kuzeyinde, Avrupa'nın ortalarında, Macaristan, Fransa, Almanya'nın büyük bir bölümünde, İsveç, Norveç ve Fillandiya'da görüyoruz. Avrupa Hun Devleti'nin Cihangir hükümdarları Aybars, Rua, Muncuk ve Muncuk'un oğlu Atilla zamanında Türkün kudreti karşısında diz çökmüştür. İtalya'ya kadar inen, Doğu ve Batı Roma'yı vergiye bağlayan Atilla, buradaki kavimleri de kendisine bağlamıştır. Atilla'nın ölümünden sonra Türk nüfusunun az olması ve bağlı krallıkların Hıristiyan olması yüzünden bu imparatorluk 100 yıl sonra dağılmıştır.
Orta Asya'da kalan diğer Oğuz boyları ise Hindistan ve Afganistan'da Kuşhan, Moğolistan'dan Ceyhun ve Amuderya havzasına kadar olan bölgede Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar devletleri kurulmuştur. Afganistan, İran, Horasan ve kuzey Hindistan bölgesinde Gazneliler Devleti kurulmuştur.
10. yüzyılın sonlarında ortaya çıkan Büyük Selçuklular ilk önce Cend bölgesinde beyliklerini kurdular. Hanedana adını veren Selçuk Bey'in babası Dukak, Hazar Devletinde Sübaşı rütbesinde bir komutandı. Babası öldükten sonra sübaşı olan Selçuk Bey, Hazar Devleti ile anlaşmazlığa düştü. Selçuk Bey ve ailesi, kendisine bağlı birlikler aileleriyle birlikte Cend bölgesine göç ederek Selçuklu Devletinin temelini attılar ve burada kabilesiyle beraber İslamiyet'i kabul ettiler. Selçuk Beyden sonra devlet idaresini ele alan Tuğrul Bey ve kardeşi Çağrı Bey Buhara'ya bağlı Nur bölgesine gelerek Gazneli Devletinden hayvanları için otlak ve kendileri için yurt istediler. Selçukluların kalabalık bir şekilde Buhara'ya gelmelerinden ürken Gazneliler ona istediği yerleri vermediler. Selçuklular iki Müslüman devlet olan Gazneliler ve Karahanlılarla daima mücadele etmek zorunda kaldılar.
1040'da Gazneliler Devletini yenerek Horasan bölgesinde bir devlet olarak ortaya çıkan Selçuklular daha küçük bir beylikken Anadolu'ya keşif hareketlerinde bulunmuşlardır. 1014-1020 arası Tuğrul Bey, kardeşi Çağrı Bey'i bir miktar kuvvetle Anadolu'ya gönderdi. Kafkasya üzerinden Doğu Anadolu'ya gelen Çağrı Bey, burayı bomboş, boşaltılmış olarak buldu. Burada yerleşik bir devletle karşılaşmadı. Burada Bizanslılar tarafından sürgün edilmiş ve İmparatorluğun her tarafına dağılmış Ermeniler, Türkler ve Kafkasya'da Gürcüler vardı. Bu gün bu kavimler hâlâ varlığını devam ettirdiğine göre Türklerin uyguladığı bir katliam ya da soykırım mevzubahis değil.
21Kasım2015 Cumartesi günü Konya Yazarlar Birliği'nde de Türkler konuşuldu. Anadolu'yu bize vatan olarak kazandıran Selçukluların bir devlet olarak ortaya çıkışı ve Anadolu'ya gelişleri anlatıldı. Konuşmacı TRT İstanbul bölge Müdürü Doç. Dr. Abdülhamid Avşar idi.
Selçukluyu anlayamadan Osmanlıyı anlayamayacağımızı ifade eden Abdülhamid Avşar, Bütün Türk devletlerinde var olan Cihan hâkimiyeti fikrinin Selçuklularda da bulunduğunu, bunu İslam'ın cihad anlayışı ile birleştirerek muazzam bir medeniyet inşa ettiler. Selçukluların inşa etiği medeniyet bir barış ve huzur medeniyeti idi. Bu medeniyet Osmanlı Devleti'nin teorisini oluşturdu ve 600 yıl devam eden bir imparatorluğun temsilcisi oldular. dedi
Selçuklu devletinin bir devlet olarak nasıl ortaya çıktığına değinen Avşar, konuşmasına şöyle devam etti: 1040'da bir devlet olarak ortaya çıkan Selçuklu Devleti'nin yayıldığı coğrafya itibarıyla ilk defa Türk-İslam dünyasının tek bir bayrak altında topladı. Acziyet içinde bulunan Abbasi halifeliği Fatımilerin ve Büveyhilerin baskısından kurtardı. Halife olmak gibi bir niyeti olmadığından Bağdat'ı Büveyhilerden temizledi ve halifeyi tahtına oturttu. Halife de ona Rükneddin lakabını verdi. Sultanlığını tanıdı, kılıç kuşattı, hilat giydirdi ve onu cihan sultanı ilan etti. Tuğrul Bey, halifeye tabi oldu, Batınilerle mücadele ederek sünni inancı korudu, açtığı medreselerle geniş bir coğrafyaya yayılmasını sağladı.
Türklerin Anadolu'ya gelişinin 1071'den önce olduğunu söyleyen Avşar, Abbasiler döneminde 9.yy ilk yarısında Halife Memun ve Mu'tasım dönemlerinde Bağdat'ta Türklere has özel şehirler kuruldu. Türk askerlerinin aileleriyle beraber bu bölgelere göç ettirildi. Bunlar Bizanslılarla savaşmak ve sınırı korumak üzere uç bölgelere yerleştirildi. Tuğrul Bey, 1014-1020 arasında Çağrı bey Anadolu'ya gönderdiği zaman bu Türkler de kendisine iltihak etti. Çağrı Bey'in Doğu Anadolu'ya geldiği zaman burayı terk edilmiş bir vaziyette bulduğunu, burasının sadece koyunlarını otlatacak bir mera değil, ebedi kalınacak bir yurt olduğunu söylüyor. Burada Bizanslılar tarafından imparatorluğun her tarafına sürgün edilmiş Ermeniler ve Gürcüler bulunuyor. Karşılarında Bizanslılardan başka bir siyasi irade yok. 1048'de Bizanslılarla yapılan Pasinler savaşı ile bu toprakları bileğinin hakkı ile alan Selçuklular, yapılan anlaşma gereğince Bizanslılar bu yerlerin tapusunu Türklere vermişlerdir. 1071 Malazgirt savaşından sonra İmparatorla yapılan anlaşma gereğince doğu Anadolu tamamen Türklere terk edildi. dedi. (DEVAM EDECEK)