Türklerin Anadolu'ya Gelişi(2)

Abone Ol

Tuğrul Bey'in akıllıca bir siyasetti sonucunda Anadolu'da Türk nüfusun çoğalmasıyla, Türklerin Bizansın içlerine doğru hızla ilerlediğini, Kutalmış oğlu Süleyman Şah'ın 1075'te Anadolu Selçuklu Devletini kurmasıyla, Türklerin Üsküdar önlerine ulaştığını ifade eden Avşar, “1075'te Kutalmış oğlu Süleyman Şah İznik'i alarak başkent yaptı ve Devletin sınırlarını Marmara ve İstanbul Boğazı'na kadar ulaştırdı. Anadolu Türk yurdu olarak tanındı. 1140'tan sonra batılılar Anadolu'ya “Türkiye” demeye başladılar. Biz diyemiyoruz; Rum diyoruz.

Anadolu'ya gelen Türklerin, Orta Asya'dan getirdiği birtakım kültürlerin de izlerini Van Gölü Havzasında görmekteyiz diyen Abdülhamit Bey, gösterdiği bütün resimlerin kendisinin çektiğini söyledi ve Van'ın Akdamar kilisesindeki duvardaki bir resmi gösterdi. Bu resimde, atın üzerinde geriye dönmüş bir süvari düşmana ok atıyor. Aynı figürün Hun Türklerinin vazolarında,  Uygur Türklerinin mağara duvarlarındaki resimlerde de işlendiğini söyleyen Avşar, “Bu yaşayan canlı bir kültürün, medeniyetin, devamıdır.” dedi.

Türklerin Orta Asya'dan getirdiği en önemli mimari eserin, anıt mezarlar olduğunu değerlendiren Avşar, bu konuda şunları söyledi: “Türkler Orta Asya'da devlet büyüklerine anıt mezarlar yaptılar. Mesela Göktürklerde Kültigin anıt mezarı... Üzeri örtülerek kurgan adı verilen binalar yapıldı. Doğu Türkistan'da bunlara stupa adı verildi ve üzeri kubbemsi bir çatı ile örtüldü. Orta Asya'da yaptıkları kurganları Anadolu'ya geldikleri zaman, İslam kültürüyle harmanlayarak kümbed olarak geliştirdiler ve anıt mezarlar yaptılar. Kümdbedleri Selçukluların hüküm sürdüğü her yerde, her coğrafyada görmek mümkündür. Orhun ve Selenga ırmaklarında gördüğümüz devasa taşlar birer anıt mezardır. Kültügin, Bilge Kağan ve Tonyukuk anıtı, üzeri yazılı mezar taşları bir medeniyetin, bir kültürün ifadesidir. Türk Kağanları bu anıtlarla kendinden sonra gelecek olan hanlara "Çinin ipeğine, kadınına, yumuşak sözlerine aldanmayın." diye nasihat vermektedir.

Türklerin Orta Asya'dan getirdikleri bir önemli özellik de mezarlarına balballar dikmeleridir. Balbal kişinin öldürdüğü düşman sayısını ifade eder. En büyük olarak kendi taşını diker. Bu taşın özelliği insan yüzünün taşlara kazınmasıdır. Biz bunu Anadolu'ya geldiğimiz zaman Ahlat'ta, Güroymak'taki mezarlıklarda görüyoruz.

 Yine Orta Asya'dan getirdiği diğer bir özellik koç şekli mezar taşlarıdır. Ahlat'ta, Bitlis'te gördüğümüz koyun tasvirli mezar taşlarında Anadolu'da şöyle bir inanç oluşmuş. Eğer koyunun altındaki boşluktan geçerse insan günahı az, geçemezse günahı çok olurmuş. Onun için insanlar o taşın altından geçmek için uğraşıyorlar. Çok şişman olanlar denemiyorlar bile,  ama sürtüne sürtüne geçmeye çalışanlar da çok oluyor."

Orta Asya'da Mağara duvarına çizilen çekik gözlü mağara resimlerini Kubad Abad'ın çinilerinde görüyoruz. Kubad Abad sarayında çinilerde de resimlerdeki kadın figürler çizim aynı, gözler çekik.

Abdülhamit Bey, neden mezar taşları üzerinde duruyoruz? dedi ve kendi sorusuna kendisi cevap verdi: “ Çünkü bu mezar taşları bir milletin tapu sicilleridir. Bu yörede kadim zamandan beri var olduğunu gösterir. Kimse, siz buraya sonradan geldiniz, işgal ettiniz diyemez. Ya da sizden önce burada biz vardık diyemez.”

Selçuklunun Osmanlının teorisini oluşturduğu tezini yenileyen Avşar, “Selçuklu, Osmanlının teorisini oluşturdu, demiştik. Hakikaten Selçukluların gayri Müslimler tanıdığı serbestiyet, kendi dillerinde okuyup yazmaları ve inançlarını istedikleri gibi yaşamaları, mal mülk edinme ve ticarette serbestçe dolaşmaları büyük bir medeniyettir. Bu geleneği, barış anlayışını da Osmanlılar aynen almışlar, uygulamışlardır. Mimaride kümbedler üzeri kubbe ile örtülü türbelere anıt mezarlara dönüşmüştür.

Türklerin anıt mezar yapmalarının bir nedeni de inançlarından dolayıdır. İslamiyet öncesinde de Türkler ölümü bir yok oluş olarak görmüyordu. Bu dünyanın geçici olduğunu, asıl hayatın ahiret olduğunu kabul etmişlerdir. Onun için bu dünyadan ayrılırken mezarları devasa büyüklükte yapmışlar, çünkü asıl yurt olarak orayı görmüşlerdir. Türkler Müslümanlığı kabul ettikten sonra da İslam inancıyla harmanlayarak kendilerine özgü orijinal eserler vücuda getirmişlerdir. İslam'ın cihat emrini, kendi idealinde olan cihan hâkimiyeti mefkuresiyle birleştirerek atalarından aldığı bayrağı daha ileriye taşımışlardır. Yeryüzünde Allah'ın adaletini temin etmek ve yaymak fikrini Selçuklulardan devralan Osmanlılar viyana kapılarına kadar taşımışlardır.

Yine Selçuklulardan aldıkları ikta sistemini Osmanlı Devleti araziyi, timar" adı altında askerlere dağıtarak ülkenin ekonomik yapısına yön vermişlerdir. Ataları gibi ülkenin her tarafını kervansaray ve hanlarla donatarak ticaretin gelişmesine önem vermişleridir. Uyguladığı adalet sistemi ve hoşgörü ile farklı kavimleri uzum bir süre tek bayrak altında tutabilmişlerdir. Selçukluların kurduğu medreseleri geliştirerek külliye haline getirmişler ve fethettiği her yere bir cami, medrese, hamam kütüphane, hastane, imaret, çarşı, han, dükkân ve evler inşa etmişler, ilayı kelimetullahı Viyana kapılarına kadar ulaştırmışlardır.” tespitlerinde bulundu.

Doç. Dr. Abdülhamid Avşar Bey'e verdiği çok değerli bilgilerinden dolayı teşekkür ederiz.

Mezar taşları bir milletin hafızasıdır, tapu kayıtlarıdır. Barzani Irak'ta Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Tuzhurmatı, Kerkük, Musu'la girdiği zaman tahrip ettiği ilk yer mezarlıklar olmuştur. Onun için mezarlıklarımıza çok iyi sahip çıkmalıyız. Bu mekânlar bizim bir millet olarak tarihi çağlardan beri var oluşumuzun belgeleridir.

Sadece Doğu Anadolu'da değil, Anadolu'nun her yerinde anıt mezarlara rastlıyoruz. Kendi köyüm olan Karamanın Göktepe Kasabası'nın mezarlığında da Selçuklu devrine ait Büğülü Baba Türbesi ve 1960 tarihli bir balbal yer almaktadır.

***

NOT: Konya Türk Ocağında, 28 Kasım Cumartesi günü 14.00'de yapılacak olan konferansta Doç. Dr. Baran Dural, konuşacak. Dural, Türk Muhafazakârlığında “Müslüman Türk, Türk Müslüman Çatışması” konulu konferansıyla Türk kimliği ile Müslüman kimliğini irdeleyecek.