Türkiye Tarımda Kendine Yetebilir mi?

Abone Ol

İnsanlar, tarih boyunca ve gelecekte de sağlıklı bir beslenme gereksinimi duymuştur. Beslenme, güvenli gıda üretimine dayanmaktadır. Güvenli gıda üretimi ise tarım topraklarının verimli bir şekilde kullanılmasına dayanır.

Dünya ve ülkemizdeki artan nüfus, gıda talebini karşılamanın giderek zorlaştığını göstermektedir.

Ekilebilir tarım arazilerinin sınırlı olduğu ve bu arazi miktarının artırılmasının kısıtlı olduğu göz önüne alındığında, tarım topraklarının verimli kullanılması önemlidir.

Ülkemizde tarım sektöründe çalışan nüfus azalmakta ve kentlere göç hızlanmaktadır. Tarım sektöründe girdilerin sürekli artması, arazi boyutlarının yeterli tarımsal işletme boyutunu sağlayamaması, tarım alanlarının amaçları dışında kullanılması sosyal ve kültürel merkezlerin kentlerde yoğunlaşması ve genç nüfusun kırsal bölgeleri terk etmesi gibi faktörler bu sorunun merkezindedir.

Nüfus artışıyla doğru orantılı olarak tarım yapılacak arazi miktarını artırmak mümkün değildir. Bu nedenle mevcut tarım alanlarından daha fazla ürün elde etmek için daha verimli yöntemlerin bulunması ve tarım topraklarının sürdürülebilir bir şekilde kullanılması gerekmektedir.

 Ülkemizin nüfusu Cumhuriyet'in kuruluşunda 13.5 milyonken, 2022 yılı itibarıyla 86 milyona ulaşmıştır. Ülke yüzölçümü 780 bin km2 iken tarım arazileri sadece bunun 22 milyon hektarıdır. Nüfusumuz yüzyıllık süreç içerinde yaklaşık 6.5 kat artarken tarım arazileri kontrolsüz ve plansız bir şehirleşme uğruna gün geçtikçe azalmaktadır.

Tarım alanlarındaki bu değişimde rol oynayan başka bir faktör de kuşkusuz ülkenin ekonomik koşullarıdır.

***

Dr. Necdet ORAL yazdığı bir makalesinde Türk tarımının geldiği durumu şu şekilde özetlemiştir ( https://www.birgun.net/haber/turkiye-tarimda-neden-ithalata-bagimli-hale-geldi-259690),24.06.2019) :

“Coğrafya ve iklim bakımından çok elverişli konumda bulunan, farklı ekolojik bölgeleri barındıran ve bitki çeşitliliği bakımından oldukça zengin olan Türkiye, FAO’nun son verilerine göre 23.7 milyon hektar ile Avrupa’da en büyük tarım arazisine sahip ülkedir.

Türkiye’nin ardından gelen Fransa 19.3, İspanya 17 ve Almanya 12 milyon hektar tarım arazisine sahiptir. Ancak bu avantaj hızla yitirilmektedir. 1980’den bu yana uygulanan IMF, Dünya Bankası ve DTÖ dayatmalı politikaların sonucunda tarım alanları 5 milyon hektar daralmıştır.

Türkiye’de tarımı çökertme sürecinin temelleri, 24 Ocak Kararları ve 1980 askeri darbesini izleyen yıllarda uygulamaya konulan emek karşıtı neoliberal politikalarla atılmıştır. O yıllarda başlatılan “üreticiyi ithalatla terbiye etme” politikası günümüzde de sürdürülmekte; arz eksikliğinden dolayı fiyatı artan her ürünün fiyatının ithalatla düşürülme kolaycılığına başvurulmaktadır.

2018 yılı itibariyle gerek tarımsal (hammadde ve gıda maddeleri) ihracatımız, gerekse ithalatımız 18 milyar dolar civarındadır, yani başa baştır. Türkiye tarımsal üretim için kullanılan tohum, gübre, ilaç, traktör, mazot gibi girdilerin yanı sıra hububat (buğday, mısır), pamuk, yağ bitkileri (soya, ayçiçeği), bitkisel yağlar ve hayvansal üretimde (yem, canlı hayvan, et) ithalata bağımlıdır.

2018 yılında 20 milyon ton buğday üreten Türkiye, bunun yüzde 30’una yakın (5.8 milyon ton) ithalat yapmıştır. Yalnızca 5 bitkisel ürün (buğday, mısır, soya, ayçiçeği, pamuk), canlı hayvan ve kırmızı et ithalatı için ödenen bedel yaklaşık 6.6 milyar dolardır (yaklaşık 30 milyar TL). Aynı yıl çiftçilere yapılan destekleme ödemeleri bunun yarısı (14.5 milyar TL) kadardır. Öte yandan gıda sektöründe ithalata bağımlılık düzeyi yüzde 50 dolayındadır. Yani gıdada ihracat bedelinin yüzde 50’ye ulaşan miktarı ithal girdi için harcanmaktadır.”

2019 yılında Tarım Orman Şurası yapıldı. Bu şuranın görüş ve öneriler kısmında Türk tarımın geleceği hususunda önemsediğim hususlardan bazılarını paylaşıyorum:

·         Kırsal kalkınma politikaları yeniden düzenlenip işler hale getirilmelidir,

·         Kırsal gelişim planları arazi toplulaştırmadan önce hazırlanmalıdır,

·         Gıda güvenliği politikalar ile sağlanmalıdır,

·         Tarım reformu politikaları geliştirilmelidir,

·         Hayvancılığın geliştirilmesi için mera ıslahı yapılmalıdır,

·         Orman yetiştiriciliğin geliştirilmesi gerekmektedir,

·         Arazi toplulaştırma projelerinde arazi toprak derecelendirmesinin güncel verilere teknik usullere göre yapılması gerekmektedir,

·         Sürdürülebilir arazi yönetiminin sağlanabilmesi amacıyla 1.sınıf tarım arazilerinin tarım dışı kullanılmasına kesinlikle önlem alınmalıdır,

·         Tarımsal amaçlı kurulan kooperatifler desteklenmelidir,

·         Özel seracılık alanları doğal afet ve risklere karşı korunma altına alınmalıdır,

Bu özet veriler ışığında gün geçtikçe parçalanan tarım dışında kalan tarım arazileri için ;  Arazi borsası kurularak küçük hisseli ve parçalı olması sebebiyle gün geçtikçe tarım dışında kalan araziler, devlet tarafından kamulaştırma yapılarak, o bölgede tarım yapan işletmelere kiralama  veya uygun şartlarda satış yapılarak “tabir caiz ise bir karış toprağın boş kalmasına” müsaade edilmemelidir.

Sık sık çıkarılan imar affı, talan affı gibi atalarımızdan bize miras değil yeni nesillere aktarılması emanet verilen bu topraklar göz bebeğimiz gibi korunmalıdır.

Hiçbir siyasi kaygı ve beklenti olmadan radikal kararlar alınarak Türk tarımı ölmekte olduğu bu topraklardan tekrar ayağa kalkabilir.

Bizim çocukluk yıllarımızda çok kullanılan “Türkiye, dünyada kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biridir”. Söz gerçek mi hayal mi? idi tam bilemiyorum. Kulağa son derece güzel gelen bu söylemi önemsiyorum. Acaba “kendi kendine yete bilirlik” ile tam olarak kast edilen nedir? Bu tam anlaşılamamıştır. Ama dünyada gelişen modern tarım teknikleri bu işin uzmanı olmasam da akıl, bilim ve liyakatli kadrolar ile donamış bir tarımsal yapı, bırakın bir Türkiye’yi birkaç Türkiye’yi besleyecek, doyuracak potansiyele sahiptir. Burada temel hedef ülkede yaşayan nüfusun güvenli gıda temini sağlamaktır. Bu potansiyel bu coğrafyada var. Zor olan üç tarafı denizlerle ile çevrilmiş aynı anda dört iklimin yaşandığı ülkemizde, hainlerden ve işbirlikçilerden arınmış bir ülke olabilmek ön şart. Bu yolda samimi yönetici ve devlet adamlarımıza Allah kolaylıklar versin, hayırlı yardımcılar lütfetsin. Küresel güçlerin kıskacında her alanda kurtulmuş bir Türkiye Cumhuriyeti hayaliyle yazılmış bu yazıda bütün kusurlar bana aittir. Her şeyin en iyisini Allah bilir…

Baki selamalar