'Türk Sancağı'nı tanımayan

Abone Ol

'Türk Sancağı'nı tanımayan 'liva-ül hamd'ı tanıyabilecek mi?

Milli varlık diyebileceğimiz şeyin İslamî varlıktan başka bir şey olmadığını düşmanlarımız biliyordu. Bu sebeple 'İslam olmadan da millet olabilirsiniz' dolması yutturuldu. Millî varlığının tamamını İslam'a borçlu olan Türk Milleti'ne birileri İslam dışında bir saha aradı. Güya milli varlığımız Arap varlığından bu şekilde ayrılıp temayüz edecekti. İslam'a dair ne kadar pırıltı var ise Arap âdeti diye takbih etmeye kalktılar. 

Bu telakkinin devamı olarak 1925 yılında yeniden bir istiklal Marşı yazılması istendi. Maarif Vekaleti'nin açtığı yarışmaya gönderilen şiirlerden bu işin tutmayacağı anlaşılınca vazgeçildi. 'Yeni İstiklal Marşı' sancısı 1937'de tekrar nüksetti. Nükseden sancıya derman olmaya Necip Fazıl da çalıştı. 'Büyük Doğu Marşı' bu çabanın mahsulü!

İmhasına uğraşılan sadece İstiklal Marşı değildi. Bunu halletmiş olsalar geride bayrak vardı. 1930'lu yıllardan sonra Mustafa Kemal'in “gök renkli bayrak" istediğini duyacaktık. Cumhurbaşkanlığı forsunda da yer alan mavi zeminli ve ortasında da bozkurt kafası bulunan güya Göktürklerin bayrağının Atatürk'ün kafasındaki bayrak olduğunu öğrenecektik, çok sonralardan.

Dininden, dilinden, tarihinden, musikisinden, kıyafetinden mahrum bırakılan milletin İstiklal Marşı ve Sancağı niçin elinden alınmasındı.

Ama bir şekilde olmadı, olamadı! Dokunulamadı İstiklal Marşımıza ve Türk Sancağına.

 Türk Bayrağı “ulusal devlet”in sembolü denildi. Milletin “ulus” haline getirilmesinin en geçerli aygıtıymış gibi kullanılmaya çalışıldı. İstiklal Marşı ve Bayrak, temsil ettiği değerlerin imhası için suiistimal edilmeye çalışılmıştı.

Bütün bu yaşananlar hadiseler İslami endişeye sahip insanları bayrak mevzuunda mesafeli hali getirdi. Hele hele siyasal İslam denilen cereyandan sonra Türk Bayrağı 'cahiliye sembolü' olarak takdim edilmeye başlanmıştı. Yani “Bayrak ve İstiklal Marşı'na ne kadar mesafeli isen o derecede İslam'a yakınsın” gibi bir numara çevrildi. Ekilen tohumlar bugün meyveye durdu. Bir eline kimin dizayn ettiği bilinmeyen, üç parçalı batılı ülkelerin bayraklarına benzeyen 'Filistin bayrağı' almadan öbür eline Türk Bayrağı alamayan mağdurlara vardı iş! Türk Bayrağının İslam'ın ama sadece “İslam'ın istiklâli”ni temsil ettiğini kimseler söylemedi. Fas'dan, Endonezya'ya! Pakistan'dan, Malezya'ya kadar İslami bir mensubiyet işareti vermek isteyen her ülke hilal ve yıldızı kendine simge olarak seçti. İnsanların “bizi temsil etsin” diye müracaat ettikleri şeyin aslında Türk Sancağı olduğunu kim söyleyecekti? 

İnmesin diye canımızı verdiğimiz sancak Mekke'de Ecyad Kalesi'nde dalgalanan sancaktı. 1918'de indirildi. O sancağı İngiliz gavuru indirdi. Sancağımızın Mekke'den indirilmiş olmasının acısı ve utancıyla Türkiye hudutlarına çekildik. Türkiye Mekke'yi ve Medine'yi gavura vermek zorunda kalmış olmanın utancıyla kuruldu.  İstiklal Marşında Türk ve Allah kelimeleri bu yüzden geçemedi. Mahzunduk, mahcuptuk.

Türkiye'nin manası her geçen gün daha da inceltiliyor. Ancak Türkiye isimli bir ülkenin hâlâ haritalarda yer alıyor olması ve bayrağının da hâlâ indirilememiş olması cümle medenî milletler ve o milletlerin köpeklerinin derdi oldu. Olmaya devam ediyor.

Türk Bayrağı sadece bir bayrak değildir. O sancağı dünyada iken tanıyıp altında toplanamayanlar, yarın liva-ül hamd altında toplanacaklarını sanadursunlar.

Türk Bayrağını 16 bayraktan birisi olarak kabul eden anlayışla, İslam coğrafyasında kurulan modern devletlerden birisinin bayrağıyla eş tutan anlayış aynı maksada hizmet eder. 

Türk Bayrağı, ama ve sadece Türk Bayrağı İslam'ın izzetini ve istiklalini temsil eder. Onun dalgalandığı yer kâfirler tarafından zapt edilememiş son kaledir. O İslam'ın siyasi bir organizasyon, askeri bir kuvvet olarak tamamen yok edilemediğinin, hâlâ bir ümit olduğunun nişanesidir. Hilal ve yıldız İslam'ın yüksek bir mevkide temsili manası taşıdığı için Türk Bayrağına benzemek düşüncesiyle bütün dünyada Müslümanlar tarafından da bir remz olarak kabul edilmiştir. 

Türkiye = İslam, İslam=Türkiye.  Bu hakikati görmek ve göstermek istemeyenlerin numaralarına kanmış olan ahali güya 'İslami hassasiyet gereği' bayrağa mesafe koymuştu. Bayrağa ve devlete sadakat iddiasındakiler de bayrağı Mustafa Kemal'siz düşünemiyorlardı bile. Ya da bayrağın yanına bir kurt resmi koymaksızın rahat edemiyorlardı.

Türk bayrağı, devletin değişik şekillerde örgütlediği mekanizmaların değildir. Türk bayrağı Türk Milletinindir. Başkasının değildir. Türk Milleti'ne mensup olmayı şeref kabul edenler de onun yeryüzünde 'biricik' olduğunu bilir. Devlet veya devletin işlettiği sair mekanizmalar Türk Bayrağı'ndan vazgeçmeyi düşünebilir. Türk Milleti asla vazgeçmeyecektir. 

Türk Milleti o millettir ki, ne kadar dalgalanırsa dalgalansın onun nazlı olduğunu bilendir. İffetsizler nazın ne olduğunu bilmezler. O bayrak ne kadar coşarsa coşsun Mekke semalarında dalgalanamadığı için mahzundur. Şımarıklığı, cüretkârlığı, nankörlüğü kendisine yakıştıramayanların bayrağıdır. Türk bayrağı alacaklı olanların değil, borçlu olanların bayrağıdır. 

Türk Bayrağı altında, İstiklal Marşı altında toplanmayanlar alacaklı olanlardır. Ülkesinden, ailesinden, ana-babasından vs alacaklıdır onlar. Onlara ne versen onların alacaklı olma hali bitmeyecektir. Onları cehennem doyurur. 

Türk Bayrağı altında İstiklal Marşı altında toplananlar; ana-babasına, şehrine, ülkesine, Hâlik'ine karşı borçlu olanlar; cennete gözlerini dikmiş “hamd” içinde canını vermeye hazır olanlardır. Liva-ül hamd (Hamd Sancağı) altında toplanma hazırlığı yapanların bayrağıdır.  Bir cepheden bir cepheye aç, biilaç 12 sene koşmuş sonunda da madalya, maaş, nişan kabul etmemiş olanların bayrağıdır. Onlar kimseden alacaklı değildirler. Onlar “ne yaparsam yapayım borcumu ödemiş sayılmam” diyenlerdir. 

Ne idüğü belirsizlerin, ne idüğünü bilmediğimiz kirli oyunların kuklalarının şenaatleri onun asaletini asla haleldar edemez.

“O benimdir, o benim milletimindir ancak!”

 13 Şaban 1435