Necmettin Erbakan Üniversitesi (NEÜ) öncülüğünde, tıp ile sanatı bilimsel bir potada eriten tarihi bir projeye imza atıldı. NEÜ Bilimsel Araştırma Projeleri Koordinatörlüğü (BAP) tarafından finanse edilen; Türk Müziği Devlet Konservatuvarı ile Tıp Fakültesi paydaşlığında yürütülen dev araştırma meyvelerini verdi. Musikinin tedavi edici gücünün nörolojik altyapısını kurmayı hedefleyen “Türk Müziğinin İnsanlarda Oluşturduğu Duygulanım Deseninin Müzikal Özellikler ve Beyin Parametreleri Açısından Eş Zamanlı Olarak Belirlenmesi” başlıklı projenin somut çıktıları, düzenlenen özel bir konser ve bilimsel sunum eşliğinde kamuoyuna ilan edildi. Ahmet Keleşoğlu Yerleşkesi AKİF Nezahat Keleşoğlu Konferans Salonu sınırları içerisinde “Zihindeki Makamlar: Türk Müziğinin Nöral Kodları” adıyla gerçekleştirilen tarihi lansmana NEÜ Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Bahadır Feyzioğlu ve Prof. Dr. Hidayet Oğuz, NEÜ Genel Sekreteri Dr. Rahim Çimen ile çok sayıda akademisyen, dekan ve davetli katıldı.
TAM 7 YILLIK ADANMIŞLIK HİKAYESİ: KANSER TEDAVİSİNDE ÇIĞIR AÇACAK POTANSİYEL
Açılış konuşmasında projenin felsefi derinliğine ve stratejik önemine değinen NEÜ Rektörü Prof. Dr. Cem Zorlu, elde edilen başarının arkasında 7 yıllık sarsılmaz bir sabır, ısrarlı takip ve yüksek bir adanmışlık hikayesi yattığını dile getirdi. Temelleri 2019 yılındaki Tıp Bayramı’nda atılan bu fikir tohumunu yeşertmek için tıp ve sanat kadrolarının büyük bir gönül birliğiyle çalıştığını belirten Rektör Zorlu, modern tıp uygulamalarını destekleyecek yerli, ahlaki ve vicdani bir bütüncül sağlık yaklaşımına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Ataların geçmişte darüşşifalarda hiçbir yan etki barındırmadan başarıyla uyguladığı akustik tedavi yöntemlerini modern bilimin ışığında güncellediklerini belirten Zorlu, temel amaçlarının kronik hastalıklarda bireylere sekinet verecek, yaşam kalitesini artıracak ve kimyasal ilaç bağımlılığını en aza indirecek bilimsel alternatifleri dünya literatürüne kazandırmak olduğunu, bu misyonu insanlığa karşı bir sorumluluk olarak gördüklerini söyledi.
Görev süresi boyunca iki büyük ideali hayata geçirmek için stratejik hamleler yaptıklarını aktaran Rektör Zorlu, bunlardan ilkinin kimyasal ilaç etken maddelerini bitkisel ekstraktlardan üretmeyi amaçlayan “Tıbbi ve Kozmetik Bitkiler Uygulama ve Araştırma Merkezi” olduğunu, ikincisinin ise bu müzikal terapi projesi olduğunu belirtti. Yürütülen çalışmanın Türkiye’de ve dünyada hiçbir muadilinin bulunmadığının altını çizen Zorlu, Batı müziğindeki basit denemelerin aksine, Türk müziği makamları üzerinden beynin frekanslarıyla ritimleri birleştiren böylesine kapsamlı bir araştırmanın küresel çapta bir ilk olduğunu kaydetti. Bu yöntemin basit bir baş ağrısı ya da migren tedavisinin çok ötesine geçerek, beyinde “tedaviye hazırım” komutunu tetiklemek suretiyle kanser tedavilerinde dahi çığır açabilecek bir hücresel potansiyele sahip olduğuna inandığını belirten Rektör Zorlu, üretilen bilginin topluma fayda sağladığı ölçüde güç kazanacağını, bu projenin üniversitenin kurumsal vizyonuna ve taşıdıkları ismin mirasına yakışır somut bir nişane olduğunu ifade etti.
TARİHTE İLK KEZ LABORATUVARDA KANITLANDI: BEYİN DALGALARI VE HORMONLAR MERCEK ALTINDA
Projenin tıbbi altyapısını ve gelişim serüvenini konuklarla paylaşan NEÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Dursun, konunun tarihsel trajedilerine ve medeniyet farklarına dikkat çekti. Geçmiş yüzyıllarda Avrupa’da akıl hastalarının zincirlere vurularak karanlık odalarda ölüme terk edildiği dönemlerde, Selçuklu ve Osmanlı dârüşşifalarında insanların su sesi ve musikiyle şifa bulduğunu hatırlatan Prof. Dr. Recep Dursun, bugüne kadar hangi makamın beyinde nasıl bir frekans ve hormonal değişim yarattığına dair ellerinde ampirik ve kesin bir veri bulunmadığını söyledi. Kurdukları ve dünyada eşi benzeri olmayan ileri teknoloji araştırma stüdyosu sayesinde makamların insan vücudundaki, beyin dalgalarındaki (EEG), kalp ritimlerindeki ve hormon seviyelerindeki net etkilerini dünyada ilk kez eş zamanlı olarak ölçmeyi başararak temel bilimsel kanıtlara bağladıklarını müjdeledi.
Müzikal teoriler ve fıtrat arasındaki kusursuz uyuma değinen NEÜ Türk Müziği Devlet Konservatuvarı Müdürü Prof. Dr. Mehmet Gönül ise Türk müziğinin insan doğasına en uygun ses sistemlerini ve mikro tonları bünyesinde barındırdığını ifade etti. Oluşturulan geniş veri havuzunda biyolojik ve psikolojik alanda musikinin temel direği olan “ahenk” kavramının izini sürdiklerini belirten Prof. Dr. Mehmet Gönül, ecdadın günün beş farklı vaktinde okunan ezanları bile insan ruhunun saat dilimlerine göre ihtiyaç duyduğu biyolojik ve psikolojik insicama göre makamlandırdığını açıkladı. Araştırma sürecindeki EEG kayıtlarında, Türk mûsikîsinin büyük usullerle bestelenmiş en ağırbaşlı formlarından olan “Peşrev” formundaki enstrümantal eserleri tercih ettiklerini belirten Gönül, sözsüz olmaları sebebiyle muhataplarında önyargısız ve saf hisler uyandıran saba, hicaz, bayâti, segâh ve rast makamındaki abidevi sanat eserlerinin akademisyenler ve lisansüstü öğrencilerden oluşan İcra Heyeti tarafından testlerde başarıyla uygulandığını aktardı.
SAHNE ARKASINDAKİ MÜHENDİSLİK HARİKASI: 60 BİN SATIR KODLA GELİŞTİRİLEN ÖZEL YAZILIM
Projenin teknik, elektrofizyoloji ve dijital altyapısını yöneten NEÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Barkın İlhan, perde arkasında yürütülen devasa mühendislik ve yazılım operasyonunun detaylarını gözler önüne serdi. İki yılı aşkın süredir devam eden zorlu Ar-Ge çalışmaları boyunca tek başına yaklaşık 60 bin satır kod yazdığını açıklayan Prof. Dr. Barkın İlhan, ithal tıp cihazlarının ve standart EEG yazılımlarının yetersiz kaldığı noktalarda, tamamen yerli imkanlarla ürettikleri özel bir yazılım sayesinde beyin-müzik verisini gerçek zamanlı ve eş zamanlı olarak işlemeyi başardıklarını belirtti. Konservatuvar laboratuvarındaki hassas düzeneği sahne ortamına taşımak için 3D yazıcı teknolojilerinden faydalanarak kendi özgün elektronik donanım modellerini ürettiklerini söyleyen İlhan, kurulan paralel bilgisayar sisteminin zamanla devasa bir veri merkezine (data center) dönüşeceğini kaydetti.
Tıp literatüründe “Hiper Tarama (Hyper-EEG)” olarak adlandırılan ve birden fazla deneğin beyin dalgalarının aynı anda ölçülmesine olanak tanıyan karmaşık bir yapıyı sahneye entegre ettiklerini belirten Prof. Dr. Barkın İlhan, iki farklı deneğin beyin dalgalarının müzikle olan uzay-zamansal korelasyonunu, yani aynı frekans çizgisine gelme oranlarını karmaşık algoritmalar üzerinden dev ekranlarda canlı olarak izleyebildiklerini söyledi. Bu gelişmiş teknolojik altyapının, özellikle Türk müziği bağlamında canlı bir sahne ve konser performansında uygulanmasının dünya bilim tarihinde bir ilk olduğunu gururla paylaştı.
CANLI PERFORMANSTA SEKİNET HALİ: İZLEYİCİLER KAREKODLA VERİ HAVUZUNA KATILDI
Protokol konuşmalarının ve teknik sunumların tamamlanmasının ardından, bilim ve sanatın izleyicileri büyülediği canlı deney aşamasına geçildi. Projede stratejik bir öneme sahip olan, bestesi ünlü usta Refik Fersan’a ait Rast peşrev de dahil olmak üzere beş temel makamdan oluşan muhteşem bir repertuar icra edildi. Bu sırada, sahneye çıkarılan iki konservatuvar öğrencisinin kafasına hassas EEG boneleri yerleştirilerek canlı ölçüm işlemi başlatıldı. Sözlü eserlerin dinleyicide oluşturabileceği semantik yönlendirmeleri engellemek adına tamamen enstrümantal formda seçilen peşrevler çalınırken, deneklerin beyin dalgalarındaki Delta, Teta, Alfa, Beta ve Gama frekanslarındaki anlık elektrot potansiyeli değişimleri ve global alan dönüşümleri salondaki dev ekranlara saniye saniye yansıtıldı.
Makamların tonları değiştikçe deneklerin beyin dalgalarında oluşan sekinet, derin dinginlik ve ruhsal ahenk halleri izleyiciler tarafından hayranlıkla izlendi. Sadece sahnedeki deneklerle sınırlı kalmayan bu bilimsel şölen, salondaki davetlilerin de sürece dahil edilmesiyle interaktif bir boyut kazandı. Koltuklarında oturan misafirler, kendileri için özel olarak hazırlanan karekodları akıllı telefonlarına okutarak anket formu üzerinden makamların o an kendi ruh dünyalarında bıraktığı hissiyatı ve psikolojik yansımaları sisteme aktardı. Bu sayede tüm salon, dünya çapında ses getirecek bu tarihi bilimsel veri havuzunun canlı birer parçası haline geldi. Büyük ilgi gören program, katılımcıların merak ettiği soruların uzman heyet tarafından yanıtlanması ve çekilen anı fotoğraflarıyla noktalandı.