Bu sabah kalktığımdan beri her şey öylesine tuhaf ki!
Gökyüzünde mor kızıl renkli bulutlardan oluşan bir perde, gülümsemeye çalışan güneşin önünü kapatmaya, adeta onun dünya ile irtibatını kesmeye çalışıyor. Az ötede yaşlı bir bulut, bembeyaz sakalını yine bembeyaz buluttan entarisinin üzerine taramakla o kadar meşgul ki etrafında olup bitenleri görmüyor bile.
Gözlerimi bir an sokağa çeviriyorum, karşı komşumuz Derviş amca arabasının tekerleklerine zincir takmaya çalışırken kan ter içinde kalmış. Bahçemizdeki kiraz ağacı çiçek açmış, etrafında onlarca bal arısı feveran ediyor. Sanırsınız arı mayanın kovanı bizim bahçeye çıkarma yapmış.
Ben pencereden bunları seyrederken; Babaannem,' perdeleri iyice aç' diyor.' İçeri güneş girsin'.
Televizyonda haber bültenleri kar uyarısı yapıyor.
Annem komşularla sözleşmiş pikniğe gideceklermiş. Büyük bir telaşla yaptığı nefis dolmaları, kurabiyeleri, börekleri piknik sepetine yerleştirmeye çabalıyor. Bir taraftan da dedesinin at arabasıyla Meram Bağlarına gitmeyi ne çok özlediğini, benimde buna mutlaka bayılacağımı anlatıyor.
Babam köşedeki koltuğunda oturan babaannemin elini öpüyor. Babaannem ona önceden hazırladığı ipekli mendili uzatıyor. İçinden şekerleme ve harçlık çıkıyor. Babam mendili büyük bir sevinçle cebine atıyor.
Dedem ve babam bayram namazına gitmek için beni bekliyorlar. Bense bir türlü montumun fermuarını kapatamıyorum. Beni almadan gidecekler diye acele ettikçe elim ayağım birbirine dolanıyor.
Derken sokağa çıkıyoruz. Köşeyi dönerken dedem yine : 'Buraları eskiden hep tarlaydı' diye başlıyor. Babamla birbirimize bakıp gülümsüyoruz. Elimi cebime atıyorum. İki tane bayrak desenli balon çıkıyor. Balonları şişirmeye başlıyorum. Bir süre sonra ikisini de elimden bırakıyorum. Neşe içinde uçmalarını seyrederken arkalarından el sallıyorum. Güneş mor kızıl bulutlardan yakasını kurtarmışa benziyor. Beyaz sakallı beyaz entarili ihtiyar bulut ise köşesinde çoktan uykuya dalmış.
Tam bu sırada boynunda sürüklediği ipiyle koşan bir boğa, arkasından da satırlı bıçaklı adamlar geçiyor önümüzden. Ha bire boğayı yakalamaya çalışıyorlar. Bizse şaşkınlıktan büyümüş gözlerle onlara bakıyoruz. Bir anda boğa bir trene dönüşüyor. Ardından canhıraş koşturan adamlar satırı bıçağı bırakıp var güçleriyle kaçmaya başlıyorlar. Sokağın diğer tarafında bir kar küreme aracı, yoğun karda kapanan yolları açma telaşında. Aman dikkat edin derken trenden kaçan adamlar kar küreme aracıyla trenin arasında kalıyorlar. Dedem ve babam adamlara sesleniyor: Bu tarafa gelin bu tarafa!
Derken annemin sesi: Emre! Hadi kalk artık okula geç kalacaksın!
Bir an yatağımda doğrularak gözlerimi ovuşturuyor ve etrafıma bakınıyorum. Tüm bunlar bir rüyamıymış? Oh. Nasıl rahatladığımı anlatamam. Sonra rüyamda gördüğüm onca şeyi hatırlayıp gülümsüyorum.
Odada okul için hazırlık yapan ablam neden güldüğümü soruyor. Hiç! Diyorum.