TIPKI KAN KAYBI YAŞAR GİBİ İNSAN KAYBEDİYORUZ VE İNSANLARI KAYBEDERSEK, HAYATI KAYBEDERİZ

Abone Ol

Doğa boşluk tanımaz. İnsanları bilinçli bir eylem planı içinde spora, üretime ve disipline yönlendirmezsek; o boşluğu kaos, bağımlılık ve çürüme doldurur. İnsan kaybı, aslında hayatın asıl kaybıdır.

Yazan:
Dr. Sezgin Karabağ
Spor Bilimci / Performans Uzmanı

Ve Cümleye başlarken yukarıda da Dediğim gibi Doğa boşluk tanımaz. Aslında Hayatımızın Mottosu tam olarak da bu. Çünkü biz toplum olarak bir İşi Bitirdiğinizden Derhal Bir Başka İşe Koyulun Cümlesinin vücut bulmuş halini almalıyız.
Neden mi?
Çünkü emek, insanın ruhunu dengede tutar
İnsan yalnızca yiyerek, uyuyarak, bekleyerek huzur bulmaz.
İnsan üreterek dengelenir.
Bir iş bittiğinde gelen “rahatlama” kısa sürer ama
Ardından şu başlar:
• “Şimdi ne yapacağım?”
• “Hayat neden bu kadar anlamsız?”
• “Benden daha iyileri var…”
Bu psikolojik düşüşü engellemenin yolu şudur:
👉 Bir işi bitir, ama durma.
Bu, tükenmek değil; istikrarla diri kalmaktır.
Boş kalan insan:
• Daha çok yer
• Daha çok konuşur
• Daha çok şikâyet eder
• Daha çok yanlış yapar
Dolayısıyla insan kendini iş içinde tanır. İnsan kim olduğunu çalışırken görür:
Bu yasa yalnızca doğa için değil, toplumlar için de geçerlidir. İnsanlar boşlukta bırakıldığında, mutlaka bir şey o boşluğu doldurur. Bu bazen gelişim olur, bazen çöküş. Tercih edilmediğinde ise sonuç, kendiliğinden ve çoğu zaman acımasızca belirlenir.
Bugün asıl tehlike, yalnızca gençliği değil; insanı kaybediyor olmamızdır. Yönsüz, amaçsız ve değer üretme alanı bulamayan bireyler; hayattan kopmakta, yaşadığı toplumla bağını zayıflatmaktadır. Bu kopuş bireysel bir tercih değil, doğru yönlendirilmemiş bir sürecin sonucudur.
İnsan kaybı, sessiz olur.
Ama etkisi çok gürültülüdür.
Bir insanı kaybetmek; yalnızca bir bedeni değil, bir fikri, bir emeği, bir geleceği kaybetmektir. İnsanlar bilinçli biçimde üretime, spora ve ortak hedeflere yönlendirilmediğinde; hayatın kendisi zayıflamaya başlar. Sokaklar güvensizleşir, toplum yorgunlaşır, gelecek belirsizleşir.

Dünyanın gelişmiş toplumları bu gerçeği çoktan fark etti. Sporu yalnızca bir müsabaka alanı değil; insan inşa eden bir sistem olarak ele alıyorlar. Spor; disiplin kazandıran, sınır çizen, sorumluluk öğreten ve bireyi hayata hazırlayan güçlü bir araçtır. Spor yapan bir insan, yalnızca daha sağlıklı değil; daha dengeli, daha bilinçli ve daha üretken olur. Biz ise çoğu zaman sporu konuşuyoruz, ama onu bir eylem planına dönüştürmüyoruz.
Oysa mesele konuşmak değil, yön vermektir.
Eğer insanları bilinçli bir eylem planı içinde sportif faaliyetlere yönlendirmezsek; o insanlar hayatla bağ kurmakta zorlanır. Aidiyet duygusu zayıflayan birey, kendine başka aidiyetler arar. Ve bu arayış, çoğu zaman yanlış alışkanlıklarla sonuçlanır.

Evet yine söylüyorum ve söylemeye devam edeceğim.
Doğa boşluk tanımaz.
Siz disiplini öğretmezseniz, hayat onu sert biçimde öğretir.
Siz sporu sunmazsanız, zararlı alışkanlıklar hayatınızı çok kötü bir hale getirir.
Bugün toplumda artan huzursuzluk, şiddet ve umutsuzluk; insanın sistem dışına itilmesinin doğal sonucudur. İnsanlar kendilerini değerli hissetmediklerinde, yaşadıkları hayata da değer vermezler. Bu noktada spor; insanı yeniden hayata bağlayan en güçlü köprülerden biridir.

Ancak bunun için rastgele değil, bilinçli ve sürdürülebilir bir eylem planı gerekir. Okullarda, mahallelerde, iş yerlerinde ve yerel yönetimlerde spor; geçici bir etkinlik değil, kalıcı bir yaşam kültürü hâline getirilmelidir.
Çünkü insanları kaybedersek;
yalnızca bugünü değil, yarını da kaybederiz.
İnsan kaybı, hayat kaybıdır.
Artık şu gerçeği kabul etmeliyiz:
Gelecek, kendiliğinden inşa olmaz.
Gelecek, insanla ve bilinçli yönlendirmeyle kurulur.
Ve Ülke gündeminin içinde bulunduğu meşguliyetlerinden de anlıyoruz ki spor, bu inşanın en sağlam temellerinden biridir.
SAĞLIKLA VE SPORLA KALIN.