Temiz Bosna toprağında secde (1)

Abone Ol

Bosna Savaşı’na katılmış ve gazilik onuruyla nurlanmış Harun Hoçiç, savaş öykülerini kaleme almış ve kitabına “Temiz Bosna Toprağında Secde” adını vermiştir.

Ecdadının o pak alınlarından öptüğü Bosna toprakları için toprağa düşmüş askerlerin diriliş ve direniş öykülerinin yer aldığı bu kitabın sayfaları arasında gezineceğiz.

Önce kitabın yazarı, Konyalıların da dostu olan Harun Hoçiç’i yakından tanıyalım.
1970 yılında Sancak’ın Tutin Belediyesi’ne bağlı Leskova köyünde doğdu. Saraybosna’daki Gazi Hüsrev Bey Medresesi’nde öğrenim gördü.

20 yaşında, Karadağ’ın Bosna’ya saldırması üzerine savaşa dahil oldu. Tabur imamı olarak geri hizmette görev yapma imkânı varken, o en önde çarpışmayı tercih etti. Gazi oldu. Tereddüt etmeden en elit birliklerde görev aldı. Savaşın sonuna kadar 7. Müslüman Tugayı 2. Taburu’nun emiri olarak görev yaptı.

Bosna Ordusu’nda 1. Kolordu’nun din işleri sorumlusuydu. Paris’te imamlık yaptı. Daha sonra Umut Tüneli’nde rehberlik ve ismini sıkça duyduğumuz İgman Savaş Camii’nde imamlık görevlerinde bulundu.
Biz de Harun Hoçiç ile tünelin çıkışında tanıştık.

Kitaba değerlendirme yazısı yazan Elmedina Muftiç’in de belirttiği gibi:

“Vatan imdada çağırdığında, oğullarından en cesur, en sadık ve en onurlu olanlar onun yardımına koştu. Hepimiz hayatımız boyunca vatanımıza bir şeyler veririz; ancak şehit ve gazilerimiz her şeylerini bu vatan uğruna feda ettiler: Canlarını, gençliklerini, vücutlarını ve hayallerini…”
(Temiz Bosna Toprağında Secde, s. 201)

Yazar, 20 yaşında veya daha genç gazilerin sırtlarında milletin ölüm kalım mücadelesini taşıdıklarını anlatıyor. Küçük kahramanları bize tanıtıyor.

İşte onlardan birinin göz yaşartan hikâyesi:

19 yaşında, nur yüzlü, ahlaklı ve imanlı bir genç olan İzo’ya, Çetniklerle (Sırplarla) girilen bir çatışmada bomba isabet eder. Bomba, kolunu büyük ölçüde koparmış; sinirler hâlâ kolu tutmaktadır. Ölümle yüz yüze gelir. Ne ağladı, ne feryat etti, ne de çığlık attı. Sedye ile hastaneye götürülürken, yanındaki küçük asker sordu:

— “Nasılsın?”
— “Allah...”

Saatı sordu:
— “Saat kaç?”
— “Saat dört buçuğa yakın.”

İzo devam etti:
— “İyi, öğleyi kıldım.”
(Temiz Bosna Toprağında Secde, s. 24-25)

Ölüm kalım anında bile namazı düşünen ve “İyi, ölürsem namaz borcum olmayacak” diyebilen İzo’ya imrenmemek mümkün mü?

Acaba biz böyle ağır bir yara alsaydık, nasıl düşünürdük?

“Yaralanmış temiz alnından, uzanmış yatıyor;
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!”
 (Mehmet Akif ERSOY)

İnşallah, önümüzdeki hafta da seçtiğimiz, gözyaşlarına boğan savaş öykülerine devam edeceğiz.

Selam ve dua ile...